Tövbe

Muhterem kardeşlerim!

Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Mübin’inde: “Tevbe edin, hepiniz tevbe edin’ diyor. Kötü huylarınızı terkedin. İyi ahlaklı olun, ey mü’minler. Ta ki korktuklarınızdan emin, umduklarınıza nail olasınız.” Bu ayet-i kerime umuma şamildir. Komutanından tut başbakanına, cumhurbaşkanı ndan tut milletvekiline, müdüründen müstahdemine kadar herkesi içine alıyor. Bütün insanlığı, bütün iman edenleri içine alıyor. Tevbe edin, günahlarınızdan vazgeçin. Bir insan bu ayet-i celileyi uygularsa hiç o ülkede, o insanlarda, o toplumda, o cemiyette kötülük olur mu? Hiç hırsızlık olur mu? Adam öldürme olur mu? Vahşet, canavarlık olur mu? Terörizm, anarşi olur mu? Hiç birisi olmaz. Aksine, “korktuklarınızdan emin, umduklarınıza nail olursunuz” diyor Cenab-ı Hakk. “Herşeyi veririm. Kötülükten kurtarırım. Hastalıktan kurtarırım. Vahşetten kurtarırım. Sizleri günah işlemekten kurtarırım.”

Allah’ın Resulü (sav) hadis-i şerifinde bakınız ne diyor: “Kim, insanlarla yaptığı alış-verişte, muamelede onlara zulmetmez, konuştuğu zaman yalan söylemezse onun insanlığı kemale ermiş, adaleti zahir olmuş ve kardeşliği vacib olmuştur.” Böyle bir toplumda kötülük olur mu? Adam namaz kılıyor, çıkıyor yalan söylüyor. Namaz kılıyor, hacca gidiyor, zekat veriyor ama yalan söylüyor, insanlara eziyet ediyor. Şimdi buna ne diyelim? Suç İslam’ın mı? Yani İslamı mı kötüleyelim, dini mi kötüleyelim? Haşa, Allah’a karşı mı gelelim? Peygamberimize mi kusur yapalım? Hayır. Kusur, İslamın değil, dinin değil, Kur’an’ın değil, Peygamberin değildir. Kusur senindir, senin. Sen Allah’a secde ediyorsan, namaz kılıyorsan, hacca gidiyorsan bu ne demektir? Aynı zamanda bütün kötülüklerden de korun, demektir. Çünkü Cenab-ı Hakk sana; ‘Ey kulum, alış-verişinde dürüst ol! Bütün işlem ve muamelelerinde yalan söyleme! Dürüst ol! Alış-verişine yalan karıştırma!’ diyor. Bunlara uyarsan kâmil bir insan olursun ve adaletin zahir olur. Kardeşliğin de vacib olur.

Allah’ım, bu adaleti ülkemize nasib eyle. Bütün alem-i İslama nasib eyle. Bu hadis-i şerifin gereğini hayatımızda yaşamayı cümlemize nasib eyle. Hiç müslüman müslümanı incitir mi? Müslüman müslümanın malını çalar mı? Müslüman müslümanın ırz ve namusuna göz diker mi? Bu toplum, bu kurallara uyarsa, bu nesil bunları yaşarsa bütün kötülükler kendiliğinden kalkar.

Şimdi ülkemiz dünyada birinci sıraya geçti. Ne bakımından? Hırsızlık bakımından. Birinci sıraya geçti, rekor kırıyor. İçki bakımından ikinci geliyor. Devlet de, polis de bir şey yapamıyor. Çünkü caydırıcı bir kanun yok. İşte Allah Resulü’nün hadisi: Kim insanlarla yaptığı muamelede onlara zulmetmez, konuştuğu zaman yalan söylemezse onun insanlığı kemale ermiş… Allah, böyle bir toplumu, böyle bir nesili bu ülkeye getirsin, yetiştirsin, nasib eylesin.

Kardeşlerim!

Allah, iradeyi insana vermiş; “Tetiği çekersen, ölümü yaratırım. Çekmezsen yaratmam” diyor. Allah, kullarına öyle bir irade vermiş ki, öyle bir hürriyet vermiş ki, bıçağı çektiğin an, Cenab-ı Hakk gönlüne dur emri verdi mi duruyorsun. Vur emri verdi mi vuruyorsun. Vurduğun zaman da Allah ölümü halkediyor.vurmadığın zaman ölümü halketmiyor. İradeyi senin eline vermiş. Peki, kula bu iradeyi vermiş Cenab-ı Hakk, bu hürriyeti vermiş ama kul bu iradesini nerede kullanıyor? Kötülüğe, vahşete, yalana, gıybete, dedikoduya, malayaniye, iftiraya, zanna. Müslüman camiden çıktı mı, arkasını döndü mü hemen aleyhe geçiyor. Namazının,ibadetinin sevabını sildiriyor, yok ediyor. Camiye sükût gelecek sükût gideceksin.

