Zikrullah

“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikrediniz.” (Ahzab: 41)

İnsan en çok kimi anıyorsa onu seviyordur. Allah’ı hamd u sena ederek anarsak, O bize sonsuz mükâfâtlar vererek mukâbele eder. Tevbe ederek O’nu anarsak, O da günahlarımızı affederek bizi anar.  Dua ve niyazla O’nu anarsak, O da isteklerimiz bire vermekle bizi anar. Yanıldığımızı itiraf ederek O’nu anarsak, hatalarımızı silmekle mukâbele eder. Zikri çoğaltarak O’nu anarsak, O da bizi sıkıntılardan kurtarır. Hatalarımızdan vazgeçerek O’nu anarsak, O da bize çeşitli bağışlarda bulunur. Hizmette hamdederek zikredersek nimeti tam bir şekilde verir.

Allah (cc) buyurmuştur ki:

“Elbetteki Allah’ın zikri en büyüktür. Ve Allah yaptıklarnızı bilir.” (Ankebut: 45)

Sabah akşam hep O’nu analım. O’ndan daha çok anılmaya layık kim var ki? Dillerimizde, gönüllerimizde O’nun zikri, O’nun fikri olsun ki, gönüllerimiz nur sarsın… Hayatımız manalansın… Değer bulsun… Bunalım ve sıkıntılarımız bitsin…

“Bunlar, Allah’ın zikriyle kalpleri huzura kavuşarak iman etmişlerdir. Bilin ki, ancak Allah’ı anmakla kalpler yatışır ve huzur bulur.” (Ra’d: 28)

“Ey iman edenler! Mallarınız ve evladlarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte bunlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.” (Münafikun 9)

Allah’ı zikretmek, O’na inanmanın neticesidir. O, rûhî bir gıdadır. Öyle bir gıdadır ki, insan nefsinin dertlerine devâ ve kalbine huzur bahşeder. Allah’ın üzerimizdeki sayısız nimetini hatırlayarak O’nu zikretmek, kulluğumuzun gereğidir.

Ebu Said Harraz (ra): “Şaşarım o kimseye ki, kendisine ihsanda bulunanı sever ve ona iyilik eder de, üzerinde sayısız nimeti olan alemlerin Rabbi olan Allah’ı unutur.”

Said b. Müseyyib (ra): “Allah (cc)’ı zikretmek, içinde haram bulunmayan helaldir.”

Biz insanlar, aciz ve zayıfız. Kudret sahibi olan Allah’tır. O’nu hatırlamak, O’nu anmak, O’na döneceğimizi düşünerek tenhalarda gözyaşı dökmek gerekmez mi?

O’nu zikreden kul, makbûl, O’nu zikretmeyen nankördür…

Ebu Hatim Raî (ra) şöyle buyurur: “Kalbin hırs için sandık, karnın haram için küp olmasın…”

Fudayl b. İyaz: “Allah’ı hakkıyla tanıyan, O’na bütün takatiyle ibadet eder.”

“İman edenlerin kalpleri ürpererek Allah’ı zikretme zamanı gelmedi mi?” (Hadid: 16)

“Ey iman edenler! Mallarınız, çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Allah’ı unutup mal ve evlatlarıyla oyalananlar ziyana uğrayanlardır.” (Münafikun: 9)

İnsan ruh ve bedenden meydana gelmiştir. Beden nasıl gıdaya muhtaçsa ruh da gıdaya muhtaçtır. Ruhun gıdası zikrullahtır. Ruh, zikirle genişler. Ruh, zikirle ferahlığa kavuşur. Ruh, zikirle bunalımdan kurtulur.

Allah’ı zikir hiçbir zaman hiçbir yerde Allah’ı hatırdan çıkarmamak daima O’nu anmak, O’nu tespih etmek, O’na ta’zim göstermektir. Yalvararak, korkarak, sabah-akşam O’nu gönlümüzden çıkarmayarak anmaktır. Allah’ı zikir -O’nu hatırdan çıkarmamak, O’nu unutmamak- en büyük ibadettir.

Ticaret, alış-veriş, mal, mülk ve çoluk çocuk mü’mini Allah’ı zikirden alıkoymamalıdır. Mü’min ayakta, otururken, yatarken, devamlı Allah’ı zikretmelidir.

Cenab-ı Hakk (cc) ayet-i kerimede; “Beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara: 152) buyurmaktadır.

Hayatımızın gayesi: O’nun ismini, hükmünü, dinini yüceltmek…

Sevgili Peygamberimiz:

“Sizi cehennem azabından kurtaracak sevabı söyleyeyim mi?” buyuruyor.

Ashab da, “Evet Ya Resulullah” dediler.

Peygamberimiz (sav): “Daima dilini Allah’ı zikirle ıslak tut ki öyle ölesin.” Zikirle ölürsen Rabbin seni cehennem azabından kurtarır.

