Zina


Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun ki, bizleri böyle mübarek bir aya eriştirdi. Ne büyük bir nimet. O nimetin kıymetini bilelim. Değer verelim, tanıtalım onu. Ramazan ayını iyi bilelim. Ramazan ayı mağfiret ayı, af ayı, rahmet ayıdır. Bu günler geri gelmez. Gelir, kıyamete kadar Ramazan ayı gelecek ama acaba bizim ilk ya da son Ramazanımız mı? Biliyor muyuz? Geçen sene Ramazan ayının orucunu tutan kardeşlerimizden bir kısmı aramızda yok. Ola ki son Ramazanım olabilir diye o korkuyla, o telaşla, o endişe ile Ramazan orucunu tutman lazım. Hayırlı bayramlara eriştirsin Cenab-ı Hak bizi.

Değerli müslüman Cenab-ı Hak kullarını bütün kötülüklerden, tehlikelerden öyle koruyor ki, güneşin içindeki ufacık zerrecik kadar bir günah işlemeni istemiyor. Çünkü Allah’ın azabı çetin. O’nun azabı elim, O’nun azabı azimdir. Bir insan Cenab-ı Hakk’ın azabına düçar oldu mu, artık kendisini kurtaramaz, azaba çarpılır. Onun için Cenab-ı Hak bütün kötülüklerin kapısına böyle yasak işareti vurmuş. Zinaya yaklaşmayın diyor. Ülkemiz öyle bir hale geldi ki zina serbest. Göz zinası da var. Kulak zinası da var. Dil zinası da var. Ayak zinası, el zinası çeşit çeşit zina var. Televizyonlar zina, çarşı pazar zina, fuhuş olmuş. Konuşmalar, yazılar fuhuş dolu. Gazetenin fıkrasını okuyorsun fakat altında öyle bir yazı var ki oku da gör. Ahlakını, fikrini ve niyetini bozuyor. Adam senin bütün dinini ve imanını sömürüyor. Öyle yazılar yazıyor ki küfür basını, batıl basını gencin beynini yıkıyor, uyuşturuyor. Genç cebinde hangi gazeteyi gezdiriyor biliyor musun? Tabi sizleri tenzih ediyorum. Sözüm onlara. Nefsinin eline düşmüş genç, çıplak kadın fotoğrafları ile dolu gazeteyi cebinde gezdiriyor. Ahlak bozan, beyinleri yıkayan, Allah’tan uzaklaştıran, insanlığın ahlakını bozan yayınları çıkarıyor . Sen de o gazeteleri okuyorsun. . . . Haber seyredeceğim diye öyle rahat, rahat ekranların karşısına geçip televizyon seyretmek artık bitti. Öldü gitti. Sona erdi. Hiç doğru dürüst televizyon kalmadı artık. Hepsi dinsizlere boyun eğdi. Hepsi dinsizleşti. Var mı ekranda çıplak kadın? İşte sen zalimsin. Reklamlarına çıplak kadın koymuşsan sen insanların dinini sömürüyorsun var mı başka izahı.

Arapça metin: hayrunnas men yenfeunnas, şerrunnas men yedurrunnas

Peygamberimiz (sav) buyuruyor: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır. İnsanların en şerlisi en hayırsızı, insanlara zararlı olanıdır”. İşte basın! İşte televizyon! Ne demek efendi? Milletin hiçbir ferdinden hiçbir müslümandan tepki yok. Maalesef. Televizyonları kapatabilmemiz lazım. Boykot yapmamız lazım. Bizler sizin ekranlarınızı, sizin televizyonlarınızı seyretmeyeceğiz. “Bu ahlaksızlığı düzeltmedikçe, bu televizyonların ekranını düzeltmedikçe biz de sizi boykot ediyoruz” diyen müslüman var mı? Yok. Geçiyor karşısına: “efendim aman ne var ki yani televizyonda.” Ahlakın gidiyor, imanın gidiyor, dinin gidiyor, ahlakın sömürülüyor. Karın kızın var. Ergenlik çağında kızın var. Ergenlik çağında oğlun var. Bunları hiç düşünmüyor musun? Sen yaşlandın. Tamam. Televizyona baksan da hiçbir kıymeti yok. Fakat gözün bakıyor ya gözün kör olsun. Gözün bakıyor ya. O çırılçıplak kendisini teşhir eden kadını görüyorsun ya. İstersen yüz yaşında ol.

Bir yaşlı cemaatimle beraber böyle camiden çıktık gidiyoruz. Karşıdan kadınlar geliyor. Kadınların da hepsinin başında şal var. Örtülü tesettürlü. Bu yaşlı adam sırtını hanmlara döndü yolda durdu. Onlar geçsin diye yüzünü duvara döndü. Onlar geçtikten sonra sordum: “Hacı efendi niye yüzünü duvara döndün? ” “Hocam, göz bakıyor göz.” İşte göz zinası. Eğer şehvetle bir açık kadına baktın mı, işte o senin gözünün zinasıdır. Hemen kaydediliyor defterine. Dilinle fahiş, fuhuş işler söyledin mi, işte dil zinası. Kalbinle kötülük düşündün mü, işte sana kalp zinası. El zinası, ayak zinası. . . Artık akl-ı selim sahibi müslümanlarsınız, anlarsınız.

Peygamberimiz ne diyordu: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır. İnsanların en şerlisi en zararlısı da insanlara zararlı olanıdır. Nedir, kimdir bunlar? İşte basın, işte televizyon, işte ekranlar. Perişan etti milleti. Ülke perişan oldu. Müslümanlar perişan oldu. Boykot edeceksin, bütün halk bütün müslümanlar. Herkesin evinde televizyon var. Devlet başkanına sesleneceksin: ‘Televizyonları ya düzeltirsiniz ya da kapattık boykot yapıyoruz.” Nasıl bir maaş zammı için işçi memur eylem yapıyor. Çarşı pazara çıkıyor, boykot ediyor devleti. Maaşa zam yap diye bağırıyor. Ama dinin gidiyor, imanın gidiyor, ahlakın gidiyor, iffetin gidiyor, örtün gitti elden. Hani boykotun? Ahiretin için boykot yap.

Televizyonları kapatmamız lazım. Bunların televizyonuna bakmamamız lazım. Bakmayacağız. Hocam kime söylüyorsun? Kim kapatır? “Siz insanların içinden çıkarılmış en faydalı, en hayırlı ümmetsiniz” diyor Cenab-ı Hak. Bizlere bildiriyor. İyiliği emreden, kötülükten men eden bir ümmetsiniz. Evet.

Şimdi biz buradan hitap ediyoruz müslümanlara. ‘İyilikleri emredin kötülüklerden men edin’ diyor Cenab-ı Hak. Yuşa peygambere diyor ki: “Halkından 18 bin kişiyi helak edeceğim. Bu 18 bin kişi peygamberlerin amelini işleyen kişilerdi.” “Ya Rabbi! Anladık, kötülük yapanları bildik. Onların cezasını bildirdin. Fakat peygamberlerin amelini işleyen 18 bin kişiyi neden helak edeceksin?” Yuşa Peygamber soruyor Rabbine. Cenab-ı Hak: “Ey Yuşa! Onlar içki içenlerle oturdular, yemek yediler, kahkahayla güldüler. O günah işleyenlerin yanında, sofralarında beraber oturdular. Onların kötülüklerine, günahlarına karşı çıkmadıkları için onları helak edeceğim. Ey Cebrail! Falan kasabayı yık. Kanadının üzerine al, birinci semaya çıkar, yerle bir et.” … ve helak etti. Kasaba öyle bir hale geldi ki, sanki orda hiçbir şehir, hiçbir ev yokmuş. Sanki orda hiçbir insan yaşamamış. Yerle bir, dümdüz etti her tarafı. Allah her şeye kadirdir. Fakat Muhammed ümmetine, Muhammed’in hürmetine, Habib-i Kibriya hürmetine ümmetine mühlet verdi. O’nun ümmetini kıyamete kadar yaşatacak, helak etmeyecek.

