Nefis Terbiyesi

Cenab-ı Hakk; “Kim Rabbinin makamından korkar, heva ve hevesinden alıkoyarsa, işte muhakkak ki cennet, onun varacağı yerin ta kendisidir.” (NAZİAT: 40-41)

“Ey iman edenler! Size “Meclislerde yer açın” denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size “Kalkın” denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” MÜCADELE: 11

Kim ki, Allah’a götüren yolun nefsani arzularına muhalefet etmek olduğunu tasdik eder fakat bunun sebep ve sırrına vakıf olmazsa bu ayette belirtilen şeyleri yapmamış olur.

Bakınız ne buyuruyor Peygamberimiz (sav): “Müminin beş belası vardır:

  1. Mümin, ona hased eder,
  2. Münafık, ona buğzeder,
  3. Kâfir, hayatına kasteder,
  4. Şeytan, saptırmaya çalışır,
  5. Nefsi, kendisiyle çekişir

Cenab-ı Hakk Hz. Davud (as)’a şöyle vahyediyor:

“Ey Davud! Ashabını nefsani arzulara uymaktan sakındır, kaçındır. Zira, nefsani arzularına uyan kalpleri bana perdelidir. Nefsani arzularını, isteklerini yerine getirenlerle Zatımın arasında perdeler vardır, basireti açılmaz.” Allah’ım, bizi nefs-i emmarenin elinden kurtar. Nefis, seni Allah’tan  alıkoyuyor. Zalim şeytan durmadan vesvese veriyor sana, canına kastediyor. Saptırmaya çalışıyor.

Allah dostlarından birisi şöyle buyuruyor:

“Ey nefs! Ey utanmaz nefs! Şaşarım sana. Ne hükümdarlarla hükümdar olup bir köşkte oturdun. Ne ilim sahipleriyle alimlerle, zahidlerle beraber oldun. Korkarım ikimiz de beraber cennet ve cehennem arasında mahsur kalırız.” Nefs bizi perişan etti. Bazen zikir çeker, namaz kılarsın öyle bir hoş olursun, gönlün Allah’a yaklaşır. Fakat dışarı çıktın mı başlar düşman seninle uğraşmaya. Düşman senden vazgeçmiyor. Gece gündüz seninle uğraşıyor.

Söylenenleri iyi dinleyin. Allah’ın muhabbetini gönlünüzde gizleyin. Dışarı vermemeye çalışın. Hakk, senin kalbini biliyor. Allah, seni biliyor. Onu sakla, hazine yap. Tasarrufunu gizle. Yine Cüneydi Bağdadi(k.s) şöyle buyuruyor:

“Gece zikretmek için kalkmıştım. Önceki hazlar, muhabbetler gelmedi gönlüme. Acaba bu nedir? Gönlüm sıkıldı, canım sıkıldı, rahatsız oldum. Şöyle bir dışarıya çıkayım, nedir bu sıkıntım? Neden gönlüm feyz almıyor, dedim. Çıktım dışarıya baktım ki, bir örtüye, bir paltoya bürünmüş birisini gördüm. Sen kimsin? Ben Allah’ın izniyle sana geldim. İstedim ki, Rabbim senin gönlünü bana bağlasın da bana gelesin. Sen de geldin. Örtüsüne bürünen kişiye sordum: “Nefsin tedavisi nedir? O kişi bana dedi ki, ne zaman ki nefsin arzu ve istekleri sana şifa olursa o zaman sen olmuşsun. Buyuruyor ki, ben nefsime yedi defa söyledim. Yine kabul etmedi. İlla Cüneyd ’in dilinden dinleyeceğim diye tutturdu. O kişi gözümden kayboldu, gitti. Bir daha o zata hiç rastlamadım.

Nefsi öyle bir hale getirmen lazım. Allah’ım, bizleri de o kişilerden eyle. O zahidlerden, o salih kullarından eyle. Nerde? Ben şöyle kendimi muhasebeye çekiyorum, hesaba çekiyorum, kendime bir bakıyorum, nerdesin sen? İslam’ın neresindesin? Şeriat ‘ın neresindesin? Tarikatın, hakikatin neresindesin ey nefis? Soruyorum. Siz de sorun.

