Peygamberi Sevmek

Aziz müslümanlar! Hamd u senalar ve bütün ibadet ve taatler Allah’a mahsustur. O Allah ki, her şeyin halıkı ve malikidir. Her şey O’na dönecektir. Salat u selam Nebiyyi ahir zamanın üzerine olsun. O, peygamberlerin son halkasıdır, son habercidir. Aline ve evladına ve ezvacına ve ashabına ve ensarına ve kıyamet gününe kadar O’nu sevenlere ve seveceklere selam olsun.

Peygamberimiz (sav), Allah tarafından Cenab-ı Hak bizatihi kendi nurundan yaratılmıştır.

Hadis: Evvelu ma halakallahu nuri

 “İlk evvel benim nurumu yarattı” diyor Cenab-ı Peygamber (sav). Biz O’nu nasıl sevelim, O’na nasıl biat edelim. O nasıl sevilir? Peygamber nasıl sevilir? Bu hem kolay hem de zor. O Nebi, O Peygamber bize ne getirdi? İslam’ı getirdi, Kur’an’ı getirdi, şeriatı getirdi, hakikatı getirdi. O bize güzel ahlakı getirdi. O bize hoşgörüyü getirdi. O bize bütün iyilikleri getirdi. Kötülüklerden men etti bizi. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “(Habibim!) Kullarıma söyle ‘eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Muhakkak ki Allah, merhametli ve bağışlayandır.”

Allah’ın Resulü’nü sevmek çok kolay çok da zor. Bir meyhaneci Allah Resulü’nü sevmez. Bir içkici Peygamberi sevmez. Bir Allah düşmanı Peygamberi sevmez. Aksine Peygamber’e düşmandır o. Kim Peygamberi sever? O’nun yolundan giden, O’nun sünnetini işleyen. Kur’an ve Sünnet hayatı yaşayanlar Peygamber (sav)’i sever.

Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (sav), mahbub-i Hüda, şefi-i ruz-i cezadır. Melce-i fukaradır. Bütün alemlere nur-i evveldir. Bütün peygamberlerin serveri, evliyanın rehberidir. İnsanların ve görülmeyen kuvvetlerin peygamberidir. Allahu Teala O’nu kendi nurundan halk eylemiştir. Nurunu her şeyden evvel yaratmıştır. Ahir zaman Nebisidir. Kendisinden sonra ne bir nebi ne de bir Resul gelmeyecektir. Son Peygamber, son halka ve hatemul enbiyadır. Son kitap olan Kur’an-ı Kerim O’na nazil olmuştur. İşi güzel, içi güzel, nesli güzel, sözü güzel, yüzü güzel, va’dinde sadık, sözü Hak sözüdür. Arz da arş da O’nun ayağının tozuyla iftihar etmiştir. Cebrail gibi bir melek O’na hürmet etmekten şeref bulmuştur, şerefe nail olmuştur. Adem (as)’ın tevbesinin kabulü duasında: “Ya Rabbi! Muhammed’in hürmetine beni bağışla” demiş ve affını bu şekilde istediği için mağfirete nail olmuştur. İbrahim Halilullah, O’nun nuruna halil olduğu için nar-ı nemrud nura tebdil olmuştur. Cismi nurdur, gölgesi yere düşmez. Bütün enbiya O’nun ümmeti olmayı Hak’tan temenni etmiştir. Hepsi cihana geleceğini müjdelemiştir. Gökler O’nun kudumuyla nurlanmış, yerler O’nun vücuduyla iftihar etmiştir. İsm-i şerifi yerde Muhammed (sav), gökte Ahmed’dir. Mahşer yerinde O’nun ismi Mahmud’dur.

Ayet: Fetehecced bihi nafileten lek. asa en yeb’aseke rabbuke makamen mahmuda…

Cenab-ı Hak buyuruyor: “Resulüm, Habibim makam-ı Mahmud’a git sana bir makam verdim…” Her peygamberin bir makamı vardır. Ahirette, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in makamı da Makam-ı Mahmud’dur. O’nu sevenler, O’nu sayanlar, O’nu canından, malından, her şeyinden çok sevenler O’nun beraberinde, O’nun komşusu olacaklar.