Gelip geçen peygamberlerin tarihlerini, hayatlarını okuyun. Okuyun Allah rızası için okuyun, ne olur. Merak edin, alın okuyun. Lut (as)’ın kavmini, Semud kavmini okuyun Allah aşkına. Şöyle bir alın Peygamberler Tarihi’ni evinize koyun, evinizde bulunsun. Hiç olmazsa boş kaldığınızda bir peygamberin hayatına bakın. Peygamber (sav), İslam için, din için, Allah için ne yapmış, bir öğren ne olur. O gazeteyi okuyacağına; o dinsiz, mason gazeteye para verip alacağına, bulmacasına kadar okuyacağına, İslam Tarihi’ni oku. Peygamberlerin hayatını oku. Ashab-ı Kiramın hayatını, dört halife dönemini oku, bak, gör. Onlar Allah için ne yapmışlar, öğren de sen de onu uygulamaya çalış.

Okuduğum ayet-i celile ümmet-i Muhammed’in faziletinin ne olduğunu, kıymetinin ne kadar olduğunu, değerli olduğunu anlıyoruz. Öyle bir faziletli, öyle bir ümmetiz ki Allah, bizlere Hz. Muhammed (sav)’in ümmeti olmayı nasip etmiş. Biz O’nun ümmetiyiz. Allah bizi kendine hakiki kul, Habib-i Kibriya Muhammed Mustafa’sına gerçek ümmet eylesin.

HADİS: men rea minkum münkeren felyuğayyirhu fe in lem yesteti fe bilisanihi …

Allah Resulü (sav) buyuruyor ki: “Sizden herhangi biri Allah rızasına uymayan herhangi bir kötülüğü gördüğü zaman onu eliyle düzeltmeye çalışsın. Gücü yeterse onu men etsin. Eliyle menetmeye gücü yetmiyorsa diliyle o günah işleyen insanı ikaz etsin. Ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz etsin. Ki bu da imanın en zayıf tarafıdır.” Kalpten buğzetmek imanın en zayıf mertebesidir. Elle, dille mücadele edemiyorsun. İslam için cihadın yok. Emr-i bilmaruf nehy-i anil münkerin yok. Öyle kendi haline çekilmişsin. Ne kendine, ne de bir başkasına faydan yok. Ne biçim müslümansın sen. Eğer bir genç kardeşim, kötülük işleyen bir arkadaşını camiye getiremiyorsa neye yarar ki? Ancak her şeye rağmen güzel şeyler de oluyor. Şunu da biliyorum ki, gençler hep birbirlerinin vasıtasıyla, birbirlerinin yardımıyla camiye, sohbete geliyor. Hep birbirlerinin tebliği ile geliyorlar. “Gelin gidelim sohbet dinleyelim. Va’z u nasihat dinleyelim. Gelin halkayı zikire gidelim” diye birbirlerini davet ediyorlar. Herbir genç başka bir arkadaşını getirebiliyor, elhamdulillah. Fakat bizim yaşlı insanlarımız, kahve köşelerinde miskin miskin oturan yaşlı insanları camiye getiremiyor.

