Olgun Müslüman

Aziz müslümanlar!

Olgun müslüman nasıl olur? Olgun müminin alametleri nelerdir? Allah ayet-i celilesinde beyan etti. Olgun müslüman Allah’tan korkar. Öyle korkar ki, günah işlemek için yaklaştığı zaman damarları titrer. Aman Rabbimin yasakladığı günahı işleyemem, diye korkar. O olgun müminin yanında Allah’ın ayetleri okunduğu zaman onların yine damarları titrer. Yine o olgun müminin alameti, onun bütün vücudundaki tüylerin ürpermesidir. İman ona yerleşir, imanı artar. Allah bizi de olgun müminlerden eylesin.

Kardeşlerim, Genç kardeşlerim!

Size hitap ediyorum. Allah sizleri de birzleri de bu küfrün şerinden korusun. Nefsin şerrinden bu şeytanın tuzağından korusun.

Değerli müslümanlar!

Olgun müslüman, olgun mümin Allah’tan korkar, günah işlemez. Günah işlediği zaman -olur ki beşer hali- ağlar, sızlar, Cenab-ı Hakka yalvarır, hatasını kusurunu itiraf eder, başını secdeye koyar ağlar. Olgun mümin günahta ısrar etmez. Onun ağzından hep tevbe istiğfar akar. Her günü, her saati, her dakikası istiğfar ve tevbeyle geçer.

Kardeşlerim! Olgun, kâmil müminin alametleri ayet-i celilede beyan edildiği gibi alametleri vardır. Peygamberimiz (sav), kâmil müminin beş alameti vardır, diyor. Bakalım o beş alametten bizde de var mı?

  1. Kalpte Allah’a karşı tazim ve korku ürperişlerinin olması.
  2. Kur’an ayetlerini iman heyecanıyla okuması. Kur’an okurken ne yapıyorsun sen?
  3. Muvaffakiyeti Allah’tan beklemesi, her işini Allah’a bırakması. Kişi her işini Allah’tan beklemelidir, kuldan değil. Benim işlerimi Allah görecek, Allah ayarlayacak, Allah tanzim edecek. Zaten kulun elinde bir şey yok ki, kul bir vesile arada. Her şeyi Allah tanzim ediyor. Cenab-ı Hak ayarlıyor her şeyi. Bakın şu düzene, bakın şu nizama.
  4. Namazlarını, farzlarına uygun ve dikkatle kılması. Şimdi herkes kendini muhasebeye çeksin. Namaz kılarken nasıl kılıyorsun? Kasada parayı mı sayıyorsun, yoksa kaybettiğin malı mı yerine getirmeye çalışıyorsun? Hesabını kitabını yapmıyorsan ??? diye sen kendin hesabını yap.
  5. İhsan olunduğumuz nimetlerden, rızıklardan fakirlere, yetimlere dağıtmasıdır. O mahrum kalanlara da vermeliyiz.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: “Yedi sınıf insan vardır ki, Allah’ın arşının gölgesinden başka sığınacak bir gölgenin, himayenin bulunmadığı Kıyamet Gününde Allah, onları himayesine alacak; 1. Adil hükümdar. 2. İbadeentle büyüyen genç. 3. Kalbi camilere bağlı adam. 4. Allah için birbirlerini seven iki arkadaş. Onlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman aynı muhabbet ile ayrılırlar. 5. Soylu ve güzel bir kadın vuslatına davet de, ona karşılık ‘aman Allah’tan korkarım’ diyerek daveti reddeden kimse. 6. Sadaka verirken sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak derecede gizli veren (sadaka verdiği kişilerin izzet ve şerefini, haysiyetini koruyan) kimse. 7. Tenhada gizli ibadet eden ve Allah aşkıyla gözleri yaşaran kimse.

Şimdi bu yedi sınıf insan adil bir devlet reisinin himayesinde bulunması ne demek biliyor musunuz? Omuz omuza verip safa durmak, o yedi sınıf insan bir ülkede ve bütün insanlık böyle yaşarsa, o insanlık dosdoğru ilerleyecektir. Cenab-ı Resulullah’ın buyurduğu adil devlet reisi, Kur’an’la hükmeden -Amerika’nın emriyle değil- Kur’an’ın emriyle, Allah’ın emriyle hükmeden adil devlet reisi. İbadetli genç, yaşlısı ihtiyarı omuz omuza durup Kur’an hükmüyle adil bir devletin himayesinde ne güzel bir iş, ne güzel bir cemaat, ne güzel bir ümmet, ne güzel bir İslam cemiyeti, İslam topluluğu! Bilir misin o ülke ne olur? O ülke cennete döner, cennete. Yani ölmeden evvel cennette yaşanır o ülkede. Kur’an ve Sünnet hayatı yaşayan bir ülke, Kur’an hükmüyle adil bir devlet reisinin himayesinde yaşamak, Allah’ın gölgesinde yaşamaya benzer.