Göçebe araplardan biri bir göçebe arap kabileyi bir zamanlar şöyle methetmişti: “Emaneti korumaya çok güçlüydüler. Kendilerine bırakılan emanete zulmetmezler, hıyanet etmezler, zimmetlerine geçirmezler. Müslümana hizmette kusur etmezler. Kendilerine bırakılan emanet asla zayi olmaz. Onlar ümmetin en hayırlısıydılar.” Onun bu methine karşı İmam Gazali şöyle diyor: “Bu göçebe arabinin methettiği insanlar kaybolup gittiler. Biz bu zamanda sadece elbise içinde kurtlar ve canavarlar görüyoruz. Nerde o emanete riayet edenler?”

Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:

Arapça metin innel emanete … en yueddil emanete hatta yukale en fi beni fulanin eminen

“Öyle bir zaman gelecek ki, emanete riayet kalkacak. İnsanlar alış-verişlerinde birbirlerine güvenmeyecekler. Emanet, sahibine teslim edilmeyecek. Kazara birisi bir emaneti sahibine teslim etse onun hakkında ‘falan ailede emanete riayet eden birisi var’ diye parmakla gösterilecek.” İşte o zaman gelmiş. Alış-verişte kimse kimseye, kardeş kardeşe, akraba akrabaya, dost dosta hep hile yapıyor. Doğruluk kalkmış. Gazalî Hazretlerinin dediği gibi, nerde o adamlar? Öldü gittiler. Şimdi elbise arasında kurtlar ve canavarlar var. Evet doğru söylemiş.

Değerli kardeşlerim!

Gerçekten tarikata bağlandıysak, gerçekten İslam’ı kabul ettiysek, günah işlediğimiz zaman tevbe ettiysek, bütün günahlardan kaçınıyorsak İslam’ı gerçekten yaşayalım. Gerçek teslim olalım. Allah’a ve Resulü’ne ve bağlı olduğumuz kapıya gerçekten teslim olalım. Allah ve Resulü ne emrediyorsa o yönde, o istikamette yürüyelim. Hayatını ayarlayacaksın. Sahabe zamanında o zevat-ı kiram zamanında ayet-i celile geldiği zaman Cenab-ı Resulullah (sav), ashabına ‘haramlar hakkında şu ayet geldi, helal hakkında şu ayet geldi, günahlar hakkında şu ayet geldi, sevaplar hakkında şu ayet geldi’ dediği an ashab hemen bu ayet-i celileye uyuyordu. Hayatında bunları hemen uyguluyordu. Ona tabi oluyordu. Haramdan kaçınıyordu. Ashab-ı kiram şüpheli lokmalardan da, her türlü günahtan da kaçınıyordu. Çünkü Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştu: “Küçük günahlardan sakının. Onları küçümsemeyin. Onları işleye işleye bu küçük günahlar size büyük günahları kebair günahları işlettirir.”

Eskiden Allah dostları, alimler faizhanelerin, bankaların önünden bile geçmezlerdi. “Niye buradan geçmiyorsun da yol buradayken arkaları dolaşıyorsun?” diye sorduklarında onlara: “Orada pislik var, üzerime bulaşır” diye cevap verirlerdi. Biz çoktan pisliğe bulaştık. Bulaşmayan kalmadı ki. Onun için bu hale geldik. Faiz var, zina var, içki var, tefecilik var, adam öldürme var. Bütün kötülükler işleniyor. Bu topluma ne olmuş? İşte Allah Celle Şanuhu, bu topludan sizleri seçmiş. Yarın o mahşer gününde yüce Allah şöyle seslenecektir:

Ayet metni  vemtazul yevme eyyuhel mucrimun

“Ey mücrimler, ey asiler, ey günahkarlar, mümin kullarımdan seçilin, ayrılın.” İşte Allah, sizi bu dünyadayken seçmiş. Ancak bunu muhafaza etmek, korumak lazım. Gözün gibi koruyacaksın. Bir fırtına estiği zaman, yollara toz geldiği zaman evleri nasıl koruyorsan dinini, imanını öyle koruyacaksın. İffetini ve namusunu öyle koruyacaksın. Artık kimseye itibar yok. Zina serbest, içki serbest, fuhuş serbest, faiz serbest herşey serbest. Allah’ım, bu kötülüklerden, bu pisliklerden, bu günahlardan bizleri çocuklarımızı, yavrularımızı, müslüman kardeşlerimizi sen muhafaza eyle.