Yusuf (as), Mısır ülkesine ve hazinelerin sahip oldu. Yusuf, biz hizmetçi idi. Padişahın elinde bir köleydi. Yusuf, vezir olup hazinelerin anahtarlarını aldığı zaman Züleyha şöyle diyor: Tespih ederim ki o Allah’ı ki, masiyet sebebiyle hükümdarları köle yapar, kendine itaat etmeleri sebebiyle köleleri de hükümdar yapar. Hırs ve nefsî arzular, hükümdarları köle durumuna düşürür. Fakat takva sahibi kişiler de kölelikten azizliğe yükselir. Bu sözlere karşılık Hz. Yusuf’un şöyle karşılık verdiğini Şanı yüce olan Allah Kur’an-ı Kerim’inde haber veriyor:

Kim Allah’tan korkar, belalara katlanırsa herhalde Allah iyi hareket edenlerin mükâfatını zayi etmez.” (Yusuf Suresi: 90)

Hz. Yusuf bir örnektir. Cüneyd-i Bağdadî bir örnektir. O zatlar niye unutulmuyor, gönüllerde yatıyorlar? Onlar tam yaşamışlar İslam’ı. Onlar Allah’a tam gönül vermişler. Öyle gönül vermişler ki, herşeylerinden vazgeçmişler. Dünyayı ellerinin tersiyle itmişler. Onlar ahireti tercih etmişler. Onlar Allah ve Resulünü tercih etmişler. Onlar sevgi, aşk ve muhabbeti tercih etmişler. Yusuf (as) bir köleydi, vezirin elinde. Vezirin karısı ona aşık oldu. Sure-i Yusuf’ta bundan bahsediyor Cenab-ı Hakk. Yusuf’a öyle aşık oldu ki Züleyha nefsi arzularıyla Yusuf’u ister hale geldi. Cenab-ı Hakk Yusuf’a eşsiz bir güzellik vermişti. Hz. Yusuf (as), Hz. Muhammed (sav)’in güzelliğini taşıyordu. Kim, “bu gün ben Yusuf’u gödüm” dese deve yükleriyle hediyeler saçardı Züleyha. Her şeyini feda etti, Yusuf’un adını duyayım diye. Fakat Yusuf (as) ona hiç el vermedi. Yüzüne bile bakmadı. Hep ondan kaçardı. Hatta bir gün kaçarken, Züleyha onun arkasından gömleğinden tuttu.

“Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel!” dedi. O da” (Hâşâ), Allah’a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!” dedi.

Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.

İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!

Yusuf: “Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi” dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti: “Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır.”

“Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir.”

(Kocası, Yusuf’un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): “Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.”

“Ey Yusuf! Sen bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun”

Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; Yusuf ‘un sevdası onun kalbine işlemiş! Biz onu gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” (Yusuf Suresi: 23-30)

“Bakınız eğer Yusuf’un gömleği arkadan yırtılmışsa Züleyha suçludur. Yusuf’un gömleği önden yırtılmışsa Yusuf suçludur” dendiğini Cenab-ı Hakk haber veriyor. Bir baktılar Yusuf’un gömleği arkadan yırtılmış. Onu arkadan tutan kadın suçlu çıktı. Ancak yine de hapse atıldı. Fakat Yusuf (as) o kadar sabretti ki, sonunda Mısır’a sultan oldu. Fakat Züleyha hanım Yusuf (as) ile evlendikten sonra ne dedi bilir misiniz? Yusuf (as), onu her çağırdığında; sabah, akşam, gündüz… hep atlatır Yusuf (as)’ı ve ona şöyle dedi:

“Ey Yusuf, artık yeter. Ben seni nefsim için sevmiştim. Şimdi Allah’a iman ettikten sonra, Allah’ın sevgisi girdi kalbime, senin sevgin artık yok. Ey Yusuf, şimdi Allah’ı seviyorum.” İşte nefs-i emmarenin elinden kurtulanın ahiri budur. Yusuf, Mısır’a sultan oldu, Züleyha Allah’a aşık. Allah’ım bizleri nefs elinden, hırs elinden, dünyanın şerrinden, dünya sevgisinden, nefsin şerrinden bizleri muhafaza eyle.

Allah dostu olan, Allah’ın veli kulu olan aşere-i mübeşşereden olan Hz. Ömer (ra) Selman-ı Farisî’ye sorar: “Ey Selman, benim hakkımda ne bilirsin? Benim hiç kusurum var mı?” O da Hz. Ömer’den özür dileyerek;

“Senin iki kusurunu görüyorum ey Ömer: İki çeşit yemek yiyorsun, iki çeşit elbise giyiniyorsun.”

“Başka var mı ey Selman?”

“Yok.”

Hz. Ömer: “Ey Selman, onlar benim hakkım. Elbisenin birini gece, birini gündüz giyiniyorum. Yemeğin birini sabahleyin katık yapıyorum, birini akşam. Başka var mı?”

“Hayır yok, ey Ömer.”

Yine Hz. Ömer Huzeyfe Hazretlerine soruyormuş:

“Sen münafıklar için Resulullah’ın sır arkadaşı idin. Ben de münafıklık alameti var mı?”

“Hayır, ey Ömer. Sende münafıklık alameti yoktur.” Böyle bir zat kendisin muhasebeye çeker, nefsini muhasebe ederse bizim halimiz nice olur?

Hz. İsa’ya sordular:

“Sen bu ahlakı nereden öğrendin? Seni kim terbiye etti?”

Hz. İsa: “Beni hiç kimse terbiye etmedi. Ben ahlaksızların ahlaksızlığını gördüm, imansızların imansızlığını gördüm, kötü insanların günahını gördüm kendime çekidüzen verdim.” dedi.

Ehlullahtan biri buyuruyor ki:

“Eğer kusurlarını öğrenmek istiyorsan düşmanının dilinden öğren. Çünkü düşmanın hep senin aleyhindedir. Dost senin yüzüne söylemez. Dost sana dalkavukluk yapar. Yalan da söyleyebilir. Senin kusurlarını yüzüne söylemez.” Fakat eğer senin dostun gerçek dost ise senin kusurlarını söylemesi, seni  uyarması lazım. Ey kardeşim, sende şu hataları görüyorum demesi lazım. Senin de teşekkür etmen lazım.

Birbirimizi uyaralım. Allah’a giden yolda birbirimize yardımcı olalım.

Efendim Hayri Baba Hazretleri derdi ki; “Evladım, mürid vardır ki, şeyhini şeyh yapar. Şeyh de vardır ki, müridinin mürid yapar. Mürid şeyhine öyle bağlanmalıdır ki, nefsini dahi feda etmelidir. Bunun da örneği var.

Peygamberimiz (sav):

“Ya Ömer beni ne kadar seviyorsun?”

“Ya Resulallah, nefsim hariç herşeyden çok seni seviyorum.”

“Ya Ömer,  nefsinden de ziyade sevmedikçe iman etmiş sayılmazsın” deyince, Hz. Ömer bir müddet sonra:

“Ya Resulallah şimdi nefsimden de ziyade sevdim.”

“Şimdi iman ettin ya Ömer.” İşte mürid böyle bağlanacak şeyhine. Öyle nefsi için herşeyi feda etmeyecek, nefsini o yola feda edecek. Öyle ufacık bir şeyde hemen kendini tercih etmeyecek.

Riyazet kılıcını çeker, nefsinle mücahede edersin. Riyazet kılıcı nedir? Nefis terbiyesi ki, bu da dört şeyle olur:

  1. Az yemek; nefsin kılıcıdır.
  2. Az uyumak.
  3. Az konuşmak, malayani konuşmamak, dedikodu yapmamak. “Sus” buyuruyor Allah Resulü; “Ya hayır söyle ya da sükût et.” Ama nedense biz dilimizi tutamıyoruz. Şu zalim nefse bir türlü gem vuramıyoruz.
  4. Zikrullah.

Hasan-ı Basrî (ra) buyuruyor ki:

“En azgın hayvan bile sağlam bir gem ile gemlenir, korunur, muhafaza edilir. Nefs öyle bir canavardır ki, ne kadar gem vursan ağzına, zincir vursan yine ıslah edilmez. Onun ıslahı için tek bir yol vardır; o da kelime-i tevhid. Nefs-i emmarenin kılıcı kelime-i tevhiddir.

Yine Allah dostlarından biri buyuruyor ki;

“Hayatımda en ziyade mücadele, en mükemmel cihadı nefsimle yaptım ve nefsimden bıktım. Artık başa gelemedim onunla mücadele ede ede bıktım. Zincir de vurdum, yine kopardı zincirleri. Neden nefse zincir vurduğun zaman koparıyor? Ona yüz veriyorsun. Onun bütün isteklerini yerine getiriyorsun. O daha bağlanmaz ki. O zincirler onu zaptetmez. Onun zinciri tevhiddir. Onun zinciri zikrullahtır. Onun zinciri mürşid-i kâmile gerçekten bağlanmaktır.

Nefs ile savaşmak çok zordur. Allah Resulü (sav) harpten dönen ashabına, askerlerine:

  • “Küçük cihaddan büyük cihada geldiniz.” Sahabe:
  • “Ey Allah’ın Resulü , büyük cihad nedir ki? Resulullah (sav) buyurdular ki:
  • “Nefisle savaşmaktır.”

Ne zor değil mi? Gönlün rahat etmezse bile nefis sana istediğini yaptırıyor. Allah dostlarından birisine bir kişi soruyor: “Ne zaman konuşayım, ne zaman susayım?” “Gönlünden konuşmak geliyorsa sus. Gönlünden konuşmak gelmiyorsa konuş.” Ne demek istiyor? Nefsin senin konuşmanı, malayani dedikodu yapmanı istiyorsa sus, sükût et, konuşma. Ama nefsin hoşuna gitmeyen bir hayır şeyi söylemen gerekiyorsa konuş. Arkadaşına ‘ders al, tarikata intisab et’, eğer kılmıyorsa ‘namaz kıl’, oruç tutmuyorsa ‘oruç tut’ tavsiyelerinde bulunmak gibi. Eğer din-i mübini öğretmek gönlünden geliyorsa konuş. Eğer nefsin arzuluyor ve istiyorsa konuşma. Onun arzu ve isteğini yerine getirme. Çünkü o senin bir numaralı düşmanındır.

Yahya bin Muaz buyuruyor ki:

“İnsanın düşmanı üçtür: Dünya, nefis, şeytan.”

Gece gündüz yalvarıyorum Rabbime ‘bize dünyayı sevdirme’ diye. Bu güne kadar sevdirmedi, ölünceye kadar da sevdirme ya Rabbi. Dünyayı sevdin mi, işin bitti. Daha o nefsi zaptedemiyorsun dünya senin neyine. Nefis dünyayı istiyor, sen ne olursan ol. Dini yutmuş olsan dahi nefis seninle beraberdir. Nefis dünyayı istediği zaman ben nefse şöyle  diyorum: “Gel başbaşa konuşalım. Zaten arkadaşız ölünceye kadar. Ayrılamam senden. Şimdi bütün İstanbul’un mücevherini, anahtarlarını, kasaların, masaların bütün her şeyin, bankaların anahtarlarını sana verdim, buyur al bedava. Azrail de arkada, ensende duruyor. Anahtarları eline aldığın zaman Azrail enseledi seni. Be zalim, ne yapacaksın o anahtarları.”. Bu sefer de başka yollar arıyor. Nice yollar, ne dilekçeler, neler neler.

Şeytan nefis gibi değil. Allah’ı zikrettiğin, Kur’an-ı Kerim okuduğun zaman kaçar gider, duymak istemez. Ezan-ı Muhammediye okunduğu zaman şeytan kaçar, toz olur gider. İsm-i Celal okunduğu zaman şeytan kül olur, dayanamaz. Fakat nefis hep seninle beraberdir. Aynı kulağın, burnun, dudağın, elin, kolun, parmakların gibi. Yapışkan. Onun ıslahı ancak zikrullah iledir. İşte Allah’ın Resulü onu arz buyuruyor. Onu bize yani ümmetine bildiriyor.

Namaza durduğun zaman, şeytan gelir yanına kalbine vesvese verir. Şeytan hiçbir yerden giremeyip vesvese veremezse, sonra döner sana ne der biliyor musun? “Senin gibi bir müslüman görmedim. Senin gibi bir müttaki görmedim. Yeryüzünde senin gibi takva sahibi biri yok” diye gurur ve kibir sokar kalbine, seni yıkar. Aman ya Rabbi, bu vesveselerden, şeytanın tuzağından, nefsin tuzağından, dünyanın tuzağından sana sığınırız.

Seni senden isteriz ya Rabbi. Bizi bize bırakma ya Rabbi, bize sahib ol. Biz senin aciz, miskin, günahkâr kullarınız ya Rabbi. Biz kendi nefsimize hakim olamıyoruz, sen bize hakim ol ya Rab. Hükmünü, adaletini, aşkını, feyzini, muhabbetini bizlerden esirgeme. Senin yoluna çıktık, bu yolda bize engel çıkarma. Aç yollarını sana gelelim. Seni seviyoruz, seni istiyoruz, sana gerçekten bağlı salih birer kul olmak istiyoruz. Bizi salih kullarından eyle. Bizi nefse uydurma. Nefsin peşinden gezdirme. Nefsin tuzağına düşürme.