Müminler!

Allah’a, şeriat hükümlerine aykırılıktan kaçınınız. Zira dine ve ahlaka muhalefet kıyamet gününün karanlıklarından demektir. Aman şeriate muhalif çıkmayın diyor, Cenab-ı Hak. O, başınıza kıyameti getirir, karanlıkları getirir, zulmetleri getirir, ayrılıkları getirir, perişanlıkları getirir başınıza. Bela, musibet getirir, Kur’an’dan, sünnetten ayrıldınız mı.

İnsan, küçük bir cihandır. Yeryüzünü, güneş, ay ve yıldızlarla ışıldatan Allahu zü’l-celal Hazretleri insanı da ucu bucağı görülmeyen ilahi nurlarla, hakikatlerle donatmıştır. Kur’an, onlardaki ilahi güzellliklerin tercemanı olan bir nutkudur. Kur’an bir nurdur. Kâmil bir insanın kalbinde Kur’an, bir nurdur. Kâmil bir müminin kalbinde zikrullah bir nurdur. Kur’an sayesinde yaşıyoruz. Biz fert olarak Kur’an’a uymaya çalışıyoruz. Ama ashâb ve ensar gibi, muhacirler gibi uyamıyoruz. O ilk müslümanlar, asrı saadet müslümanları gibi uyamıyoruz. Onlarla bizim çok farkımız var. Onlarla bizim aramızda sevab babından çok farkımız var. Hadiste de öyle buyuruyor Peygamberimiz (ass). Onlar, canlarını verdiler. Onlar, evlatlarından, mallarından, canlarından, bütün varlıklarından, maddi varlıklarından vazgeçtiler. Allah için, Allah yolunda cihad için terkettiler onları. Allah’ın cihad emri geldiği zaman onlar mülklerini, mallarını terkettiler. Onlar Peygambere uydular. Onlar, Peygamberin sözüne uydular. Peygamberimiz (ass), onlara dedi ki: “Hicret edin. Hicret edin Mekke’den taşraya çıkın. Gittiğiniz yerde durmayın, İslam’ı yayın. Tehidi yayın. Allah’ın dinini yayın.” Asrı Saadet müslümanları bu emir doğrultusunda çalıştılar. Ama biz ne diyoruz: “Neyime lazım Cihadda ölenler. Bana ne canım, ölmesinler.” Ha öyle mi diyorsun? Öyle diyorsan o zaman sende iman yok. Sende insaf yok. Sende insanlık yok. Irak’taki, Filistin’deki müslümanın o kan götüren, şehid olan kardeşlerimize eğer kalbiniz sızlamıyorsa ozaman sana yazıklar olsun. Evet hala bizimkiler dahi onlara terörist diyor.

Allah’ım!

Kur’an’ı bütün dünyaya duyur. Ya Rab! Bütün dünya insanlığı Kur’an’ı duydu ama onu sinesine alamadı, O nuru kabul etmedi. Kur’an rafta kaldı. İnsanlık perişan, cihan perişan. Yer, gök, dağlar, taşlar ağlıyor, inliyor. Cihan, sessiz bir Kur’an, Kur’an da sesli bir cihandır. İnsan ise, sesli Kur’an’la sessiz Kur’an nurları içinde yaşayan bir tecelli sultanıdır. Bu bakımdan cihan, iman Ku’an tam bir tevhid ailesidir. Nasıl ki, yıldızlarıyla Kıyamete kadar saltanatlı bir kudretle sema ve ve Kur’an devamlı kalacaksa, Kur’an’a inananlar da ahirette cennete girip öyle ebedi kalacaklardır. Yaratılışın hikmeti de, cevherlerini kaybetmeyen insan yıldızlı kainat semasıyla aynı seviyededir.

Değerlil müslüman!