Bir defasında Ramazan’da bir yere gitmiştim. Sanki Ramazan değilmiş gibi büfeler yine açık, yine yemekler satılıyordu. Lokantalar açık, çay ocakları açık. Herkes orucunu yiyor. İşte eğer bu ülkede hasseten kelime-i tevhid çekilmezse, zikrullah olmazsa, Allah’ın tevhidi çekilmezse, Allah bu ülkeyi yerle bir eder. Yeryüzünde lailaheillallah devam ettiği müddetçe, Cenab-ı Hak kıyameti koparmayacak. Fakat arada bir ikaz ediyor. Bir fırtına veriyor, camilerin minaresini yıkıyor, ağaçları kökünden söküyor. Bu nedir? Cenab-ı Hak bize ne mesaj veriyor? “Ey kulum, bak seni uyarıyorum, ikaz ediyorum. Aklını başına al. Seni evinle beraber dayanıklı da yapsan yine yıkar, yerle bir ederim. Çünkü Cenab-ı Hak öyle bir gün gelecek ki o gördüğünüz dağlar var ya, dağlar o dağları top top hallaç gibi havaya savrulacak. O güneşin içindeki zerrecikler gibi olacak. Aynı şekle gelecek o kıyamet koptuğu zaman. Israfil sura üflediği zaman o görüğümüz dağlar, taşlar, bu yer birbirine karışacak, yer dümdüz olacak. Biz zannediyoruz ki o dağlar yerinden sökülmez atılmaz. Her şey yok olduktan sonra bir müddet suda kalacak sonra bir zaman kumda kalacak. Ondan sonra insan diriltilecek. Insanın kuyruğu üzerinde bir kemik var. o kemik bir filiz gibi bitecek, bir ağaç gibi yeşillenecek. Allah her gün kulunu yeniden halk edecek, huzuruna davet edecek: “Gel bakalım yeryüzünde ne işledin, ne yaptınsa kitabınla defterinle beraber huzuruma gel.” Bir gün Allah’ın huzuruna çıkacak, hesap vereceksin. O hesaba hazırlıklı ol. Bak geçen gün bir kardeşimiz vefat etti. -Allah bütün ölmüşlerimize rahmet etsin- Burada gözlerimiz görmüyor. Kabristanlıklar şehirlerden daha gelişmiş. Yüzlerce ölü defnediliyor her gün. Fakat biz kabir ziyaretine gitmeyiz. Ölülerin cenaze namazında bulunmayız. Hastaları ziyarete gitmeyiz. Öyle çekilmişiz kendi halimize. Komşuları sormazsın, akrabayı sormazsın. Yakını sormazsın, eşi dostu sormazsın, ziyaretine gitmezsin. Neye yararsın sen. Neye geldin dünyaya? Niçin geldin sen?

Cenab-ı Hak sıla-i rahim yapmayı emrediyor. Sıla-i rahim yapmak ne demek? Akrabayı ziyaret etmek demek. Ben senede bir defa akrabaları ziyarete gidiyorum. Beni sevmeyeni, benim aleyhimde olanı biliyorum. Adam sevmiyor beni. Hayatta sevmiyor. Beni gördüğü zemen cin çarpmışa dönüyor. Bu adamın yüzünü görmeyeyim de ne olursa olsun diyor. Onun da evine gidiyorum.

Peygamberimiz diyor ki, vermeyene ver, gitmeyene git, sana zulmedeni bağışla. “Ya Resulallah, Allah indinde en hayırlı, en faziletli, en kıymetli sadaka hangisidir?” diye sormuşlar. O şu cevabı vermiştir: “Seni sevmeyen akrabaya verdiğin sadakadır.” Seni sevmeyen, seni istemeyen, senin aleyhinde konuşan, her gün seni çekiştiren akrabana verdiğin sadakadır. Allah indinde en faziletli sadaka odur. Hele verin bunu, yapabilir misiniz? Evet.

Peki dili ile kötülükleri önlemek kime aittir? Alimlere, hatiplere, hocalara. Meyhaneye de gideceksin, kahvehaneye de gideceksin. Batakhaneye de gideceksin. Allah’ın razı olmadığı yerleri bile gezip oradaki kötülük, günah işleyen insanları da emr-i bilmaruf nehy-i anilmünker yapmak zorundasın. Soruyorum, hangi hoca gidiyor kahvelerde vaaz ediyor? Hangi hoca gidiyor birahanelere: “Ey arkadaşlar, gelin sizin bu içtiğiniz içkiler yasaktır, haramdır. Allah indinde günahtır. Bunları terkedin.”

