Peygamberimizin Fazileti

JF1WH-mevlid-kandili-1Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun ki, bizleri müslüman yaratmış. Ümmet-i Muhammed’in üstünlük ve faziletinin bir nedeni de bütün peygamberleri sevmemizdir. Peygamberlerin hepsine iman ediyoruz. Dört kitaba da inanıyoruz. Fakat hristiyanlar, yahudiler, putperestler, İslam düşmanları bizim gibi değil, bizim farkımız var. Ümmet-i Muhammed’in fazileti, değeri ve kıymeti var, her yerde ve her zaman.

Hz. Muhammed (sav), Mahbûb-i Hüda, Şefîu rûz-i ceza, melce-i fukaradır. Bütün alemlere rahmettir. Server-i enbiya, rehber-i evliya ve sertâc-ı asfiyadır. İnsanların ve görünmeyen kuvvetlerin peygamberidir. Allahu Teala, O’nu kendi nurundan halkeylemiştir. Hiç bir varlık yaratılmazdan önce Allah, O’nun nurunu yarattı. O Yüce Resul’ü, Allah öyle sevmiş ki, O’nun nurunu en evvel yaratmıştır. Dünyaya teşrifleri ise cemii enbiyadan sonra olmuştur. Ahir zaman Nebisidir. Kendisinden sonra ne bir nebi ne de bir resul gelmeyecektir. Son peygamberdir, hatemul enbiyadır.

Son kitap olan Kur’an-ı Kerim O’na nazil olmuştur. İsmi güzel, cismi güzel, nesli güzel, sözü güzel, yüzü güzeldir. Va’dinde sadık, sözü haktır. Ayağının tozuyla arş-ı a’la iftihar etmiştir. Cebrail gibi bir melek O’na hizmet etmek için Cenab-ı Hakka binlerce sene şükür ibadeti yapmıştır. Adem (as)’ın tevbesinin kabulü, “Hz. Muhammed hürmetine beni bağışla ya Rab!” duasıyla olmuştur. Hz. Adem bağışlanmış ve duası kabul edilmiştir. 

Cismi nurdur, gölgesi yere düşmez. Bütün enbiya onun ümmeti olmak için Allah’tan niyazda bulunmuştur. Hz. Musa, Hz İsa, Hz İbrahim (as) gibi ulu’l-azm peygamberler, Hz. Adem, Hz. Nuh (as) gibi peygamberler ve cemi enbiya O’nun ümmeti olmayı Allah’tan talep etmişler: “Ya Rabbi, Muhammed‘in zamanında dünyaya gelseydik de ona ümmet olsaydık.”

Bir ayet-i celilede Allah şöyle buyuruyor: “Ben azimuşşan ancak seni kaffe-i nasa yani insanlara müjdeci ve korkutucu olarak gönderdim. İnsanları, inananları, iman edenleri cennetle müjdele. İnançlı olmayanları da azabımla korkut.” [1] Kaffe-i nasa, bütün kainata, bütün insanlığa, bütün ins ve cinne O’nu müjdeci olarak gönderdi, Cenab-ı Hak.

Başka bir ayet-i celilesinde Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik)”“Seni bir nur, bir ışık, bir kandil olarak gönderdim, Habibim.” Allah nasıl sevmiş, Aman ya Rabbi! Bütün peygamberler, bütün ulu’l-azm peygamberler Cenab-ı Hak’tan, O’na ümmet olmayı temenni etmişlerdir.

Allah kutsi hadisinde buyuruyor:

“Levlake levlake lema halaktul eflak:Habibim, Resulüm Muhammed’im, eğer seni yaratmasaydım bütün bu kainatı yaratmazdım. Senin hürmetine yarattım.”

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdim.” [2] Yani Hz Muhammed (a.s.v) rahmet peygamberidir. Böyle bir Peygamberi nasıl sevmeyelim? O’nu sevmek lazım, O’nu sevmeden hiçbir yere varılmaz. Allah’a giden yol, Efendimizi sevmekten geçiyor. Hz Muhammed (sav)‘den geçiyor, Mevla’ya varan yollar. Hz Kur’an, kalb-i Muhammed’den geçmeden yeryüzüne gelmedi. Allah’ın kelamı olan Hz. Kur’an, ilk önce Peygamberimizin kalbinden geçti kalbinden diline, dilinden de yeryüzüne indi. Cebrail gibi bir melek O’nun gönderilmesi hürmetine binlerce sene şükür secdesi yaptı: “Yarabbi sana şükürler olsun ki böyle bir Nebiye böyle bir Resule beni hizmetkar ettin. Beni onun hizmetine verdin, beni onun emrine verdin, Ya rab” diye Allah a binlerce sene şükür secdesi yaptı. Biz de Cebrail (a.s) gibi ömrümüz boyunca ona Cenab-ı Hakk’a secde edip şükür etsek yine azdır.

Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [3] Bütün aleme, bütün insanlığa seni müjdeci, korkutucu olarak gönderdim. Mü’minlere müjde ver. Kâfirleri korkut, onları tehdit et, onları azabımla korkut. İnananları cennetle müjdele, inanmayan inatçı zalimleri de azabımla korkut.

“Ey Habibim! Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik)”[4] Ey Resul’üm, Sen bir çerağsın, sen bir nursun. Seni bir nur olarak gönderdim yeryüzüne. Habibim, senin bir ismin Ahmed, bir ismin Muhammed, bir ismin de Mahmud’dur. Çünkü seni Makam-ı Mahmuda yükselteceğim. Habibim senin makamın makamı Mahmud’dur.

Cenab’ı Hak: “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.”[5] buyuruyor. O makam senindir ya Muhammed, oraya hiçbir peygamber nail olamadı. Hiçbir peygambere Mirac nasip olmadı.

“Peygamber size neyi getirdiyse, neyi emrettiyse onu alın, neyi nehyettiyse ondan sakının.” Peki Hz. Muhammed (sav) bize neyi getirdi? Kur’an-ı Kerim’i, İslam dinini getirdi. Hz. Muhammed’in getirdiği şeriatı ne yaptınız? Suali sorulduğunda onlar suskunluğa bürünürler. Sanki dillerini yutmuşlar. Çünkü suçlular ve kabahatliler. İslam’ı, Şeriatı ve Kur’an-ı kabul etmediler.

Peygamberi sevdiğini, O’nun yolundan giderek, O’nun izinden yürüyerek, O’nun sünnetinden ve ahlakından ayrılmayarak ispat edebilirsin. Allah (c.c) onun ahlakını cümlemize, neslimize, evlatlarımıza çoluğumuza ve çocuğumuza nasip eylesin.

Allah, bütün peygamberleri hesaba çekecek. Peygamberleri tek tek huzura çağıracak. Bütün mahşer halkı toplanacak bir araya. Herkes susmuş bir halde, peygamberler de susmuş. Yüz yirmi dört bin -diğer rivayete göre iki yüz yirmi dört bin- peygamber gelmiş geçmiş, hepsi boyun bükmüş mahşerde bekliyor. Bu bekleyişte insanlar Hz. Adem’e giderler. Hz. Adem:

– “Hayır hayır ben size şefaat edemem gidin” der.

Hz. Nuh’ a giderler, aynı cevabı alırlar. Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa’ya ümmetler gider: “Bizi kurtarın” diye feryat ederler. Hayır, hayır. Şefaatçi gelir: Hz. Muhammed (sav), nebiler nebisi, resuller resulü, evliyaullahın rehberi, önderi, şefaat-i uzmâ makamının sahibi bütün peygamberlere şefaat edecek. Bütün ümmetler Hz. Muhammed’in şefaatiyle kurtulacak. Hiç bir peygamber ümmetine şefaat edemeyecek. Tek şefaat yetkisi Hz. Muhammed (sav)’e ait. Allah O’nun şefaatine bizleri nail eylesin. O’nun şefaatine nail olabilmemiz için de O’nun yoluna O’nun sünnetine yapışmamız lazım.

Hamdu senalar ve bütün ibadet taatler Allah’a mahsustur. O Allah ki, her şeyin halıkı ve malikidir. Her şey O’na dönecektir. Salat u selam Nebiyyi ahir zamanın üzerine olsun. O, peygamberlerin son halkasıdır, son habercidir. Aline ve evladına ve ezvacına ve ashabına ve ensarına ve kıyamet gününe kadar O’nu sevenlere ve seveceklere selam olsun.

“Rabbim İlk önce benim nurumu yarattı” buyuruyor Cenab-ı Peygamber (sav). Biz O’nu nasıl sevelim, O’na nasıl biat edelim. O nasıl sevilir? Peygamber nasıl sevilir? Bu hem kolay hem de zor. O Nebi, O Peygamber bize ne getirdi? İslam’ı getirdi, Kur’an’ı getirdi, şeriatı getirdi, hakikatı getirdi. O bize güzel ahlakı getirdi. O bize hoşgörüyü getirdi. O bize bütün iyilikleri getirdi. Kötülüklerden men etti bizi.

O’nun kapısına baş koymak revadır. Çünkü o kapı Allah kapısıdır:“(Habibim!) Kullarıma söyle ‘eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Muhakkak ki Allah, merhametli ve bağışlayandır.” [6] Gerçekten Allah’ı seviyorlarsa sana biat etsinler. Yani Allah’a giden yol Hz. Muhammed (sav)’den geçiyor. O’nu sevmedikçe Allah’a gidemezsin. Allah’ın Resulü’nü sevmek çok kolay çok da zor. Kim Peygamberi sever? O’nun yolundan giden, O’nun sünnetini işleyen. Kur’an ve Sünnet hayatı yaşayanlar Peygamber (sav)’i sever.

Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (sav), son Peygamber, son halka ve hatemul enbiyadır. Son kitap olan Kur’an-ı Kerim O’na nazil olmuştur. İşi güzel, nesli güzel, sözü güzel, yüzü güzel, va’dinde sadık, sözü Hak sözüdür. Arz da arş da O’nun ayağının tozuyla iftihar etmiştir.Cebrail gibi bir melek O’na hürmet etmekten şeref bulmuştur, şerefe nail olmuştur. Adem (as)’ın tevbesinin kabulü duasında: “Ya Rabbi! Muhammed’in hürmetine beni bağışla” demiş ve affını bu şekilde istediği için mağfirete nail olmuştur. İbrahim Halilullah, O’nun nuruna halil olduğu için nar-ı nemrud nura tebdil olmuştur. Cismi nurdur, gölgesi yere düşmez. Bütün enbiya O’nun ümmeti olmayı Hak’tan temenni etmiştir. Hepsi cihana geleceğini müjdelemiştir. Gökler O’nun kudumuyla nurlanmış, yerler O’nun vücuduyla iftihar etmiştir. İsm-i şerifi yerde Muhammed (sav), gökte Ahmed’dir. Mahşer yerinde O’nun ismi Mahmud’dur.

Cenab-ı Hak buyuruyor: “(Resulüm) Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, Makam-ı Mahmud’a gönderecektir.” [7]Habibim makam-ı Mahmud’a git sana o makamı verdim… Her peygamberin bir makamı vardır. Ahirette, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in makamı da Makam-ı Mahmud’dur. O’nu sevenler, O’nu sayanlar, O’nu canından, malından, her şeyinden çok sevenler O’nun beraberinde, O’nun komşusu olacaklar.

O Yüce Allah: “(Habibim!) Ben seni alemlere rahmet olarak gönderdim.” [8] Hadis-i Kudsi’de Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Bütün mahlukatı senin hürmetine halk ettim.” Ya Resulallah, hidayet verdiğin kimse mümin olup sana döndü, iki cihan selametine ve hidayetine ulaştı. Hidayete erişmeyenler ise kör olduklarından seni göremedi. Sana tabi olamadı. Onlar yediler içtiler eğlendiler ama seni sevemediler. Doğru söylediğini, Peygamber olduğunu biliyorlardı ama inanmadılar.

Bir gün henüz Ebu Süfyan müslüman olmamış. Ebu Cehi’le bir araya geliyorlar. Ebu Cehil, Ebu Süfyan’a:

  • “Ey Ebu Süfyan! Muhammed ne diyor? Gerçekten O’na melek mi geliyor? Gerçekten ona ayet mi geliyor? Muhammed gerçekten Peygamber mi? Eğer peygamberlik gelseydi bize gelirdi. Mektep, medrese bile görmeyen, yetim, kimsesiz bir insana nasıl peygamberlik verilir?” Ebu Süfyan diyor ki:
  • “Evet, Muhammed gerçek peygamberdir. O’na gerçekten melek geliyor. O’na Allah’tan ayet geliyor.” Bunun üzerine Ebu Cehil şöyle diyor:
  • “Sus! Sus! Ben de biliyorum ki o gerçek peygamberdir. Fakat ben O’na uymam, O’na tabi olmam.”

Ebu Cehilin durumu şeytanın durumuna benziyor. Şeytan, Yüce Allah’ın secde emrine uymadı. Adem (as)’ı küçümsedi. “Ben ona secde mi edecekmişim” diye inad etti. Allah onu rahmetinden uzaklaştırdı. Bu inadî küfürdür. Ebu Cehil, peygamberimizden korkuyordu. Peygamberimize saldırıyordu. Her hakareti yapıyordu. Peygamberimizin yakasına yapışıyordu. En kötü en yakışıksız sözleri sarfediyordu. Allah’ın Resulü sükut buyuruyordu. O kafir sanıyordu ki Muhammed (sav) benden korkuyor. Çünkü Allah (cc) Muhammed’ine bildirmiş: “Benden başka kimseden korkma Habibim, Resulüm.” Peygamber korkmuyor fakat susuyor. Emir yok o yüzden susuyor.

Ne büyük nimettir ki yüce Allah Kuran’ında mümin ve müminata yani erkek ve kadın iman edenlere hitap ediyor. Onlar birbirlerinin yardımcılarıdır, arkadaşlarıdır. Onlar hep birbirlerine iyilikleri emreder kötülükten men etmeye çalışırlar. Ne güzel arkadaş değil mi? Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar. Onlar zekatlarını da verirler. Onlar Allah’a Rasülüne itaat ederler. İtaatın manası nedir? İtaat, emirleri yerine getirmek, emirleri dinlemektir.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top