Sen kendini şöyle bir hesaba çek. Ben neredeyim? İslam’ın neresindeyim? Şeriatın neresindeyim? Benim bir sözüm var: “Şeriat bir ağaçtır. Tarikat dalları, marifet yaprakları, hakikat de meyveleridir.” Siz bu sözü yazmadınız. Hiç önemsemediniz. Bu sözü sık sık söylüyorum ama hiç kimse de kalemini alıp; “Hocamızın bu sözünü yazayım. Bu, bir gün gelir bana lazım olur. Hocamın ölümünden sonra ben de arkadaşlarıma derim ki, Hocamız bize bu vasiyeti yapmıştı.” diye düşünmüyor.

Şimdi sen İslam’ın neresindesin? Midene haram lokma iniyor mu? Araştıracaksın. Ne iş yapıyorsun? İşin parası nereden geliyor? Midene haram akıyor mu? Çoluğuna çocuğuna haram yediriyor musun? Terlemeden, zorlanmadan, üzülmeden, uykun kaçmadan, yorulmadan, usanmadan, bıkmadan kazandığın parayı nereden aldın? Bir düşün. Elini koy vicdanına, insaf et. Çoluğuna çocuğuna haram yedirme. Çünkü yarın yevm-i mahşerde Allah sana soracak, ‘gel bakalım’ diyecek. Çocukların da yakana sarılacak. Tabi zannetmiyorum, bu toplumun, bu cemaatin içerisinde böyle insanlar ola. Belki de olur. Olur yani. Hiç belli olmaz. Hiç belli olmaz. Toplum bozulmuş, insanlık bozulmuş. İnsanlık perişan. Artık hep şüpheli lokma yiyoruz. Ashab-ı Kiram o zevat-ı kiram, tabiînler şüpheli sofraya oturmamışlar. Çünkü Peygamberimiz (sav) buyurmuş: “Küçük günahlardan sakının.” Yani, eğer küçük günahları önemsemiyorsan, ‘Aman! bu nedir ki, günah mıdır?’ diyorsan toplaya toplaya bir gün seni günah-ı kebâirlere sokar, büyük günahlara sokar, diyor Allah Resulü. Sakın küçük günahları işleme.

Haram da aynıdır. Harama bir alıştın mı oh, gel keyfim gel. Ama can hulkuma geldiği zaman… Bakınız bir doktor ne anlatıyor, biliyor musunuz: “Hocam, bir adam öldü, Hastanede, Silivri’de. Adam can verip, canı ruhu bedenden ayrılıncaya kadar küfür söyledi. Hep küfür söyledi. Ailesine küfretti. Artık buraya yakışmıyor, saydığı küfürler. Küfür söyledi söyledi ve can verdi. Can verdi ve domuz suratına girdi ve öyle kaldı.” O da bir müslüman. Acaba ne yapmış? Onu bilen yok. Ne günah işlemiş, onu bilen yok. Eski kavimlerin geçen kavimlerin insanlarını Cenab-ı Hak tebdil ediyordu. Mesela Musa (as) birgün caddeden geçerken bir köpek Musa (as)’ın ayaklarına sarılmış. Birisi de karşıda duruyor. Musa (as), köpekten korunmak için sakınıyor. O karşıda duran adama diyor ki: “Ya Musa! O seni dinleyen, devamlı ağzından nasihatını dinleyen bir münafıktır. Allah onu köpek suratına koydu. Musa (as) ellerini açıyor: “Ya Rab! Bu kulunu eski haline koy” deyince, Yüce Allah: “Ya Musa! Karışma benim işime, köpek suretinde ölsün.” Fakat ümmet-i Muhammed’e Allah, çok hak tanımış; “Habibim, Resulüm! Senin hürmetine, senin şerefine, seni sevdiğim için, sen bütün ulul azm peygamberlerin üzerindesin, sen alemlere rahmetsin. Sen bir rahmet peygamberisin. Senin hürmetine, ümmetini geçen ümmetler gibi tebdil etmeyeceğim. Fakat onların cezasını ahirette vereceğim. İşte o doktorun anlattıklarına şaştım kaldım. Aslında şaşmaya gerek yok. Herkes suçuna göre can verir. Herkesin suçuna göre canı alınacaktır. Kafirlerin canları Cenab-ı Hak ayetinde buyuruyor ki, o kafirlerlerin ruhlarını şiddetle alan melekler hakkı için kırbaçlarla, ateşlerli kırbaçlarla vura vura kafirin ruhu alınıyor. Okuduğum ayet-i celilede beyan buyurulduğu gibi, kamil müminlerin ruhları da, peygamberlerin ruhları gibi alınır. Allah bizleri de o kullarından eylesin.