Geçen gün bir televizyonda iftar sohbetinde bir hoca efendi vaat ediyor. Geldi geldi geldi herşeyi söyledi, faizi söylemedi. Devlete dokunmadı, devletin hiçbir tarafına dokunmadı ziyana dokunmadı. İçkiye dokunmadı. Faize gelince o tarafa geçti. Eyvah niye dokunmuyor? Korkuyor. Niye korkuyorsun? Ayet-i celile var:

Ayet metni…Vela takrabuz zina inehu kane fahişeh..

“Zinaya yaklaşmayın. O iğrenç, o kötü şeydir….” Sen bunu söylesene, ayeti okusana efendi. Niye çıktın televizyona. Tabi televizyona hangi hocaların çıktığını siz de biliyorsunuz. Ben desem ki, size bir, beş, on milyar vereyim beni televizyona çıkarın, bana bir saat müsaade edin. Beni bırakmazlar. Senin hatırını bile sormazlar. Oraya bırakmazlar. Niye? Onlara dokunacaksın, onların menfaatine dokunacaksın. Onlara fayda veren hocaları çıkarıyorlar. Profesörler çıkıyor, dinsiz ilahiyat profesörlerleri: “Efendim hacca gitmeyin. Paraları götürüp araplara yedirmeyin. Oruç tutmasanız da olur. Namaz nedir? Allah’la kul arasında bir dua. Şekil önemli değil. vs….” İşte bu adam, Allah’ın emirlerini inkar ediyor, kafir oluyor. Geçen yıl diyanet işleri başkanı neyi ilan etti? Kurban kesmek vacip olmadığını. Meğer vatandaş bahane arıyormuş, kurban kesmemek için. O zavallı doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden kurban getirenlerin hepsinin elinde kaldı. Cenab-ı Hak, kurban kes diyor, fakat diyanet işleri başkanı kesme diyor.

Hz. İsmail kim? İbrahim (as) oğlumu Allah için kurban edeceğim diye söz verdi. “Bir oğlum, bir evladım olsun, sana vadediyorum, uğrunda kurban edeceğim ya Rabbi.” Allah (cc), İbrahim’in o sadık amelini kabul etti. İsmail’i kesmemesi için, kurban olmaması için bir koçu kurban olarak gönderdi. Cebrail (as), koçu getirdi: “Ya İbrahim, İsmail’in yerine bu koçu kabul ettim. Onu kes, benim mümin kullarıma da kurban kesmek vacip olsun.” Ancak diyanetin başkanı hiç korkmadan bunu ilan ediyor. Kurban kesmeyin diyor. Fakat mesuliyetini anlayamıyor. Bir insan ilim okumakla insan olmuyor, o ilmin kendine faydası olmadıkça. Dört kitabı yutmuş dahi olsa kendine de başkasına da faydası yok. Bu faydasız ilmin cezasını ahirette Cenab-ı Hak ona verecek. Korktukları için hakkı söyleyemeyen, hakkı haykırmayan, Allah’ın kullarına hakkı bildirmeyen o alimlerin, o hatiplerin ağzına Allah ateşten gem vuracak. Mahşer halkına ifşa edecek. Mahşer halkı soracak: “Ya Rabbi, bu kullar kimler?” “Bunlar kürsüye çıkan hatipler. Bunlar hakkı söylemeyen, söyleyemeyen, kullarıma hakkı bildirmeyen korkak hatiplerdir.”

Günümüzde öyle bidatlar işleniyor ki, o bidatı önleyen için bakınız peygamberimiz ne diyor: “Bir bidatı önleyen kişinin kalbini Allah hikmetle doldurur. Ahirette cennete koyar.” Kur’an ve Sünnet dışında, Kur’an ve Sünnet’i unnutturan herşey bidattır. Mesela günümüzde okunan şekliyle Mevlit bidattir. Niye? Çünkü bazı yerlerde nerede ise Kur’an’ın yerine geçiyor. Kur’an okumuyor ve Kur’an okutmuyor ya mevlit okutuyor ölülerine, geçmişlerine. Üstelik o mevlithanlar da o mevlidi bir kazanç kapısı haline getirdiler. O mevlithanlar, mevlide değer verdikleri kadar Kur’an’a değer vermiyor. Çünkü parayı mevlitten kazanıyor. Ne oldu şimdi? Mevlid Kur’an’ın yerine geçti mi? Geçti. Mevlid-i şerif kadar Kur’an’a değer verilmiyor. Kur’an bizim indimizde değersiz bir kitap olarak rafta duruyor. Yoksa Mevlid-i şerifin ne suçu var. Allah ve peygamber aşkını anlatan bir şiir. Ancak onu Kur’an’ın yerine koymaya kalkışırsan işte o bidat olur.

