Namaz

Namaz

Allahu Teâlâ (cc), Adn Cenneti’ni yarattığında onun içinde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir insan kalbinin düşünemeyeceği nimetler yarattı… ve ona konuş dedi. O da üç defa; “Namazlarını huşû ile kılan mü’minler felaha ermiştir” (Mü’minûn: 1-2) dedi. Namaz kul ile Allah arasında bir konuşma vesilesidir. Bu kavuşmada kul Rabbinin azameti, heybeti karşısında ürpermeli. Huşû içinde olmalı. İnsan namazda Allah’ın huzurundadır.

Peygamberimiz (sav): “Namaz kıldığın zaman, son namazınmış gibi kıl” buyurmuştur. Namaz kılan, bütün organlarıyla Rabbine dua eder. Allah Resulü (sav): “Huşûnuzun münafıklarınkine benzemesinden Allah’a sığınırım…” Namaz, imanın sigortasıdır. Namazsız bir islamî hayat düşünülemez. Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerin namaz konusunda tembel davranmalarının izah edilecek bir tarafı yoktur. Namazı ihmal edenin mutlaka imanında zaafı vardır.

Kâinatı yoktan var eden, herşeye gücü yeten bir Allah’a inanıp, O’nun varlığını, birliğini ve alemlerin Rabbi olduğunu kabul edip arkasından emirlerini yerine getirmemek apaçık bir zayıflıktır.

Müslüman beş vakit namazı vaktinde eda etmelidir. Çünkü namaz dinin direğidir. Namaz kılan dinini ikame etmiş, yapmış; kılmayan ise dinini yıkmıştır.

Peygamber Efendimiz (sav)’e, ‘amellerin en faziletlisi hangsidir’ diye sorulduğunda; “Vaktinde kılınan namazdır” buyurdu.

Namaz, amellerin en üstünüdür. Çünkü o kul ile Rabbi arasında bir bağdır.

İnsan namazda hayat meşgalelelerinden sıyrılarak bütün varlığıyla Allah’a yönelir ve O’ndan hidayet ve güç alır.

Resul-i Ekrem (sav) şöyle buyuruyor:

“Düşünün! Birinizin kapısının önünde günde beş kez yıkandığı bir nehir aksa o kimsede kirden bir şey kalır mı? İşte beş vakit namaz kulun günahlarını böylece siler.”

“Beş vakit namaz ve Cuma namazı, büyük günahlar açıkça işlenmedikçe aradaki günahların keffaretidir.”

“Müslüman güzelce abdest abdest alır, sadece namaz kılmak gayesiyle camiye giderse, hiç bir adım atmış olmaz ki, o adımla bir derece yükselip bir günahı silinmesin. Namazını kılınca da namaz kıldığı yeri terketmedikçe melekler onun için; ‘Allah’ım! Onun derecesini yükselt. Ona merhamet et’ diye dua ederler. Namazı bekledikçe namazdaymış gibidir.”

 “Namaz her türlü kötülüklerden ve azgınlıktan alıkor…” (Ankebut: 45)

İbn-i Mes’ûd şöyle der: “Kıldığı namazlar mümine iyilikler yapıp kötülüklerden kaçma duygusu veremiyorsa bu namazlar onun Allah’a olan uzaklığını arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. Kılınan namazlar mümine iyilikler yaptırtmalı, kötülüklerden sakındırmalıdır. Eğer mü’min namaz kıldığı halde iyilikler yapmıyor, yani ahlakını güzelleştirmiyor. Kötülüklere de devam ediyorsa o gittikçe Allah’tan uzaklaşıyor demektir…”

Hz. Hasan abdest almak üzere hazırlandığı sırada yüzünün rengi değişir. Bunun sebebini soranlara şöyle cevap verirdi:

“Şu anda Cebbar olan Yüce Rabbimin huzuruna çıkmağa hazırlanıyorum. Nasıl rengim artmasın.”

Hz. Ali (kv) namaz vakti girdiği zaman vücudu tir tir titrer, rengi sararıp solardı. Kendisine bunun sebebini sorulunca:

“Allah’ın (cc) göklere, yere, dağlara arzedip de onların kabullenmekten kaçındığı ve insanoğlunun yüklendiği emanetin edası zamanı geldi. Şu anda ben, yüklenmiş olduğum bu emaneti yerine getirip getiremeyeceğimi bilemiyorum…”

Cehennemdekilere: ‘Sizi bu yakıcı azaba sürükleyen nedir’ diye sorarlar. Onlar der ki: ‘Namaz kılanlardan değildik. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Batıla dalanlarla biz de dalardık.” (Müddessir: 43-45)

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

“Bizimle onlar arasındaki ayırıcı çizgi namazdır. Namazı terkeden bu çizgiyi kaldırır (kâfir olur).

“Namazı terkeden kimse, Allah Teâlâ kendisine gazaplı olduğu halde Allah’a ulaşır.”

‘Bana öğüt’ ver diyen birine Resul-i Ekrem (sav):

“Kesilsen, ateşe atılsan da yine Allah’a ortak koşma. Çoluk çocuğundan, mal ve servetinden ayrılmaya zorlansan da yine anne-babana isyan etme. İçki içme. Zira o, kötülüklerin başıdır. Namazı terketme. Zira namazı kasten terkeden, Allah’ın ve Resulü’nün himayesinden uzaklaşır.”

Namaz mü’minin kalbini nurlandırır. Ömrünü bereketlendirir. Ruhunu dinlendirir. Onu her türlü bataklıktan korur. Namaz, maddi ve manevi sıhhattir. Hasta gönüllere şifa, mü’minde İslam’ın sembolü, kafirle mü’min arasındaki fark. Ahiretin azığıdır namaz. Ebediyet yolculuğuna namazsız çıkılmaz. Malın ister çok olsun isterse az. Sakın olma, bînamaz. Başını ellerinin arasına al düşün biraz. