Tarikata İlk Olarak Giren Müridin Dikkat Edileceği Hususlar

allah-otherBu yola ilk giren kimseye ilk önce sağlam bir itikad gerekir. Nitekim bu yolda esas olan budur. Ehli sünnet üzere yaşamış ve yaşıyor olanların yolundan ayrılmamalıdır. Zira onların tuttuğu yol, Nebilerin ve Resullerin yoludur. Sahabenin yoludur.

Hülâsa: Bu yola ilk giren kimseye gereken Kur’ân’a tabi olmak Resulullah (s.a.v.) Efendimizin sünnetine sarılmak, Kur’ân’ın ve Resulullah’ın gösterdiği yolda hareket etmektir. Bunların emrini tutmalı yasaklarından kaçmalıdır. Esasta da teferruatta da bunlara sarılmalıdır.

Allah’a giden bu yolda bir mürid, Kur’an’ı ve Resulullah (s.a.v.) Efendimizin sünnetini, Allah’a kavuşturan, ulaştıran iki kanat olarak kabul etmelidir.

Mürid, hidayet ve Yüce Allah’a delil buluncaya kadar sadakat ve ictihad üzere yürür ve devam eder. Bu delil, kendisini Yüce Hakka götürecek olan bir önderdir. Pirimiz Abdulkadir Geylani Hazretleri, tarikata girmek isteyen, buna niyet eden kimseye, ilk önce Allah’ın kitabına sarıl, sonra Resulullah’ın sünnetini kabullen ve hayatına geçir. Daha sonra bu yolda Kur’ân ve sünnet yolunda sadık bir şekilde ictihad üzere ol. Bunlarla Allah’a, Resulullah’a ve Kur’ân’a ve onun emirlerine gönlün ısınıncaya kadar bu ictihad ve sadakatte devam et. Daha sonra inandığın ve ısındığın bu yol seni Hakka götürecek bir öndere doğru itecektir. İşte bu önderin de mürşidler, şeyhler olduğunu o sultanlar sultanı bize işaret ediyor.

Mürid gerçek bir mürşide, gerçek bir öndere tabi olduğunda, bağlandığında göreceği faydalar şunlardır:

Mürşidi kendisine ünsiyet eden gerçek bir arkadaş olur. Mürid yorulduğu, kaldığı anlarda ona sığınıp rahat bulur. Şehvet duygularının kabardığı anda her yanını zulmet sardığı, nefsinin şerri baş gösterdiği, sapık arzular kendisini bastığı zaman o mürşide halini arzeder. Nefsi dikleşip bu yolda yürümekten kaldığı zaman o zatın himmetine sığınır. Mürşidden yardım görür.

İşte Kur’ân ve Sünnet yolundan ayrılmadığı taktirde ve kendisine gerçek bir mürşid bulup ona tabi olduğunda, Allah’a ulaşmak, Allah’a kavuşmak onun için kolay olur. Allah’u Teâlâ bu manada şöyle buyurmuştur: “0, kimseler ki yolumuzda çaba harcarlar, elbette onlara yollarımızı gösteririz.” (Ankebut Suresi: 69) Hikmet ehlinden bir zat şöyle demiştir: “Bir kimse talebini ciddi yapar ise, bulur.”

Bir mürid sağlam bir itikad ile bu yola girerse, hakikat ilmini bulması mümkün olur. Ciddi bir çalışma ile tarikat yoluna giren bir müridin oradan da hakikat yoluna geçmesi mümkün olur, kolaylaşır.

Bundan sonra o kimseye ihlâs gerekir. Yani Allahu Teâla’ya karşı her sözünde ve her işinde, girdiği yolda, attığı her adımı Allah (c.c.) için atmalıdır. Kaldırdığı her adımını Allah (c.c.) için kaldırmalıdır. Yüce Allah’a tam ulaşıncaya kadar bu halini sürdürmelidir.

Zira bütün bunları yaparken hiçbir ayıplayan onu yolundan alıkoymamalıdır. Zira sadık yolcuyu hiç kimse yolundan döndüremez. Aynı şekilde yolda gördüğü ikramlar dahi onu yolundan almamalıdır. Mesela gördüğü bir keramet veya kendinde zuhur eden olağandışı bir hal gördüğünde orada kalmamalıdır. Her şeyi Allah’tan (c.c.) bilip yoluna devam etmelidir.

Bu yola giren müride, elinde bulunanları saklamak düşer. Yani, bende bu hal var, bende şu şu haller zuhur ediyor, şöyle rüya görüyorum, böyle böyle zuhuratlarım oluyor diye kendindekileri ifşa etmemeli. Sabır yemeğini ve sabır orucunu açacak şeyi bulmakta zorluk çekeceği endişesi ile cimrilik etmemeli. Yani en ufak bir durum karşısında öfkelenip, konuşup sabır orucunu bozmamalıdır. Kalbinde ve özünde şunu kesin olarak bilmeli ki: Allahu Teâlâ geçmiş zamanların hiçbirinde cimri bir veli yaratmamıştır. Bahsedilen bu cimrilik hem zahirî dünya cimriliğidir hem de batınî ahiret cimriliğidir.

Hakk yoluna çıkmış bir müridin aşağıda sayılacak şeyleri yapması daha hayırlı ve yerinde olur:

– Sürekli zillet haline baştan razı olmalıdır. Nasibin darlığından yana gönlünü baştan hoş tutmalıdır.

– Daima aç susuz kalmaya, ünsüz, şöhretsiz, şansız yaşamaya şimdiden razı olmalıdır.

– Kendi arkadaşlarını, yakınlarını, iyilik ve ihsanda, devamlı kendinden önde görmeli.

– Büyük zatların yanına yaklaşmalı, ilim meclislerinde oturmalıdır.

– Kendi tokluğundan önce çevresindekilerin tokluğunu düşünmeli ve izzet ikram içinde bulunmalıdır. Kendisine onlardan alt olmak yeter, çevresindekilerin tümü izzet bulsun diye dua etmeli, çalışmalıdır. Benim nasibim nasıl olsa beni bulur, diyerek tevekkülden ayrılmamalıdır.

Anlatılan bu şeylerin olabileceğine şimdiden gönül hoşnutluğu ile rıza göstermelidir. Eğer razı olmazsa kendisine rıza kapılarının açılması zorlaşır. Mana kapılarının açılması zorlaşır.

Tamamı ile feraha ermek bütünüyle huzura kavuşmak, anlatılan bu işlere riayetle mümkündür. Yine bu yola ilk giren müride düşen, Allah’u Teala’dan geçmişte işlediği günahlardan dolayı mağfiretten, gelecekte işlemesi muhtemel günahlara karşı da korunmadan başka bir şey talep etmemektir. Gelen saatlerin hemen her birinde kendisine Yüce Allah’tan sevgisinin hasıl olmasını dilemelidir. Kendisini O’nun Yüce Zatına ulaştıran şeyleri istemelidir. Sonra, Yüce Hakk’a her halükârda hoşnutluğunu belli etmelidir. Allah’ın sevgili, veli kullarına bedel beklemeden sevgi ve saygı beslemelidir. Anlatıldığı gibi yaptığı taktirde akıl sahibi, gönül ehli sevgili zatlar zümresine dahil olur. Yüce Allah’ı bilen onlardır. İbretli, hikmetli işlere muttali olan onlardır. Bunların anlatılan hal sonunda da kalpler saf olur. İçler ve niyetler temize çıkar.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top