O Yüce Allah:

ayet metin: vema erselnake illa rahmeten lil alemin

(Habibim!) Ben seni alemlere rahmet olarak gönderdim.” Hadis-i Kudsi’de Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Bütün mahlukatı senin hürmetine halk ettim.” Hidayet verdiğin kimse mümin olup sana döndü, iki cihan selametine ve hidayetine ulaştı. Hidayete erişmeyenler ise kör olduklarından seni göremedi. Sana tabi olamadı. Onlar yediler içtiler eğlendiler ama seni sevemediler.

Peygamberi sevmek istiyorsan O’na çok salat u selam getir. Çünkü Cenab-ı Hak ayet-i celilesinde buyuruyor ki:

Arapça metin: innallah ve melaiketehu yusallun alennebiyy. Ya eyyuhellezine amenu sallu aleyh..

“Allah ve melekleri de peygamberi severler.” Aman ya Rabbi! Bu nasıl sevgi? Cebrail (as) binlerce sene Hz. Muhammed (sav)’e hizmet için şükür secdesi yaptı. Allah’a binlerce sene ibadet etti: “Ya Rabbi sana hamdolsun. Sana şükürler olsun ki, Resulün Muhammed (sav)’e beni hizmetçi olarak verdin.” Allah’ım bizi ona gerçek ümmet eyle. O’nu sevenlerden eyle.

Peygamber Efendimiz (sav) bir defasında Hz. Ömer’e: “Ey Ömer! Beni ne kadar seviyorsun?” “Ya Resulallah, anamdan, babamdan, evladımdan seni çok seviyorum. Nefsim hariç.” Resulullah (sav): “Ya Ömer, gerçek bir mümin olmadın” deyince Hz. Ömer: “Ya Resulallah, seni nefsimden de çok seviyorum.” “Ya Ömer, şimdi gerçek mümin oldun. Allah Resulü’nü kendi nefsinden çok sevmedikçe kamil mümin olamazsın.”

Bizim halimize bakın. O mahkeme-i kübrada Resul-i Zişan Efendimiz (sav) gelecek, Cenab-ı Hak tarafından kendisine verilen Livau’l-hamd sancağını açacak. O’na tabi olanlar, O’na biat edenler, O’nu sevenler, O’nu canından malından nefsinden herşeyinden üstün sayanlar O’nun sancağı altında haşrolacak. Bizleri de orada haşr u cem eyle ya Rabbi!

Yolda yürürken, yatağına yatarken hep aklında Hz. Muhammed (sav) olsun. Hep O’na salat u selam gönder. İster; “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” de, istersen; “Allahümme salli ala seyyidina Muhammed” de. Yeter ki O’na sürekli salat u selam gönder.

Biliyorsunuz eskiden hacca yaya olarak gidilirdi. Atalarımız da yaya olarak gidip gelmişlerdir. Merkeplerle, develerle, katırlarla öyle gitmişler, yaya yürümüşler, ayakları patlamış. Su kırbaları, ekmekleri omuzlarında yol gitmişler. Öyle bizimki gibi son model uçak, son model klimalı otobüsler, klimalı oteller ancak yine de beğenmiyoruz. Oteller beş yıldızlı ancak yine de beğenmiyoruz. Eskiden ne meşakkatlarla hacca gidip gelmişlerdir. Hac o hacdır işte. Adamın biri de yaya olarak babasıyla birlikte hacca doğru yola çıkmış. Kısa anlatıyorum. Adamın babası yolda vefat ediyor. Adam, ne yapacağını şaşırmış. “Ben ne yaparım bu yerde ve yabancı memlekette” diye söylenmeye başlıyor. Babasını alıp yakın bir köye götürüyor. Orada babasının yüzünü açıp bir bakıyor ki, babasının yüzü merkep suratına dönmüş. Sıfatı değişmiş. Ağlamış ağlamış ve o arad adamı bir uyku almış, gözlerini kapamış uyumuş. Bir bakmış bir nurlu kişi içeri girdi, babasının yüzünü açtı, eliyle meshetti. O kişi çıkarken yakalıyor. “Sen kimsin?” “Ben, Muhammed’im (sav). Baban bana çok salat u selam gönderdiği için onun imdadına yetiştim.” Habibinin hürmetine o kişiyi Allah, yeniden insan sıfatına girdiriyor ve o adam babasını bir köyde defnediyor. Yoluna devam ediyor. Tavaf ediyor. Kabe’yi tavaf ederken arkadaşları dua okuyorlar: 1. şavtın duası, 2. şavtın duası, 3. şavt duası…. 7. şavta kadar her şavtın duası var. Fakat bu babası ölen adam hep salat u selam okuyor: “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.” Arkadaşları diyor ki : “Yahu sen de dua okusana.” O adam diyor ki: “Siz karışmayın bana ben onun sırrını öğrendim siz dua okuyun ben salat u selam okuyacağım. Onun sırrı da buymuş.