Ebubekir-i Sıddîk, şüpheli bir lokma yemiş ve yemek midesine inmiş. Hemen ardından hizmetçisine sormuş; “Bunu nereden aldın?” Kölesi diyor ki: “Ey Ebubekir, köle zamanımda sen beni kölelikten satın aldığın zaman kâhinlik yapıyordum. –onu da beceremiyordum ya- İşte bu para ordan kalma. O parayla aldım.” Sıddîk (ra), parmağını ağzına sokarak istifra etmiş ve o lokmayı geri çıkarmış. Arkadaşları diyor ki: “Ey Ebubekir, bir lokma için niçin canını açıtıyorsun?” “Vallahi bilsem ki canım çıkacak, yine de o lokmayı çıkarırdım. Yüce Resulullah’tan duydum ki ‘bir lokma haram yiyenin 40 gün duası kabul edilmez’.” Siz ne zannediyorsunuz? Biz İslam’a uymuyoruz, İslam’ı kendimize uyduruyoruz. Müslüman, İslam’ı kendine uyduruyor, uydurmaya çalışıyor. Sen İslam’a uyacaksın, sen Kur’an’a uyacaksın, sen Allah’ın emirlerine uyacaksın, sen Resulullah’a uyacaksın, sen O’nun sünnetine uyacaksın, O’nun çizmiş olduğu yoldan gideceksin, müslüman.

“Namaz kılsam da olur, kılmazsam da. Ne var yani, tarikat nerden çıkmış?” diyenler var. Hocalar var, müftüler var, vaizler var. Tarikate karşı çıkanlar var, hemde şiddetle. Ey gafil insan! Yazık, acıyorum size, acıyorum. Allah Resulü’nün, ashabının ömrü zikirle geçmiş. Bakınız çarşı pazardakilere Hz. Ebu Hureyre ne diyor: “Burada ne duruyorsunuz, burada ne oturuyorsunuz? Mescitte Allah Resulü’nün mirası dağılıyor, hadi koşun.” Onlar koşmuş gelmişler bakmışlar ki, miras falan dağılmıyor. “Hani ey Ebu Hureyre, miras falan dağılmıyor mescitte.” “Siz orada ne gördünüz?” “Biz orada bir topluluk gördük, Allah’ı zikrediyorlardı.” “İşte Resulullah’ın mirası o.” Nasıl inkar ediyorsun sen bunu? Tarikat nereden çıktı, zikir nereden çıktı diyorsun ama bu zikrullah Allah’ın emridir. Sen Allah’a yaklaşmazsan Allah sana yaklaşmaz. Bir karış yürürsen O, bir arşın gelir sana. Yürüyerek gelirsen O, sana koşarak gelir. “Bana doğru gelen kulumun konuşan dili, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum” diyor Hz. Allah. Sen yürüyeceksin Hakk’a doğru ki Hakk da sana yürüsün. Secdeye başını koyduğun zaman ne diyor Cenab-ı Hakk:

ayet metni. Ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verid

Ben Almanya’da bir beldede zikir çektik. Toplandı oranın halkı Hamburg şehrinde bir camide. Misafir bir hoca gelmiş diye cemaatin hepsi geldi. Avrupadakiler çok meraklılar. Bir hoca gelmiş, bakalım ne diyecek, ne konuşacak? Oturduk, sohbet ettik. Zikir çekmek için halka kurduk. Orada bize bağlı olan ihvanımız da var tabi. Tarikat cemaati olmayan cami cemaatine zikir çektirdik. Ama inanın ki çatladık. Biz ‘Allah’ dedik, ‘Lailaheillallah’ dedik, ‘Hu, Hay, Hak’ esmasını çektik, ilahi söyledik. O cami cemaatinin birisi ‘Allah’ demedi. Kalpleri taş olmuş. Zikrullah bittikten sonra dedim ki: “Arkadaşlar, size ne oluyor? Sizi ikaz ediyorum ‘hep beraber Allah diyelim’ diye ama siz Allah demiyorsunuz. Niçin Allah demiyorusunuz. Hiç cevap vermiyorlar. Taş olmuş kalpleri, madde olmuş oturmuş sinelerine. Allah sevgisi yok.