Nefisle mücadele şu yollardan yapılır:

Birinci yol: Nefsin ayıp ve kusurlarını gözetebilmek, istemeden gelen afetlere muttali bir şekilde sabretmek. Bir mürşid-i kâmilin nezaretinde olursa iyi olur. Çünkü o mürşidin irşad ve ikazlarına uymak mecburiyetindesin.

İkinci yol: Son derece dürüst, basiretli ve dindar birisini dost edinip ona intisab etmendir. Nefsin ona teslim etmendir. Çünkü sen nefsine hakim olamazsın. Ancak nasıl ki,  işlerinde bir avukat tutuyorsun, ‘ben bu işleri yürütemem ki’ buyuruyorsun. Ancak bu işi yürüten bir avukat olacak ki, savcının, hakimin karşısında beni savuna, beni haklı çıkara. Allah’a giden yolda bir mürşid-i kâmile bağlanmak evladır. Nefsini ona teslim edeceksin. ‘Al’ diyeceksin ‘teslim oldum sana, beni götür Mevla’ya.’ Ama bunun şartı nedir? Son derece dürüst birisine, Kur’an ve Sünnet hayatı yaşayan birisini arayıp bulman lazım.

Üçüncü yol: Teslimiyet ve nefsi tercih etmemektir. Öyle teslim olacaksın ki hizmet gele. Yoksa öyle ufacık bir şeyde nefsini tercih edersen o zaman sen teslim olmamışsındır, yalancısın. Gösteriş yaparak ibadetlerini zayi ediyorsun. Öyle teslimiyet olmaz. Her şeyde nefsini aşağıda tutacaksın. Nefsini terbiye edeceksin ki, bu yolda yürüyesin. Allah’ım bizleri nefsin eline, tuzağına düşürme. Gönüllerimize maddi ve manevi şifalar ihsan etsin. Aşkını, feyzini ve muhabbetini bizlere ihsan eylesin.

En kısa zamanda dönelim azgınlıklardan, nefsi arzuları bırakalım. Arkadaş, nefis hiçbir zaman iyiliği söylemez. Şeytan bize hiçbir zaman iyiliği söylemez. Bunu iyi bilin. Bize çok şikayete gelen var. Oğlundan şikayet, kızından şikayet eden var. Gelininden şikayete gelen var, kocasından şikayete gelen var. Nedir bu? Hep nefsin belasıdır, nefsin belası. Adam kendi karısını bırakmış, başka kadınla geziyor. Kendi öz çoluk çocuğu var evde. Başka yerde otluyor hayvan gibi. Senin çoluk çocuğun var. Bakınız her şeyi ispatla söylüyorum. Bir genç Peygamberimize gelerek:

  • “Ya Resulallah nefsim zina yapmak istiyor.”

Bu sözü duyan Hz. Ömer celallenir.

  • “Ya Ömer, dur.” der Allah Resulü ve genci çağırır, yanına oturtur. –Şimdi iyice pür dikkatle dinleyin Peygamberimizin (sav) sözünü. Ben de aynen size aktarmaya çalışıyorum. Aklımızı başımıza alalım- Peygamberimiz o gence buyuruyor ki:
  • Sen zina mı yapmak istiyorsun?
  • Evet, ya Resulallah.
  • Senin bacın, annen var mı?
  • Var, ya Resulallah.
  • Peki bir başkası senin annenle, bacınla zina yapmak isterse razı olur musun?
  • Olmam, ya Resulallah.
  • Peki sen niye başkasının ya anası yahut bacısı veyahut da karısı olan birisiyle zina yapmak istiyorsun? diye sorunca Allah Resulu (sav), genç şöyle cevap veriyor:
  • Ya Resulallah, nefsimden zina yapmak arzusu gitti.

Hanımların ahlaksızlıklarından dolayı Allah, tesettürü emretmedi. Allah, hanımları hain gözlerden korumak için örtünme emrini verdi. Başkasının ırz ve namusuna göz diken hain, zalimler vardır. Ama kendi karısını düşünmez, kendi bacısını düşünmez, kendi gelinini düşünmez, kendi öz anasını düşünmez.. İşte bu kenarlarda hain gözler var hain. Zalim gözler var. Zina dolu gözler var.