Allah’ım O’nun hürmetine, Muhammed Mustafa (sav) hürmetine nuru Kur’an, nur-i tevhid hürmetine, zikir cemiyetleri hürmetine seni anan seni zikreden, gec gündüz gözyaşı döken aşıkların, sadıkların, salihlerin hürmetine şu cennet vatanı koru ya Rabbi. Şu vatanımıza şu milletimize islami bir sahip gönder. Öyle dua edelim.

Bu ümmetten önceki ümmetlerin cezasını Allah Teala hemen veriyordu. Allah’a ve peygambere karşı çıkmaları sebebiyle Allah, onları hayvan sıfatına sokuyordu. Hz. Muhammed (sav)’in hürmetine, O’nun hatırı için Allah, Muhammed ümmetini tebdil etmiyor. Yoksa bu televizyonlarda dansözler, şarkıcılar, fuhuşçular… aman ya Rabbi! Allah bunları maymun sıfatına koyardı. Canavar, tilki yapar, kurt yapardı. Fakat Muhammed’in hürmetine yapmıyor. O’nun hürmetine bu ümmeti tebdil etmiyor. Hele şu televizyonların haline bak. Hepimizin evinde bir bela var. Dini, ahlakı, imanı sömüren bir bela var.

Levlake levlake lema halektul eflak

Cenab-ı Hak kudsi hadisinde buyuruyor ki: “Resulüm ya Muhammed (sav)! Eğer sen olmasaydın, seni halketmeseydim, kainatı yaratmazdım. Senin hürmetine yarattım.” 3. ayet-i celilede Allah şöyle buyuruyor:

ayet metin: vema erselnake illa keffeten linnasi beşiren ve neziren velakinne ekserennasi la ye’lemun..

“Biz azimuşşan ancak seni kaffe-i nasa yani insanlara müjdeci ve korkutucu olarak gönderdim. İnsanları, inananları, iman edenleri cennetle müjdele. İnançlı olmayanları da azabımla korkut.” Kaffe-i nasa, bütün kainata, bütün insanlığa, bütün ins ve cine seni müjdeci olarak gönderdim. Başka bir ayet-i celilesinde Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

Ayet metni… ve daiyen ilallah biiznihi ve siracen munira…

“Seni bir nur, bir ışık, bir kandil olarak gönderdim, Habibim.” Allah nasıl sevmiş? Aman ya Rabbi. Bütün peygamberler, bütün ulu’l-azm peygamberler Cenab-ı Hak’tan temenni etmişler: Ne olaydı ki Muhammed’in (sav)’in zamanında dünyaya gelseydim de O’na ümmet olsaydım.

Hele bizim halimize bakın. Bizim halimiz niye böyle oldu. Niye peygamberi sevmiyoruz. Nasıl seviyorsunuz? Soruyorum. Kaç gram, kaç hokka? Allah’ın sevgilisinin sevgis gönlünde ne kadar? İnanın ki, eğer bir zerrecik kadar Allah ve Resulünün sevgisi bir kulun gönlünde olsa mecnun olur dağlara düşer. Mecnun olur dağlara çıkarız. Zerre kadar bir sevgimiz yok, sevmiyoruz.

