Tarikatların Bugünkü Durumu

Tarikatların Bugünkü Durumu

Bugün baktığımızda tarikatlar arasında aşikar ve aleni olarak büyük kopukluklar, bir birlerini benimsemeyişler benimsemedikleri gibi hakaretlere yaran eleştirmeler, yadırgamalar görmekteyiz. Bunların yegane sebeplerini günümüzdeki tarikat topluluklarının meşru olan şeriat ilimlerinden uzaklaşmış olduklarına bağlayabiliriz. İşte ana sebep budur. Oysa az da olsa şeriat çerçeveleri içinde, şeriat ölçüleri içinde kalan neye mal olursa olsun şeriattan taviz ve ödün vermeyen tarikatların birbirleriyle kaynaştıklarını birbirlerine destek yerdiklerini de görmekteyiz.

Peki şeriattan ve onun meşru olan ilimlerinden nasıl kopmayacağımıza gelince; Ortada bir din ve bu dinin özünde var olan hakiki tarikatlar, yollar varsa –ki Elhamdülillah var- işte bu var olan gerçek din-i mubin-i İslâm’a ve onun özünden, içinden çıkan tarikat yollarına biz kendimizi uyduracağız. İslâm’ı ve onun yollarını kendimize uydurmaya çalışırsak işte sonuçta bu bahsettiğimiz kopukluklar, özden ayrılmalar kaçınılmaz olacaktır.

Ve bütün bunların sonunda da dalâlet çukurlarına düşmemek mümkün olmayacaktır. Bu konularla ilgili geniş ve de gerçek araştırmalara dayanan bilgileri nasip olur ise bundan sonra yani bu kitaptan sonra başka bir kitapta toplayıp siz kardeşlerimize aktarmaya gayret göstereceğiz. Tevfik Allah’tandır.

Günümüzde irşad kapılanının hemen hemen hepsinin kapanmış olması günümüzdeki tarikat şeyhlerinin şeriatı tam bilmeden tarikatı öğretmeye çalışıp insanları uzun süreler boşa oyalamalarındandır. Oysa tasavvuf cihanına baktığımızda gerçek manada tarikatı yaşayıp yaşatmaya çalışan Ehlullahın, Allah dostlarının ilk önce şeriatın meşru olan ilimleri ile amil olup tasavvufun gizli ve nadide ilmini, halleri ile birlikte yaşadıklarını ve yaşattıklarını görüyoruz.

Örnek vermek gerekirse, Pirimiz Abdulkadir Geylani hazretlerini karşımızda değişmez bir gerçek olarak görüp, misallerin en başında o mübareğin ismini zikredebiliriz.

O ki, ta çocukluk devrinden ömrünün son nefesine kadar, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz ve ashabının tuttuğu ve gittiği yola aykırı tek hareketi görülmemiştir.

O ki, kendi zamanında yaşayan ve doğru dürüst anlaşamayan fıkıh alimleri ile tasavvuf alimlerinin tümüne gerçek tarikat, yani tasavvufun fıkha hizmet ettiğini ve bu iki ilmin de birbirini tamamladıklarını, birinin diğerinden ayrı düşünülmeyeceğini ispat etmiş, adeta bu iki ilmi ve ulemasını birbiriyle barıştırmıştır.

O ki, karşısına geçen bütün insanlara ilk önce şeriatı, yani İslâm’ı bilmeleri gerektiğini ve ancak bu şekilde tasavvufu öğrenebileceklerini öğütlemiştir.

Günümüze kadar ulaşan bütün eserlerine baktığımızda hemen hemen bu eserlerin büyük bir bölümünde fıkhi bilgiler verip, eserlerinin son bölümlerinde tasavvuf ilminden bahsettiğini görürüz. Bununla da bize adeta şöyle seslendiğini hissederiz:

“İnsan ilk önce dinini öğrenecek, tam bir Müslüman olma gayesi taşıyacak, daha sonra tasavvufa yönelecek.”

Tarikatı yaşamaya ve yaşatmaya çalışan insanlar bu yolu İslam şemsiyesi altında bir bütün olarak kabullenerek yaşamaya ve de yaşatmaya çalışmalıdırlar. Bu şemsiyenin altından çıkar, bu çatının altından ayrılırlarsa doğal olarak kendilerine İslam dışı bir şemsiye, İslam dışı bir çatı oluşturma ihtiyacı hissederler. Ve bu oluşturdukları gerçek dışı şeyler onları gerçek gayeden, hedeften uzaklaştırır. Belli bir zaman sonra da bir bakarlar ki değil tarikatı yaşayıp yaşatmak, Allah muhafaza İslâm’ın dışına küfür ve şirke varan hallerin içine dalmışlardır.

Bu yüzden insan tarikatı gerçekten yaşamak istiyorsa ilk önce İslâm’ı yaşamaya çalışacak, hiçbir şey bilmeden bir tarikata intisap etmişse o zaman da bir an evvel öğrenmeye gayret edecek ve öğrendikçe de gittiği yolla öğrendiklerini mukayese ederek sonuca ulaşmaya cehd edecektir. İlim öğrenmenin yaşı olmadığına, İslâm’ı bize öğretenler de “İlim Çin’de de olsa gidip alınız.” dediğine göre ehli tarika düşen yaşı kaç olursa olsun, nerede olursa olsun ilim Öğrenmek, öğrendikleriyle de yetinmeyip öğrendiklerini hayatında tatbik etmek ve bilmeyenlere de öğretmek olmalıdır ki hedefine ulaşabilsin.

Yoksa yaşantısı ve takip ettiği yol ilmi gerçeklere dayanmıyorsa, o yaşantının ve o yolun sonu hüsranla biter. Cenabı Hak bizleri şeriatın müspet ilimlerini kendisine gaye edinip yaşamını bu ilimlere dayandıran, bu ilimlerle özleştiren kullarından eylesin. Amin.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top