Tasavvuf ve Tarikatlar

1333661298_dervisAllah dostları, gönül ehli tasavvuf yolunu tercih etmişlerdir. Bize miras bırakmışlar, hazır miras. Nasıl ki, baba evladına maddi servet miras bırakırsa, onlar da bize manevi serveti miras bırakmışlar. Allah’ım, bu mirası kirletmeden, zayi etmeden sana kavuşuncaya kadar yürütmek bizlere nasib eyle. Bu tevhidi bu cemaati, bu topluluğu sahipsiz bırakma ya Rab. Allah dinin sahibidir. Kur’an’ın sahibi Cenab-ı Hakk ‘tır. Fakat sen de dine sahip çıkacaksın. Kur’an’a sahip çıkacaksın ki, Allah da sana yardım ede.

“Namaz kılsam da olur, kılmazsam da. Ne var yani, tarikat nerden çıkmış?” diyenler var. Böyle diyen hocalar, müftüler ve vaizler de var. Tarikata karşı çıkanlar var, hemde şiddetle. Ey gafil insanlar! Yazık, acıyorum size, acıyorum. Allah Resulü’nün, ashabının ömrü zikirle geçmiş. Bakınız çarşı pazardakilere Hz. Ebu Hureyre ne buyuruyor:

“Burada ne duruyorsunuz, burada ne oturuyorsunuz? Mescitte Allah Resulünün mirası dağılıyor, hadi koşun.”

Onlar koşmuş gelmişler bakmışlar ki, miras falan dağılmıyor.

“Hani ey Ebu Hureyre, miras falan dağılmıyor mescitte.”

“Siz orada ne gördünüz?”

“Biz orada bir topluluk gördük, Allah’ı zikrediyorlardı.”

“İşte Resulullah ‘ın mirası o.” Nasıl inkar ediyorsunuz siz bunu? Tarikat nereden çıktı, zikir nereden çıktı diyorsunuz ama  zikrullah Allah’ın emridir. Siz Allah’a yaklaşmazsanız Allah size yaklaşmaz. Bir karış yürürseniz O, bir arşın gelir size. Yürüyerek gelirseniz O, size koşarak gelir. “Bana doğru gelen kulumun konuşan dili, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum” diyor Yüce Allah.

“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” KAF: 16

 Almanya’da Hamburg şehrinde bir camide oranın halkı toplandı zikir çektik. Misafir bir hoca gelmiş diye toplandılar. Hatırı sayılır bir cemaat oluştu. Avrupa ‘daki müslümanlar çok meraklılar. Bir hoca gelmiş, bakalım ne diyecek, ne konuşacak? Oturduk, sohbet ettik. Zikir çekmek için halka kurduk. Orada bize bağlı olanlar da vardı. Cami cemaatine zikir çektirdik. Aralarında halka-i zikirden habersiz olanlar da vardı. Ama inanın ki çatladık. Biz ‘Allah’ dedik, ‘Lailaheillallah’ dedik, ‘Hu, Hay, Hak’ esmasını çektik, ilahi söyledik. O cami cemaatinden kimse ‘Allah’ demedi. Kalpleri taş olmuş. Zikrullah bittikten sonra dedim ki: “Arkadaşlar, size ne oluyor? Sizi ikaz ediyorum ‘hep beraber Allah diyelim’  ama siz Allah demiyorsunuz. Niçin Allah demiyorsunuz. Hiç cevap vermiyorlar. Taş olmuş kalpleri, madde, para hırsı oturmuş sinelerine. Allah sevgisinden eser yok.

Allah’ım, dünyayı bize sevdirme. Bizleri dünyaya haris, tamahkâr, cimri eyleme. Bizleri cömert kullarından, veren ellerden eyle, alan ellerden eyleme. Bizi dilenci yapıp insanların karşısına çıkarma, bol hazinenden ver ya Rab.

Hz Ömer Bir veliydi. Ordusu kaç günlük yol mesafe uzaklıkta savaşırken, Cuma günü minberde hutbe okurken sağ elini uzatarak, “Sırtını dağa ver düşman geliyor” diyerek ordu komutanına seslenmiş. İşte onlar İslam’ı böylesine güzel yaşamışlar. Allah bizleri onların zümresine dahil etsin. İnşallah bizler de çalışırsak maksadımıza nail oluruz.

Bu yol nurlu bir yoldur bu yolun nuru vardır. O nur nedir? O nur senin  iman nurundur. Göğsünde parlıyor o imanın nuru ,yüzünde parlıyor, o tevhid nuru, alnında ışıldıyor. O abdestin nuru alnında parıldıyor. O tevhidin nurudur gözlerinin içinde parlıyor. O yüzden şöyle dua edelim Ya Rab, bu nurlu yoldan bizleri ayırma.

Öyle sırt üstü yatıp o güzel peygamberi seviyorum diyerek O’nun sevgisine ulaşılmaz. Asr-ı saadeti oku, ashab-ı kiramın hayatını oku. İslam için neler çekmişler, ne zorluklara katlanmışlar, ne bela ve musibetlere göğüs gerip sabretmişler. Efendimizin yüzü yaralandı. Yüzüne ok isabet etti. Mübarek dişi şehit oldu. Uhud savaşında düşmanların okuna, yayına maruz kaldı, niçin?