Bir genç, Hz. İsa (as)’ın karşısına çıkmış ona müracaat etmiş: “Ya İsa, ey Allah’ın peygamberi Rabbine yalvar, bana aşk versin. Rabbimden aşk istiyorum, aşk.” Cenab-ı Hak, vahiy yoluyla: “Ya İsa, söyle o kuluma benim aşkıma dayanamaz, yanar kül olur.” O genç: “Ne olursun ya İsa, söyle Rabbine bir parçacık, güneşin içindeki zerrecik kadar aşk versin.” Cenab-ı Hak o kulunun kalbine bir zerre aşkını koyuyor. İsa (as), o vadiden tekrar geri dönerken o gence uğruyor. O genci bir sorayım, Allah aşkını isteyen genç ne oldu. Sorar Hz. İsa. O genç mecnun oldu, dağlara gitti diye cevap veriyorlar. Mecnun da Leyla’yı arıyordu, Rabbini buldu. Aşk, yani birine duyulan şiddetli sevgi senin gönlünde var. Bir kızın bir kadının sevgisine sen gönlünde yer var. Fakat Hz. Muhammed (sav)’in sevgisi bir sevgilinin sevgisi kadar mı yok gönlünde. Bir kıza aşık olduğun zaman, denize atıyorsun kendini köprüden aşağıya. Kendine ateş verip yakıyorsun. Intihar edeceğim diyorsun. Fakat Hz. Muhammed’i (sav) o kadar sevmiyorsun.

İsa (as) o gencin izini izliyor yanına varıyor. Bir tepenin başına oturmuş, başını göklere dikmiş bakıyor. “Esselamu aleyküm ey genç!” İsa (as) üç defa selam veriyor. Genç hiç aldırış etmiyor. Vahiy yoluyla Cenab-ı Hak: “Ya İsa! Testereyi alıp o genci ikiye biçsen duymaz. Benim aşkım girmiş o gencin gönlüne.” İşte aşk budur.

Hallac-ı Mansur’a aşk nedir, muhabbet nedir, diye sordular. Yarın gelin söyleyeyim size. Ertesi gün gelirler, Hallac idam sehpasının yanında ayakta duruyor. Hallac: “Geldiniz mi? Şimdi size söyleyeyim. Aşk yanmaktır. Muhabbet idamdır.” Onu idam ettiler. Niye? Çünkü ‘ben Hakk’ım’ dedi. Onu anlayamadılar.

Şimdi de var Allah’ın öyle kulları. Şimdi yeryüzünde Allah’ın öyle kulları vardır ki, “Allah, Lailaheillallah” dediği zaman vecd haline giriyor, yokluk haline giriyor. Bütün varlık yok oluyor, Allah tecelli ediyor. O kullar var elhamdulillah. Eğer o kullar bu ülkede olmazsa, bu ülkeyi Cenab-ı Hak alt üst eder. Vallahi alt üst eder, billahi. Bu içki, bu şarap, bu zina, bu faiz, bu ahlaksızlık alabildiğine yürümüş olduğu için Cenab-ı Hak bir anda alt üst ederdi. Fakat o salihlerin, sıddıkların, o Allah’ın sevgili kullarının hürmetine onların hürmetine bizler lokma yiyoruz.

Ya Resulallah! Ravzana geldim, beni kovma kapından. Fakirim, garibim, senin merhametine sığındım sana geldim. Kovma beni ya Resulallah. Şefaat kıl bana, imdat eyle bana, mücrimem ya Resulallah. Ey Şefiu’l-mücrimin, Nur-i Ahad kovma beni kapından.

O’nun kapısına baş koymak revadır. Çünkü o kapı Allah kapısıdır. “Gerçekten Allah’ı seviyorlarsa sana biat etsinler.” Yani Allah’a giden yol Hz. Muhammed (sav)’den geçiyor. O’nu sevmedikçe Allah’a gidemezsin.

Bir gün bir arabi Peygamberimizin huzuruna gelir: “Ya Resulallah, kıyamet ne zaman kopacak” diye sual eder. Efendimiz bu suale karşı: “Ey arabi, o bir emirdir. Emr-i mukadderdir. Ne vakit olsa olacaktır mutlak. Sen o gün için ne hazırladın?” “Ya Resulallah, hiç bir hazırlığım yok. Lakin Allah ve Resulü’nü çok seviyorum. Allah’ın Resulü (sav) o arabiye: “Ey arabi, sözünde gerçeksen, doğru söylüyorsan sevdiklerinle beraber olacaksın.”