Müslüman! Kamil bir mümin olabilmek için ne yapman gerekir? Birinci şart: Allah’tan korkacaksın. Elini bir harama uzattığın zaman, hakkın olmadığı bir lokmaya, hakkın olmadığı bir haram paraya elini uzattığın zaman, Allah korkusu kalbinde varsa işte onu yapmazsın, hemen elini çekersin. Hani yedi sınıf insanı saydık ya burada; Peygamberimiz (sav) bir adamı güzel bir kadın vuslatına davet ettiği zaman o adam başını kaldırır der ki; “ben Allah’tan korkarım. Bu kötülüğü yapamam. Çünkü Rabbim beni görüyor.”

Bir kıssa daha var: Bir adam kervanla yolculuğa çıkıyor. Kafasını bir kadına takmış. Nerde kervan uyuyacak, yatacak, istirahata geçecek ki ben bu kadını alıp götüreyim diye kafasına takmış. Kadın bir kervanla yolculuğa çıkmış. Adam da kadın için yolculuğa çıkmış. -İyice dinleyin, Allah korkusu nasılmış, Allah korkusunu anlatıyorum- Herkes uyuduktan sonra adam geliyor kadının yanına. Kadına diyor ki: “Ben seni istiyorum.” Kadın diyor ki: “Tamam. İsteğini kabul ettim. Git bak, kervan yatmış uyumuş mu.” Adam gider bakar gelir der ki: “Kervan öyle uyumuş ki, herkes yorulmuş harıl harıl uyuyor.” O kadın adama diyor ki: “Allah da uyuyor mu?” “Hayır” diyor. Kadın: “O zaman bu kötülüğü nasıl yaparsın? Allah bizi görmez mi?” deyince, adam ağlamaya, sızlamaya başlamış ve kadından özür dilemiş: “Aman! Ben nadim-i pişmanım, sen benim anam bacımsın.” Allah korkusu budur kardeşlerim. Kötülük, günah karşına çıktığı an, Allah’tan korkuyorsan sen o işi işlemezsin. Ama Allah korkusu yoksa, nefis baskın geliyorsa sen, o para nereden geliyor bakmazsın bile. Bakınız kardeşlerim! Size misal veriyorum. İnşaallah bu cemaat içerisinde bu tür insanlar olmaz.

Peygamberimiz (sav), tahsildarlar, zekat memurları tayin etmiş. Zekat memurları köyler, kasaba va şehirlerde zekatı toplayıp getiriyor, kasaya vezneye teslim ediyor, devlete veriyor. Müslümanlar tarafından hediyeler veriliyor, hediyeler geliyor memurlara. Memurlar, tahsildarlar Allah Resulüne diyorlar ki: “Ya Resulallah! bu da bizim hediyelerimiz.” Allah’ın resulü diyor ki onlara: “Siz daha önce de bu adamlardan zekat parası almazdan önce, bu adamlar size hediye verdi mi?”, “Hayır ya Resulallah”. Resulullah (sav): “O da rüşvettir, haramdır. Onları da beytülmale vereceksiniz. Onu da alamazsın, eğer dinin işini yapıyorsan, dinin işini takip ediyorsan, dininden karşılık alıyorsan bal gibi haramdır” diyor.

Dikkat et müslüman! Dikkat et, çoluğuna çocuğuna öyle şeyler yedirme. Sakın ha! Allah bizi hesaba çekecek. Hiç kimse kurtulamayacak. Hiçbir varlık, Allah’ın hesabından kurtulamayacak. Çünkü herkes, bütün canlı varlık, cansız varlık, ins, cin, bütün hayvanat, haşerat kısmı bile bütün canlı varlık Allah’ın huzuruna toplanacak. Boynuzsuz koç, boynuzlu koçtan hakkını alacak. Zerre kadar hayır yaptın ise karşılığını görecek, zerre kadar şer işledin ise onun da icazatını, mükafatını göreceksin. Allah’ım! Bizleri sana layık kullardan eyle. Habibine layık ümmet eyle.

Kardeşlerim!