Şimdi sizlere, hiç Kur’an okumayan, Kur’an öğrenmeyenler kimlerdir, diye soru sorsam bir çok kişi ben okumadım diyecek. Kabul edelim ki hiç okumayanın sayısı az. Fakat okuyan, okumasını bilenler nasıl okuyor? Tecvid bilgin var mı? Harflerin mahrecine uygun, Allah’ın emrettiği, Peygamber (sav)’in okuduğu gibi okuyabiliyor musun? Hayır. Öyle kara düzen, paldır küldür gidiyorum. Öyle olmaz. Kur’an’ı gerçek okuyacaksın. Kur’an aşere takrib üzere okunur. Onu biz yapamayız. Fakat şöyle bir düzgün öğrenip hatasız okuyabilsek bize yeter. “Kur’an okumayı biliyor musun?” sorusuna bilmeyenlerin çoğu ‘ben bilmiyorum’ demiyor. Biliyoruz. Demesinler ki bu da Kur’an’ı bilmiyor. Her şeyi Allah bildiği için, bunu insanlardan saklamayacaksın. Ben Kur’an’ı bilmiyorum hocam, bana öğret diyeceksin. Hocanın yakasından tutacaksın, Kur’an okumayı bilen bir müslümanın yakasından tutacaksın ve ‘Kur’an’ı öğrenmek istiyorum, bana Kur’an’ı öğret’ diyeceksin.

Her kış 4-5 ay Kur’an öğretiliyor camilerde, biliyorsunu. Bir kaç yaşlı geliyor, birkaç tane de çocuk. Başka kimse gelmiyor. Mahalle halkı yok. İşte bundan mesulsünüz. Kur’an’dan kaçıyorsunuz. Öyle cami cemaati, öyle müslüman biliyorum ki Kur’an’dan kaçıyor. Görev yaptığım yerlerde hep şahit olmuşudur. “Hacı efendi gel Kur’an oku” diyorum. “Hocam, Fatiha-yı şerifi okumayı bilmiyorum. Onun için utanıyorum, arkadaşların yanında. Yaşım gelmiş geçmiş. ‘Bu güne kadar bu Fatiha-yı şerifi niye öğrenmedin diyecekler bana. Bu yüzden gelemiyorum Kur’an öğrenmeye.”

Birisi yanımda namaz kılıyor. Yaşlı bir hacı efendi. O devamlı olarak sesli okurdu; “Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdulillahi rabbil alemin. Veleddallin.amin.” Okuması bu kadar. “Kul huvallahu ahad. Kullahu kufuven ahad..” Tahiyyatı da yanlış okuyor, Salli-barikleri de yanlış okuyor. Hacı efendiye gel sana bu sureleri, bu duaları öğreteyim dedim. “Benim bildiğim bana yeter hocam” dedi, öğrenmek istemedi. Bu cehaletten dolayı oluyor. Sen İslam’a, Kur’an’a gelmiyorsan yanlış yapıyorsun. Hz. Ali (kv) diyor ki, bana bir harf, İslam dininden bir kelime öğretenin kölesi olurum. Hz. Ali Efendimiz ki, Peygamberimiz (sav), ona ilmin kapısı demiştir: “Ey Ali, ben ilmin şehriyim, sen ilmin kapısısın.” Ey müslüman kişi! Sakın ha, nefsine uyup da Kur’an’dan vazgeçme.