Ya Rabbi, bize doğruyu söylet. Bizi harama baktırma. Bize haram yedirme. Harama yürütme. Razı olmadığın yollara gönderme. Rızan dışında hiçbir yola bizi yönlendirip gönderme. Bizlere yardımcı ol ya Rab. Bizi bize bırakma ya Rab. Bize sahip ol. Sen bize sahip olmazsan biz kendimizi idare edemeyiz, nefs-i emmarenin pençesine, nefs-i emmarenin kucağına düşeriz. O nefs-i emmare bizi helak eder.

Bir Allah dostu ne diyor nefsine: “Nefis bana her şeyi söylüyor. Kötülüğü söylüyor.” O Allah dostu nefsine diyor ki: “Ey nefs, bir padişah olmadın ki sarayda oturasın. Ariflerle oturmadın ki, Allah’a yakın olasın. Korkarım ki ikimizde cennet ve cehennem arasında mahpus kalırız. Ey nefs, artık bırak bu zalimliği elinden.” Sen de nefsini eline al, karşına al. Nefis senden ayrılmıyor, her an seninle beraber. Nefs ve şeytan insanoğluna hiçbir zaman iyiliği emretmez. Ama kul nefs-i emmareyi aşar nefs-i levvameye geçer, nefs-i safiyeye geçer. Kul nefs-i mutmainneye geçerse o zaman nefs her daim iyiliğe davet eder. O da neyle olur? Kelime-i Tevhidle olur. Hz. Abdulkadir Geylani (ks) Hazretleri, nefs-i emmarenin kılıcının kelime-i tevhit olduğunu beyan ediyor. Şimdi soruyorum: Gece namazın var mı? Var. İşrak var mı? Var. Duha var mı? Var. Evvabin var mı? Var. Gece namazı kılanlar için Peygamberimiz (sav), Cenab-ı Hakkın dokuz nimet hazırladığını beyan ediyor; beşi dünyada, dördü ahirette. Gece namazına devame edin, az da olsa. İki rekat da olsa gene gece namazını kaçırmayın. Madem ki, bu genç yaşınızda Allah’ın yoluna girdiniz, gece ibadetinin değerini iyi biliniz. Allah sizleri de bizleri de nefs-i emmarenin elinden korusun. Şeytanın tuzağından korusun. Allah dünyayı bizlere sevdirmesin. Dünyayı sevmeyeceksin, dünyayı eline alacaksın. Allah’ın verdiği nimetleri infak edeceksin. Fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine vereceksin. Fakat sevmeyeceksin. Zengin ol diyor Cenab-ı Hak, malın olsun fakat infak et.

Cenab-ı Hak Hz. Musa’ya vahy yoluyla hitap ediyor: “Ya Musa! Fakirlik sana doğru geldiği zaman, onu hoşgeldinle karşıla. Zenginlik sana doğru geldikçe onu kov. Hac yapmayan zenginler, zekat vermeyen zenginler, fakiri tanımayan zenginler var. işte bu zenginlerin malları onların başlarına bela, musibettir.

Ayet metni…innema emvalukum ve evladukum fitneh. Vallahu indehu ecrun azim.

“Mal ve evlat insanın başının belası, musibeti, imtihanıdır.” Eğer evladını Allah yolunda İslam terbiyesi verirsen, Kur’an terbiyesi verirsen, Hz. Muhammed (sav) Efendimizin ahlakını ona öğretirsen o zaman o evlat senin için bir nimettir. İşte o nimeti iyi kullanırsan Allah sana mükafat verecek, cennet köşkleri verecektir. Elindeki malı Allah yolunda infak edersen, ihtiyaç sahiplerine verirsen o mal senin için bir nimettir. Fakat evladına İslam terbiyesi vermezsen, evladına İslam’ı öğretmezsen, namazı, ibadeti, taatı, ilmihali öğretmezsen o evlat senin başına bir bela, bir musibettir. Allah onu sana soracak.