 Allah’ım, dünyayı bize sevdirme. Bizleri dünyaya haris eyleme, tamahkâr eyleme, cimri eyleme. Bizleri cömert kullarından eyle. Veren ellerden eyle, alan ellerden eyleme. Bizi dilenci yapıp insanların karşısına çıkarma ya Rab. O bol hazinenden ver ya Rab.

Arapça metin innellahe yuhibbuttevvabine ve yuhibbul mutatahhirin

Herhalde Allah en çok tevbe edenleri, kötü huylarını terkedip iyi huylarla bezenenleri sever. Hem çok temizlenenleri sever. (Bakara 222)

İşte kardeşlerim!

Hiç dilinizden tevbeyi bırakmayın. İstiğfarı bırakmayın. Allah Resulü (sav) ashaba şöyle dedi: “Allah’ın öyle kulları vardır ki, yarın yevmu’l-mahşerde herkes can hayına düştüğü, karıncalar gibi birbirlerini ezdikleri, itişip kakıştıkları zaman o zümre tahtlar üzerinde oturacaklar.” Ashab: “Ya Resulallah, onların amelleri nedir?” diye sorduğunda bakınız Allah’ın Resulü bize ne müjde veriyor: “Onların amelleri, sevdiklerini Allah için sevmeleri, sevmediklerini Allah için sevmemeleridir. Onların amelleri o.” Şimdi biz birbirimizi Allah için seviyoruz. Ya Rab, bizleri bu yolda daim eyle. Bizleri bu yola layık eyle. Bu yola layık olmaya çalışalım. ‘Namaz kılıyorum, zikir çekiyorum, teheccüde kalkıyorum, işrak, duha, evvabin kılıyorum’ deme. Senin o ibadetin bir zerre kadar bile değil. Fakat sen Allah’ın rahmetinden umudunu kesme. Korkuyu da elden bırakma.

Bir genç can veriyordu. Allah’ın Resulü’ne haber verildi. Allah Resulü (sav), o gencin üzerine geldi: “Ey genç, nasılsın?” “Ya Resulallah, korkuyorum. Fakat Rabbimin rahmetinden de umudumu kesmiyorum.” Allah Resulü dönüp ashabına diyor ki: “Bu genç tam yerinde, kararında yaşıyor. Hem korkuyor, hem umud ediyor.”

Dünya kadar, yerin göğün arası kadar günah işlemiş olsan bile onun rahmetinin yanında senin günahının zerre kadar bile değeri yok. Çünkü o bağışlamayı, affetmeyi sever. O merhametlidir, merhamet sahibidir. Bakınız, Cebrail (as)’a: “Ey Cebrail, filan beldeye git. O beldede hangi kulumu uyanık bulursan ona rahmetimi müjdele” diyor. Cebrail (as), o beldeyi dolaşıyor; “Ya Rabbi, sana da malumdur ki, tek bir kulun uyanıktır. Ama o da bir mecusi, ateşe tapmaktadır.” Cenab-ı Hakk: “Müjdemi ona söyle, ona müjde ver.” O mecusi yıllarca ateşe taptı. Ateşten imdat bekledi boşu boşuna. Ama Cenab-ı Hakk’ın müjdesi kendine geldiği an, yetmiş yaşındaki bu mecusi zikrini değiştirdi ve: “Ya Samed, Ya Samed, Ya Samed” dedi. Cenab-ı Hakk: “Lebbeyk kulum, lebbeyk” dedi. Cebrail (as): “Ya Rabbi, senin hikmetine kimse akıl sır erdiremez. Onun yetmiş yıllık günahı ne olacak?” Cenab-ı Hakk: “Ey Cebrail, bir deniz, denizin üzerinde bir ağaç ağacın üzerinde bir kuş. Kuşun pençesinde nohut tanesi kadar bir çamur o denize düşse bulandırır mı denizi?” “Bulandırmaz.” “İşte o kulumun yetmiş yaşındaki mecusinin günahı da benim rahmetimin yanında o zerreye benzer. Onu bağışladım. Yoksa yetmiş yıl o mecusiye cevap vermeyen ateşle benim aramda ne fark kalır?”

 Şimdi sen inanmışsın, sen iman etmişsin. Sen secde ediyorsun ona. Başını secdeye koyduğun zaman ‘Subhane rabbiyel a’la’ diyorsun. Sen biliyor musun ne diyor Cenab-ı Hakk? “Lebbeyk kulum, lebbeyk kulum. İzzetim ve Celalim hakkı için seni bağışladım” diyor. Sana cevap veriyor ama sen duymuyorsun. Allah, kulaklarımızı, basiretimizi açsın. Bizlere de duyursun. O basireti bizlere de nasib etsin. Allah hepinizden razı olsun. 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top