Arapça metin…: seye’ti kavmun fi ahiri zaman …

Peygamberimiz buyuruyor: “Ahir zamanda pis işli akılsız öyle bir takım insanlar zuhur edecek ki, iyilikleri konuşurlar, kendileri yapmazlar.” Şimdi ben buradan sizlere iyilikleri emredip, kötülüklerden menediyorum. Siz benim buradan söylediklerimi yapıp yapmadığıma bakacaksınız. Kürsüden indiğimde, kendi keyfime göre hayatımı yaşadığım zaman, ‘bu hoca kürsüde böyle konuşuyor ama kendisi yaşamıyor’ diye düşüneceksiniz. Işte bunlar pis işli pis kokulu öyle bir takım insanlar, akılsız insanlar kendileri emr-i bil maruf ve nehyi anil münker yapacaklar, bunu söyleyecekler fakat kendileri tersini yapacaklar. Işte televizyonlardaki profesörler.

Ayet metni…vel muminune vel muminati bazuduhum evliyau ba’z yemurun bilmarufi ve yenhavne anil munkeri ve yukimunasalate ve yu’ti zzekate

“O mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirinin dostları ve yardımcılarıdır. Onlar birbirlerine emr-i bil maruf ve nehyi anil münker yaparlar. (iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırırlar.) Namazlarını dosdoğru kılar, zekatlarını verirler.” Işte görüyor musun Allah’ın sadık kullarını. Allah’ın emrini yayan kullarına Allah, başka bir ayette müjdeler veriyor:

ayet metni… ve mesakine fi cennati and ve ridvanun minallah zalike fevzun azim.

“Amel-i salih sahibi mümin erkek kullarım ve mümine hanım kullarım var ya, onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.”

Hanım kardeşlerim! Sakın Allah’ın emirlerini ihlal etmeyin. Kul Allah’ın emrini nasıl ihlal eder? Kadın kocasına ihanet ederse, kocasını saymazsa, kocasının emrine itaat etmezse bu vadedilen cennete nail olamaz. Peygamberimiz (sav), insanın insana köleliği, kulluğu caiz olsaydı kadının kocasına kul köle olmasını emredeceğini beyan etmiştir. Kadın kocasına itaat etmek mecburiyetindedir. Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Mirac’da cehennem bana arzolundu. Cehennem kadınların çokluğunu gördüm.3 Hz. Aişe (ra) validemiz sordu: “Ya Resulallah, neden cehennem ehlinin çoğunun kadın?” Peygamberimiz (sav): “Ya Aişe o kadınlar kocalarının mallarına, canlarına, ırzlarına ihanet ettiler. Onların emirlerini, mallarını, canlarını, ırz ve namuslarını korumadılar. Onun için Allah onları cehennem ehlinden kıldı.” Allah, hanımlarımızı kızlarımıza amel-i salihler nasib eylesin. Kocalarına, beylerine itaat edenlerden eyle.

Aman hanım kardeşlerim cennete gitmek istiyorsan senin beyin içki içen de olsa, günah da işlemiş olsa sen o kocaya hakaret etme. Allah, o yetkiyi vermemiş. Onu sadece ikaz edersin. Çünkü Cenab-ı Peygamber (sav), evleneceğin kızı, erkeği amelinden, dininden, ahlakından dolayı seçmeyi öğütlemiştir. Malını, arabasını, köşkünü, sarayını, dairesini seçme. Zenginliğine güvenme. Dinine bak, iffetine bak, örtüsüne bak, ahlakına bak. Biz ona bakmadan: “Aman padişahın kızını aldım, öyle bir arabası var ki, sorma. Dairesi var, köşkü var. kızım yaşayacak” diye veriyor. 3-5 ay 6 ay sonra bir bakıyor ki aynı kız aynı oğlan mahkemenin kapısında boşanma davası açmış. Öyle değil mi? şimdi denemesi bedava.