İşte görüyorsunuz, arabalar direklere çarpıyor, betonlara çarpıyor ve genç ölüyor. Gencin arabasından polisler neyi çıkarıyor? Bira kutularını, içki şişelerini çıkarıyor. Işte polis diyor ki; bakın görün içmiş sarhoş olmuş, direğe betona çarpmış, imansız gitmiş. işte bu evladın babasına Allah soracak. Sana bu nimeti emanet olarak verdim. Çünkü evlad sana emanettir. Mal san emanettir. Ellerin, ayakların, gözlerin, kulakların, dilin sana emanettir. Bu emaneti güzel kullanacaksın. Yerinde kullanacaksın. Dili, Allah sana gıybet etmen için yaratmadı. Allah’ı zikretmek için yarattı, Kur’an okumak için, ilim okumak için yarattı. Dedikodu için sana vermedi o dili. O dil senin için bir nimettir.

Allah’ın Resulü (sav) mübarek eliyle dilini tutarak şöyle diyor: “Ey ashabım! Zannetmeyin ki bu dil ufacık bir et parçasıdır. Bunun bela ve musibeti çok büyüktür.” Onun bela ve musibeti nedir? Gıybettir, dedikodudur, zandır, iftiradır. Allah’ım, bizleri bu günahlardan koru.

Eller ve ayaklar emanettir. Elimizi harama kullanırsak, ayaklarla camilere, sohbetlere ve zikirlere değilde haram işlenen yerlere gidersek yarın yevmu’l-mahşerde o uzuvlar, o azaların sana şahitlik yapacaktır. Ne yaptınsa bu dünyada; lehinde olsa aleyhinde de olsa şahitlik yapacaktır. Herkesin başının üstünde Kiramen Katibin melekleri dışında bir melek var. bunun her halini, her hareketini, iyisini, kötüsünü zerresine kadar bilgisayara alıyor. Yarın Allah’ın huzuruna çıktığın an kendin seyredeceksin. Televizyonda haberleri nasıl seyrediyorsan, filmleri nasıl seyrediyorsan kendini de aynen öyle hatta daha açık bir şekilde seyredeceksin. Hiçbir şey diyeceğin kalmayacak. Bu dünyada olduğu gibi bunlara itiraz edecek, Allah’a karşı çıkacak: “Ya Rabbi! Melekler sana taraf yazmış, kalem senin emrine göre yazmış, Kiramen Katibin melekleri seni yazmalarını emrettiğin şeyleri yazmış. Ben bunları kabul etmem, bu günahları ben işlemedim.” diyeceksin. O zaman Cenab-ı Hak, ellere, ayaklara ve bütün uzuvlarına emir verecek: “Konuş, şahitlik yap.” Takır takır konuşacak. Bülbül gibi. Sen o zaman susacaksın. Allah o kadar merhametli ki, o kadar merhameti var ki, o haldeyken bakınız kula ne soruyor? Peygamberimizin beyanıyla öğreniyoruz: “Ey kulum! Şimdi bu günahları sen mi işledin? Az önce itiraz ediyordun. Uzuvların şahitlik yapınca ‘evet ya Rabbi, ben işledim’ dedin, ben de seni bağışladım. Bu merhamete, bu rahmete bu yakınlığa karşılık sen ne yapıyorsun ey asi, zalim, mücrim, kafir kul?

Sizleri tenzih ediyorum. Kafirler var, ateistler var. Allah ve Resulü’ne karşı çıkan kafirler var. Herşeyi dillerine dolamışlar. Onlarda iman yok. Yarın mahşere çıkacaklar, Mahkeme-i Kübra’ya onlar da gelecekler. Atalarımızın, ninelerimizin dediği gibi; ‘binbir ayak bir araya gelecek.’ Herkes oraya gelecek. Öyle ki, insanlar karıncalar gibi birbirini itişip kakışacaklar. O kötü arkadaşlar birbirlerine zulmedecekler, birbirlerine vuracaklar, birbirleriyle kavga edecekler: “Allah senin belanı versin, beni kötü yollara götürdün. Arkadaşlık yaptık ve beni kötülüklere, günahlara daldırdın. Ben şimdi cezaya çarptırıldım” diyecekler birbirlerine. Ayet bunu ıspat ediyor:

Ayet metni…ya veyleta leyteni len ettehiz fulanen halila

“Eyvah ne olaydı ki, bu zalimi arkadaş edinmeseydim” diyecek orada ama iş işten geçecek. İş işten geçmiş, giden vapur gitmiş, uçak hava alanından havalanmış. Sen kaldın çöllerde sahipsiz. O zaman ne kadar intizar etsen boş.