Eğer tespihi eline alıp, sağ elini kalbine götürüp gerçekten ‘Lailahe illallah’ diyorsan, bu kalbe haram lokma yakışır mı? Başkasını kandırmak yakışır mı? Başkasını tuzağa düşürmek yakışır mı? Başkasına yalan söylemek yakışır mı? Yakışmaz, müslümana yakışmaz.

Müminler!

Bir ağanın kapısında bey olma, bir mürşid-i kamilin kapısında nefer ol. O, senin için daha evladır. Çünkü bir müddet dert, bir müddet, keder, bir müddet eyvah… İşte bunun adı da aşktır, aşk. Şimdi aşkın perdesini kaldırma zamanı geldi. Kaldıralım perdeleri, bakalım görelim ki, neler var. Allah’ım! o perdeleri kaldır gözlerimizden. O siyah perdeleri yık ya Rab! Senin Zat-ı Uluhiyyetin hürmetine, Habib-i Kibriyan hürmetine, Muhammed Mustafa’n hürmetine bizleri gerçek, kamil müminlerden eyle. Senin emrettiğin yolda yürüyen kullarından eyle. Nehyettiğin günahları işlemekten bizleri muhafaza eyle. Allah’ım! Allah ismin hürmetine. Senin ismin Rab’dir, Rab. Seni seven bir kul: “Ya Rab! dediği an, sen o kuluna: “Lebbeyk! kulum, lebbeyk! Bizi de o kullarından eyle ya Rab! Gerçek senden korkan, günahtan korkan, isyandan korkan, haramdan kaçan kullarından eyle. Midelerimize haram lokma nasib etme. Çoluğumuza, çocuğumuza meşru, helalinden kazanıp helal lokma yedirmek nasib eyle.

Aziz kardeşlerim!

Cenab-ı Mevla Zül-Celal vel-Kemal Hazretleri biz kullarını koruma altına almış. Bizleri neden koruyor? Ahirette cehennem azabından. Cehennem azabı o kadar şidddetli ki, Cenab-ı Hak buyuruyor ki: ‘O azapları kafirler için halkettim, cenneti mümin kullarım, salih ve saliha kullarım için halkettim. Çalışın, günahtan sakının, isyandan sakının, haramdan sakının, günahtan sakının ki, sizleri cennetime koyayım.” Ne diyor Cenab-ı Hak:

“… Allah’tan korkun. Allah’tan korkun ki, müslüman yaşayıp müslüman ölesiniz…”

Kul, hayatında ne amel işlemişse o amele göre ölecek. Büyüklerimiz anlatırdı: Köyde hayvanlar için ot satılırdı. Bir adam, ot tartan terazide hilekarlık, haramlık yaparmış. O adam öldüğü zaman ruh çıkıncaya kadar; “ot satıyorum, ot satıyorum” diye bağıra bağıra ölmüş. Suratı kapkara kömür gibi olmuş. Allah’ın şakası yok. Allah’ın, peygamberlerine bile şakası yok. Allah’ın torpili yok. Allah’ın torpili kimedir, biliyor musunuz? Allah’ın mümin kullarınadır. Ameline karşılık sana cennet verecek. Cenab-ı Hak, ameline karşılık sana muamele yapacak. Senin Allah ve Resulullah sevgisi kalbinde ne derecededir? Ne miktarda, kaç gram, kaç okkadır? Hazreti Ali Efendimiz ne diyor, biliyor musunuz: “Eğer bu son ümmet, biz ashabı görseydi bizlere deli derlerdi, deli. Bu ashab da şu ümmeti görselerdi bunlara kafir derlerdi.”