Cenab-ı Hakk (cc) çok nimetler ihsan etmiş. Bazı kullar bu nimetlerin kıymetini bilir bazısı da bilmez. İnsanoğlunun en kıymetli nimeti imanıdır. İmanı olmayan insan neye yarar? Çöp tenekesine at. Çünkü o insan cehenneme bir yemdir. Cehennem onu yiyecek. Fakat imanlı bir insan, inançlı, ihlaslı bir Müslüman Allah indinde öyle değerli öyle kıymetli ki,

Cenab-ı Hakk (cc):

“Ben o kulumla beraberim, Ben ona çok yakınım, onun arkadaşı, dostu  ve yakınıyım” buyuruyor. Bazı insanlar da bu nimetlerden gafildir. Gafiller arasında Allah’ı anan kimse cephe kaçakları arasındaki savaşçı insanlar gibidir. Peygamberimiz başka bir hadislerinde buyuruyorlar ki:

Allah’ ı anan, Allah’ı zikreden, daima Allah’ ı hatırlarından çıkarmayan Müslümanlar, kuru ot içerisinde ki yeşil ot gibidirler.

Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır İSRA: 44

Herşey kendi lisanıyla Cenab-ı Hakkı tespih ediyor. Fakat insanoğlunun bir kısmı zalim bir kısmı kafirdir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Kulum beni içinden anınca ben de onu anarım. Kulum beni kalabalık içinde anarsa ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Bir karış yaklaşırsa bana, ben de ona bir dirsek boyu yaklaşırım. Bana bir dirsek boyu gelirse ben de ona bir kulaç yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek gelirse, ben kuluma koşarak gelirim.”

Ancak şunu unutmamak gerekir: Yüce Allah’ın gelişi, yaklaşması bizim gibi değildir. O, kuluna rahmetiyle yaklaşır.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor:

“Yedi sınıf kimse vardır ki, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde, Allah’ın arşının gölgesi altında gölgeleneceklerdir: Adaletli devlet adamı, Allah için birbirini seven Allah için bir araya gelen ve Allah için ayrılan iki kişi, Allah’a ibadetle büyüyen genç, kalbi Allah’ın mescitlerine bağlı kişi, güzel ve soylu bir kadının davetini ‘ben Allah’tan korkarım’ diyerek reddeden kimse, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde gizli sadaka veren kimse, bir de tenhalarda kimsenin görmediği bir yerde yalnız başına iken gözleri yaşararak Rabbini zikreden kişi.” Burada yalnız başına iken Rabbiyle baş başa karşı karşıya O’nu zikreden kul, o kıyamet gününde hiçbir gölgenin bulunmadığı günde yine Allah’ın huzurunda O’nun arşının gölgesinde gölgelenecektir.

Peygamberimiz (sav) buyuruyor:

“Ey ashabım, beni iyi dinleyin, size amellerinizin en hayırlısını, Rabbinizin katında en temiz olanı, size en yüksek derece kazandıranı, kağıt ve altın para dağıtmaktan sizin için daha hayırlı olanı, düşmanla karşılaşıp şehit düşmekten daha faydalı olanı size söyleyeyim mi: Her an Allah’ı dilinden düşürmemek, her an Allah’ı hatırında tutmaktır.” İşte fazilet bu, değer bu, kıymet bu, aydın müslüman bu. Uyanık bu. Işte faziletli, değerli müslüman, Rabbine yakın, Rabbi de ona yakın.

Muaz Bin Cebel rivayet ediyor.

Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

“Bir araya gelerek Allah’ın adını anan, O’nun adını zikreden kimselerin melekler çevresini kuşatır, onları rahmet bürür ve Allah bütün yarattıklarının karşısında onları anar. O topluluk öyle hayırlı bir topluluk ki, halka kurmuş Rablerini zikretmek üzere bir araya toplanmışlar.”

Gençlik, Cenab-ı Haktan bir nimet olarak bir defa veriliyor. Bir gün gençliğin için Allah, seni hesaba çekecek. “Gençliğini nerede yıprattın? Ömrünü nerede tükettin? Gençliğini nerelerde gezip tozarak geçirdin” diye karşısına alıp sana soracak. O her şeyi biliyor. Sen şöyle diyerek cevap verebilmelisin:

“Ey Rabbim, seni zikrettim. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ettim. Sana iman ettim. Sana secde ettim.”

O yeryüzünde secde ettiğin yerler var ya, onlar da oraya gelip sana şahitlik yapacak. Tespihin, ibriğin, musluklar, elbiselerin, ayakkabıların, ellerin, bütün azaların, yürüdüğün yerler hepsi sana şahitlik edecek Rabbin huzurunda. Ama lehte ama aleyhte. İçki içmiş, kumar oynamış, zina etmiş, bataklıkta günaha yürümüş, günah işlemişse o yer de oraya gelecek ve: ‘ya Rabbi, bu kulundan şikayetçiyim’ diyecek.