Ömrünce malını hayra harcamayan zengin ne diyecek. Hiç zekat vermedi, hacca gitmedi, İslam’ın emirlerinin hiçbirini yerine getirmedi. Ne zaman ki yatağa düştü, hastalandı, ölüm döşeğine yattı; hemen anladı ki nalları dikecek. Onun nallarını Azrail dikecek, hem de eza ve cefa ile.

Ayet metni….vennaziati ğarkan vennaşitati neşta…

“O kafirlerin ruhlarını şiddetle alan melekler…” ‘Fakirler benimle mi çalıştı’ diyerek zekatı kabul etmeyen; ‘ondört asır evvel araplara gelmiş bir kitap’ diyerek Kur’an’ı kabul etmeyen; ‘günümüzde artık uygulanması mümkün değildir’ diyerek Allah’ın şeriatını kabul etmeyen kimse elbetteki ölünce kafir muamelesi görecektir.

İslam’ın şartı beş. Dördüne inanıyor kul, birine inanmıyor. O yine kafirdir. Mesela her şeye inanıyor fakat diyorki: “Hacca ne gerek var. Araplara paramı niye yedireceğim ki. Öyle şey olur mu? Niye ben hacca gideceğim? Hani o bazı kafir profesörler var; ‘Hacca gerek yoktur. Araplara paranızı veriyorsunuz. Kurban kesmek şart değil. Horoz da kesseniz olur, kurban yerine geçer” diyorlar ya işte onlar kafirlik halkasına boyunlarını uzatıyorlar. O kafiri de mahşer yerinde göreceğiz. Ellerine, kollarına kelepçe vurulmuş, ağzına gem vurulmuş vaziyette mahşer yerine getirilecek. Allah ona buyuraca: “Ey alim! O ilmi sana nasip ettim. O ilmi okudun fakat ilim sana fayda vermedi. Sen inanmadın, kafir oldun.” Ağzına ateşten gem vuracak, gem. Gerçekleri, hakikatleri söylemeyen alimlerin, hocaların, müftülerin, vaizlerin ağzına gem vuracak. Allah Resulü öyle beyan ediyor.

Ashab-ı Kiram, Resulullah’ı o kadar seviyor o kadar seviyor ki, O’nun etrafına toplandıkları zaman, etrafında halka oldukları zaman bir an gözlerini kırpmadan O’nu dinliyorlardı. Bir gün sahabe-i kiramdan bir zat Resulullah (sav)’e sordu: “Ya Resulallah! Siz ne zamandan, hangi vakitten beri nebisiniz?” Resulullah (sav) buyurdu ki: “Hz. Adem su ile toprak arasında iken ben nebi idim resul idim. Çünkü Allah, ilk önce nurundan benim ruhumu nebi olarak halketti.” Cenab-ı Hak, Habibinin nurunu son halka olan Peygamberimiz (sav)’e gelinceye kadar bütün peygamberlerde gezdirdi ve son olarak nuru kendisine devredildi. Allah, O’nun şefaatine bizleri de nail eylesin. Allah, O’nun güzel ahlakıyla bizleri, çocuklarımızı, evlatlarımızı ahlaklandırsın. Yolunu, izini kaybetmiş kullarını Cenab-ı Hak hidayete erdirsin. Cenab-ı Hak, bu sohbetimizi indi İlahîsinde makbul eylesin. Bu sohbetlerden ibret almamızı nasip eylesin. Bu ayetleri dinledik. Bu ayetleri ve hayatına tatbik etmek, Kur’an ve Sünnet hayatı yaşamayı nasip eylesin. Allah hepinizden razı olsun.

Yoruma kapalı.

Scroll To Top