Onun için bu hayata bakın, müslümanların hayatına bakın: Namazdan çıkar, gıybet. Camiye gider, gıybet. Sözünde hep yalan. Beş sözün üçü yalan. Beş sözün beşi de gıybet, yalan, iftira, zan, bühtan. Namaza geliyor namaz kılıyor, dışarı çıkıyor gıybet ediyor, başkasının aleyhinde konuşuyor: “Efendim, şu arabayı nereden aldı, şu binayı nerden yaptırdı, şu katı nerden çıkıyor? Aman ya Rabbi! Adam çenesini açmış caminin önünde çatır çatır konuşuyor. Bunun ibadeti neye benziyor, bilir misiniz? Peygamberimiz(ass), “Yorgunluktan başka bir şeye yaramaz” diyor. Oruçken gıybet edenin orucunu Peygameberimiz neye benzetir, bilir misin? Bir hayvanı ahıra bağlarsın, akşama kadar ona yemini, suyunu vermezsin, aç bırakırsın ya o kişin orucunu o hayvana benzetir. İbadet, Allah’ın emri üzere yapılır. Resulullah’ın tarif ettiği üzere yapılır. Onun dışında ibadet yok. İbadet, Allah’ın Kur’an’ında nasıl tarif edilmişse namazı öyle kılacaksın. Namazı nasıl tarif etmiş, Cenab-ı Hak Kur’an’ında: “Huşu ile kıl” diyor. Huşusuz namaz, namaz değildir. Kalbini Allah’a bağla. Kalbine vesvese gelirse Allah’ı hatırla, Resulünü hatırla. Namaz kıldığın zaman bırak o alış-verişi, kasada para saymayı. Bırak düşünme, dünyayı attın, ‘Allahuekber’ dedin, Allah’a söz verdin. Ellerini kaldırman, tekbir alman ne demektir? “Dünyayı arkaya attım, bıraktım ya Rabbi! Senin huzuruna geldim” demiş oluyorsun. “Nasıl geldin huzuruma, nasıl durdun huzuruma” diye Allah soracak sana.

Bir padişah, namaz kılarken zihninde kaybetmiş olduğu bir eşyası varmış. Birisine vermiş de hatırına gelmiyor. Namaza durduğu an, hemen hatırına geliyor. Şeytan getiriyor o eşyayı gözünün önüne çıkarıyor. Falan kişiye verdin. Namazdan fariğ olunca kölesini çağırıyor. “Gel, git falandan filan şeyi al gel. Unutmuşum, şimdi hatırıma geldi.” diyor. Kölesi: “Efendim! Bu verdiğin eşya namazda mı hatırına geldi?” diye sorunca, “evet” diyor. Köle: “O nasıl namaz!” diye padişahı uyarıyor. Kölenin bu sözü padişahı gafletten uyardığı için padişah, köleyi azad ediyor. “Seni azad ettim, hürriyetine kavuştun. Çünkü sen beni gafletten uyandırdın” diyor, köleyi bırakıyor. Allah’ım! bizi gafletten uyandır. Gerçekten de öyle bir gafletteyiz ki, nasıl dağın, bir tepenin başını duman sararsa bizim sırtımızı, kalbimizi, yüzümüzü, gözümüzü de gaflet öyle sarmış. Gaflet perdesi bizleri bürümüş, bir türlü o perdeyi yıkamıyoruz. Daha daha nice perdeler var. Onu yıkmaya çalışacaksın, onu kaldırmaya çalışacaksın. Mümin, muvahhid olmaya çalışacaksın. Kamil bir mümin olmaya çalışacaksın. Kamil bir imanı isteyeceksin, Cenab-ı Hak’tan.

Ya Rabbi!

Bize kamil imanı nasib eyle. Kamil imana kavuşmadan cennet göremezsin. Kolay değil öyle, cennete girmek. Cennet temiz insanları kabul eder. Günahsız insanları kabul eder. Cennet, kirli, paslı insanları kabul etmez. Allah’ım! Kirimizi, pasımızı yıka. Tevhid nuruyla kalbimizi nurlandır ya Rab! Gözlerimizden perdeleriyaç ya Rab! Ne olur, Allahım, bizlere hak ve hakikatleri göster. Sen Allah’sın. Biz aciz, miskin, günahkar kullarınız. Kusurlarımıza, günahlarımıza, isyanlarımıza bakmadan bizleri bağışla ya Rab! Kapına geldik, bir dilenci olarak. Bizi boş çevirme kapından, kovma kapından ya Rab! Habibin hürmetine, nuru Kur’an, nuru tevhid hürmetine, evliyan, enbiyan hürmetine bizleri kapından boş çevirme. Evlatlarımızı hayırlı eyle, amel-i salih işleyenlerden eyle. Din-i mübine, Hz. Kur’an’a hizmetkar eyle. Yolunu izini kaybetmiş kullarına da hidayet eyle. Ya Rabbi! Onları da sen yarattın. Onları da o isyandan, o kirden, o günahtan, o pastan kurtar ya Rab! Onlar, eğer içki iptilasına, içki belasına, zina belasına, kumar belasına, sair haram belasına yakalanmışlarsa oları bu beladan kurtar ya Rabbi!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top