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:

“Yer sizin ananızdır. Yerden sakının. Sizi bir gün doğuracak, sizin lehinizde veya aleyhinizde şahitlik yapacak. Yerden sakının. Yeryüzünde günah işlemeyin ki, yer sizin aleyhinizde şahitlik yapmasın. Yeryüzünde Allah’a secde edin, Allah’ı zikredin, O’nu tespih edin, O’nu bütün noksanlıklardan tenzih edin.

Hastalık ve ölüm dışında ne olursa olsun mazeret gösterme sohbetlere zikirlere gel. Akar çeşmeden bir bardak da sen al. Gel halka-i zikire. Halka-i zikirden geri kalma. Halka-i zikirlerdeki sırrı esrarı bilsen vallahi ayrılıp gitmezsin. Ömrün o halkada geçer. Evini, çoluğunu, çocuğunu, malını, canını her şeyini  bırakırsın. Dünyadan vazgeçersin. O zikrullahta öyle sırlar var, öyle sevaplar var ki, Allah’ın yeryüzünde gökyüzünde gezen seyyar melekleri zikir meclislerine iştirak ediyor. Daha bundan büyük nimet var mı? O melekler bizim için dua edip istiğfar ediyorlar, Cenab-ı hakka.

Melekler şöyle diyorlar:

“Ya Rabbi sen bu kullarını bağışla, yarlığa, af eyle. Seni ne güzel zikir ettiler, noksanlıklardan tenzih ettiler. Senin varlığını birliğini bilmişler, sana iman etmişler, Seni anıyorlar. Yüksek sesle seni zikrediyorlar. Ya Rabbi bu kullarını bağışla.”

Halka-i zikrin diğer bir fazileti, Rasulullah (sav)’ın, evliyaullahın, silsile-i meşayıh-ı kiramın ruhaniyetinin o meclise teşrif ediyor olmasıdır. Bütün evliyaullah, meşayıh-ı kiram, bütün mürşid-i kamiller, bütün Allah dostları. Bu feyiz nerden geliyor. Bu muhabbet nerden geliyor? Onlar o zat-ı muhteremler aramızda. Onlar her an bizimle beraber.

Şeriat bir ağaç, tarikat dalları, marifet yaprakları, hakikat meyveleridir. İşte bu ağacın meyvelerini çalışırsak yiyebiliriz. Ne zaman? Hem burada hem ahirette. Ahirette melekler cennetlik kulları nasıl karşılayacaklar biliyormusun? Aman Yarabbi! Bizleri de o kullarından eyle. O zümreye dahil eyle.

Cenab-ı Hakk’ın fıtrat kanunu vardır. Tüm varlık o kanuna tabi, tüm varlık Allah’ı tespih halinde. Saf saf kuşlar gökyüzünde gezdiği an sen sanırsın ki onlar başıboş dolanıyor. Onlar saf tutmuş Allah’ı zikrediyor. Ağaçların dalları yaprakları sallanır. Sen sanarsın ki boşuna sallanıyor. Bir rivayette, Resulullah (sav) mescide gledi. Bir grup ashab oturup halka kurmuşlar. Resulullah onların üzerine geliyor.

“Buraya niye toplandınız, niçin oturdunuz?”

“Ya Resulallah Allah’ı zikretmek için.” Allah Resulü (sav) buyuruyor ki:

“Az önce Cebrail bana geldi ve şu müjdeyi verdi: Allah için toplanıp O’nu zikredenleri Allah bağışladı.”

İslam o kadar tatlı ki yaşayın da görün. Tesbihini alıp sağ elini kalbinin üzerine götürdüğün zaman, bir Fatiha üç İhlas okuyup Peygamberimize, ashabına, evladı rasüle ve pire-meşayiha bağışlayıp, tefekkür yapıp, rabıta yapıp dersine başladığın zaman,  Allah, la ilahe illallah dediğinde bakıyorsun ki yavaş yavaş  toprağın altına atılan tohumlar gibi filizlenip toprağı yırtıp kabarmaya başlıyor. Lailaheillallah dediğinde Allah korkusu tepeden tırnağa kadar vücuduna sirayet ediyor. Kabarıyor, kabarıyor gönle sirayet ediyor. Gönülden vücuda yayılıyor. Ruhuna, sırrına doğru yol alıyor. Hafi ve ahfadan güç alarak bütün benliğini kaplıyor. O zaman işte o zaman seni ateşe de atsalar yanmazsın. Vallahi yanmazsın. Allah (cc) buyurdu:

-Biz ateşi nur yapmadık mı? Biz Musa’ya denizden yol açmadık mı? Biz İbrahim’i ateşten korumadık mı? İbrahim’in ateşini, narını nur yapmadık mı?

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top