“Biz cehennem için cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki onların kalbleri vardır ama bu kalblerle idrâk etmezler, gözleri vardır onlarla görmez-ler, kulakları vardır onlarla işitmezler. Hasılı onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar onlardır.  (A’raf: 179)

Allah bizlere öyle bir nimet nasibetmiş ki, bu genç yaşınızda size zikrullah nasibetmiş. Şeriatı yaşamayı, Kur’an’ı yaşamayı hasılı İslamiyeti nasibetmiş. Allah bu yolda bizleri daim eylesin. Bu yolda bizlere yardım eylesin. Ayaklarımızı kaydırmasın. Nefis, şeytana uydurmasın. Nefsin ve şeytanın tuzağına bizleri düşürmesin.

Bir Allah dostu nefsine diyor ki: “Ey nefs, padişah olmadın ki sarayda yaşayasın. Ariflerle oturmadın ki, Allah’a yakın olasın. Korkarım ki ikimizde cennet ve cehennem arasında mahpus kalırız. Ey nefs, artık bırak bu zalimliği elinden.” Sen de nefsini eline al, karşına al. Ona bu şekilde nasihat et. Nefis senden ayrılmıyor, her an seninle beraber. Nefs ve şeytan insanoğluna hiçbir zaman iyiliği emretmez. Ama kul nefs-i emmareyi aşar nefs-i levvameye geçer, nefs-i mülhimeye geçer ve nihayet nefs-i mutmainneye geçerse o zaman nefs her daim iyiliğe davet eder. Bu nasıl olur? Kelime-i Tevhidle olur. Hz. Abdulkadir Geylani (ks) Hazretleri, nefs-i emmarenin kılıcının kelime-i tevhit olduğunu beyan buyuruyor.

Şimdi kendine sor: Gece namazın var mı?  İşrak var mı? Duha var mı?. Evvabin var mı?. Gece namazı kılanlar için Peygamberimiz (sav), Cenab-ı Hakkın dokuz nimet hazırladığını beyan buyuruyor; beşi dünyada, dördü ahirette. Gece namazına devame edin, az da olsa. İki rekat da olsa gene gece namazını kaçırmayın. Madem ki, Allah’ın yoluna  girdiniz, gece ibadetinin değerini iyi biliniz. Allah bizleri nefs-i emmarenin şerrinden korusun. Şeytanın tuzağından korusun.

“Şüphesiz nefis, kötülüğü emredicidir.” (Yusuf: 53)

İnsanoğlu nefsiyle savaştadır. Nefsini kınayan, ona muhalefet eden kurtulmuş, nefsinin hevâsına uyan, onun doğrultusunda hareket edip; din, diyanet, namaz, oruç, değer tanımayan helâk olmuştur… Nefis, rahatlığı emreder, korkaktır. Tembelliği emreder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi arzular… Güzelliklerin düşmanıdır. Tefekküre karşıdır.

Şeytan ve nefis, en zayıf noktamızı kolayca tesbit edip bizi hep oradan zorlayan iki düşman. Nefis ve şeytan hayat boyu önümüze dikilecek iki engel. Onlara karşı tevhid azığıyla azıklanalım.

Nefis! Azdıran bir canavar, içinizi kemiren bir düşman. Sağı solu belli olmaz, kurnaz, hilebaz, dönek. Yolumuzda bir engel. İmtihan vesilesi. İnatçı, hırslı, gözü doymaz. Kanâat nedir bilmez. Şikâyetleri hiç bitmez. Ondan kurtulmak, şerrinden emin olmak istiyorsak, Allah dostlarının kapısını çalalım…

Resul-i Ekrem (sav): “Ya Rab! Göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimle başbaşa bırakma.”

Yılbaşında milyonlarca müslümanı zavallılaştıran, piyangolara ümit bağlatan, televizyonların başında sabahlatan nefis değil mi? Sahabe-i Kiram, Tabiîn, âlimler, salihler, veliler nefislerine uymadılar. Ondan sakındılar. Nefisleri semirmesin diye gece, gündüz ibadet, taatle uğraştılar…

İrademiz sağlam olmalı. Nefsimizin hevâ ve hevesine uymamalıyız. Ruhumuzu besleyen kaynaklar bulunmalı:

– Bir Allah dostunun ruhu besleyen müşfik bakışları…

– Sıkıntıların, bunalımların bittiği zikir meclisleri…

– Rabbimizin kelâmı yüce Kur’an gıdamız olmalı…

Geliniz, nefis ve şeytana dur diyelim. Gençliğimize, malımıza, mülkümüze, servetimize, şöhretimize güvenmeyi bırakıp güzelce tevbe edelim. Unutmayalım ki, yarın çok geç olabilir. Ölüm meleği kapımızı çalabilir.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top