O, bize tarikatı getirdi, O bize hakikatı getirdi, O bize zikrullahı getirdi. Bir gün bir grup ashab, Mescid-i Nebide halka kurmuş Allah’ı zikrediyor, hadis ve Tefsir okuyor. Ashabdan Ebu Hureyre (r.a) çarşı pazarda alış veriş yapanları ikaz edip sesleniyor:

“Gelin mescidde Resulullah’ın mirası dağılıyor.” Onlar da koşuyor mirastan pay alabilmek için. Çarşı Pazarda gezenlerin hepsi birden koşarak Mescid-i Nebiye gelirler bakarlar ki miras falan dağıtan yok tekrar dönerler yerlerine:

“Ey Ebu Hureyre sen bizi çağırdın, bizi mescide gönderdin miras dağıtılıyordu hani?” Ebu Hureyre diyor ki:

“Mescidde ne gördünüz?”

“Mescidde bir grup ashab Allah’ı zikrediyor, Kur’an-ı Kerim okuyordu.”

“İşte Resulullah’ın mirası odur” dedi Ebu Hureyre.

Resulullah bize İslam’ı Kur’an’ı, kelime-i tevhidi, kelime-i şehadeti miras bıraktı. Bu mirası sevmek, bağrımıza basmak başımıza taç etmek bizim vazifemizdir. O’nun yolundan gidersen, O’nun ahlakıyla ahlaklanırsan onun kelamını bağrına basar başına taç edersen ondan sonra. Peygamber sevgisine ulaştığın sabit olur.

Efendim Hayri Baba Hazretleri derdi ki; “Evladım, bizim tarikatın zinciri altun zincirdir. Sımsıkı sarılın evladım. Biiznillah o zincir sizi Hakka götürür, Hakka ulaştırır, Hakka vasıl eder. Evet, iman ettim, inandım. Kırkaltı senedir intisaplıyım. Fakta adam olamadım o başka. Daha olamadım o ayrı bir konu. Bu tarikatta hep iyilik gördüm. Silsile-i meşayihten hep hizmet gördüm. Allah’ın izniyle onları hep yardımcı gördüm. Bugüne kadar onlardan şimşek gibi himmet geldi. Ben gerçekten bağlandım, gerçek gönül verdim, gerçekten teslim oldum. Nefsimi hiç arzu etmedim. Nefsimi onlara tercih etmedim. Hep onları kendi nefsime tercih ettim. Hep onları üstün tuttum. Bugün de böyledir, yarın da böyledir, ölünceye kadar da böyle olacaktır inşaallah.

Bakınız şu ülkedeki tarikatler birbirinin aleyhinde, müridler birbirinin aleyhinde, şeyhler birbirinin aleyhinde. Şeyhler birbirine selam vermiyor. Nedir bu? Siyonistlerin oyunudur. Seni bana, beni sana düşman etmiş. Araya fitne sokmuş. Senden bana, benden de sana hamallık yapıyor; söz hamallığı. Söz taşıyor. Fitnecilik yapıyor. Bırakmıyor müslümanlar birbirleriyle tanışsınlar, birbirlerini sevsinler.

Başka tarikatları ve başka şeyhleri eleştirmeyi sevmem. Çünkü büyüklerimiz bize vasiyet etmişlerdir. Fakat geriye kalan herkes eleştiriyor. Bizi de eleştiriyorlar. Birçok tarikat şeyhi ‘orayı bırakın buraya gelin’ diyor. Böyle diyenler, mürşid-i kâmil olamazlar, onlarda basiret, dürüstlük yok demektir. Eğer başkasının müridine göz dikiyorsa orada manevi hırsızlık vardır. Bu şekilde gidenlerden bize bilgi ulaşıyor, dergâha da geliyorlar. Perişan vaziyette, helak olmak üzere, nerede ise tımarhaneye düşecek.

“Bizi cinler sardı, kapladı. Hocam bizi kurtar” diyorlar.

“Kardeşim gitsene nereden ders almışsan, nereye intisab etmişsen oraya gitsene.”

“Gittik oraya, bizi kovdular. Bize sahip çıkmadılar.”

Allah’ım bunların şerrinden bizi koru. Şu hale bakın. Yazık günah değil mi ümmet-i Muhammed’e? Yine bir genç geldi, bir süre önce. Hüngür hüngür ağlıyor:

“Manevi dengem bozuldu, işimden oldum. Gittiğim o yerde bana ders verdiler, şimdi sahip çıkmıyorlar. Kapılarına gittim kovdular beni. Şimdi sana geldim.” diyor.

“Ben ne yapayım seni kardeşim. Biz cinci değiliz ki. Biz huddem değiliz ki. Biz cindar değiliz ki.”

İşte bu ümmet-i Muhammed’i böyle  kandırıyorlar. Ders verdikten sonra hastalanınca da sahip çıkmıyorlar.

Rabbim bunların şerrinden bu ümmeti korusun. Bu cemaati korusun. Bu yola Allah rızası için çıktık. Ya Rabbi, rızandan ayırma. Tarik-i müstakîminden ayırma. Doğru istikamete sahip kıl. Ayaklarımızı kaydırma. Bizleri bu gibi fesatçıların şerlerinden koru ya Rab.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top