Gidin mahkemelere boşanma davalarına bakın. En ziyade zengin aileler boşanıyor. Niye? Çünkü malı tercih etti. Arabasını tercih etti. Dairesini tercih etti. Hayır, imanı tercih et. Örtüsünü, ahlakını, ailesi dindar olanı tercih et. Tercih budur. O zaman sen kocana hakaret etme yetkisini Allah sana vermemiş. Kocasına ‘salak, manyak’ diyen var. Hatta en galiz en ağır küfürlerle küfreden kadınlar var. Bu kadın cennete girer mi? cennetin kokusununu bile duyamaz. Yetmiş yıllık yoldan bu kadın cennetin kokusunu bile duyamaz. O beyin yaramaz da olsa, ne olursa olsun sana o kelimeleri, o çirkin kelimeleri o ayıp kelimeleri ona söyleme yetkisini Allah sana vermemiş.

Her şeye rağmen kocasına itaat eden hanım da var. Bakın bir hanım kardeşimi anlatayım size. Bir defasında bizim eve gelmişler. Bizim hanım dedi ki, bir kadın seninle görüşecek. Baktım hanım kardeşimizin iki gözü iki çeşme. Bunu da hanımlara örnek olarak anlatmak istiyorum. “Ne olmuş, derdin nedir kardeşim” dedim. “Derdim kocamdır. Içki içiyor. İki tane yavrum var. Boşanmayı düşünüyorum, ama evimi, yuvamı yıkmak istemiyorum.” dedi. “Fakat sen kocana karşı ne yapıyorsun? Kocan o kadar yaramazken sen ne yapıyorsun?” diye sordum. “O işe gittiği zaman, bahçe kapısına kadar uğurluyorum. Güle güle git, diyorum. Akşam geldiği zaman yemeğini, çorbasını hazır ediyorum. Ayaklarını sıcak suyla yıkıyorum. O, benim dinime, imanıma, seccademe, tespihime küfrediyor. Ben ne yapayım hocam? Boşanayım mı, sabredeyim mi?” dedi. “Sabret kardeşim sabret” diyerek sabır tavsiye ettim. Öyle bir zaman geldi ki, o hanım kardeşimiz geldi: “Hocam, Allah senden razı olsun. Sizin duanızın bereketiyle benim sabrımın bereketiyle kocam içkiyi bıraktı.” İşte budur hanımın görevi. Eve içkili de gelse de hanımı ona itaat etmek mecburiyetindedir. Yalnız peygamberimizin bir emri var: Onun içkisini getirip vermeyeceksin ona, onun içki sofrasını kurmayacaksın. Ona o hususta hizmet etmeyeceksin. Fakat hanımlık görevini yapmak mecburiyetindesin. Işte böyle yaparsan cennete girersin. Altından ırmaklar akan cennetlere girersin.

Cenab-ı Hak, hanımlara öyle bir hürriyet, öyle bir nimet vermiş ki bu onlara yeter: Örtünme emri. Bakınız, tesettürlü, va’zu nasihat dinleyen, ehl-i zikir, ehl-i namaz, ehl-i takva hanımlarla televizyonlarda sahnelerde şarkı, türkü söyleyenler, çarşı pazarda açık saçık dolaşanlarla aynı cinsten; onlar da kadın. Onlar da insan fakat Allah onları diğerlerinden ayırmış. Yetmez mi bu nimet kardeşim? Sen bu nimetin karşılığını nasıl ödeyeceksin, neyle ödeyeceksin? Cenab-ı Hakka secdeyle. Zikirle, şükürle, hamd ile O’nun nimetinin şükrünü eda edebilirsin.

Cenab-ı Hak, hanımlarımıza, kızlarımıza, oğullarımıza, bütün kardeşlerimize hidayet eylesin. Babasına, karısına, kocasına itaat edenlerden eylesin. Cenab-ı Hak, yolunu izini kaybetmiş kullarına da hidayet eylesin. Onlar da bizim kardeşimiz, onları da Allah yaratmış. Allah, onlara da doğru yolunu göstersin.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top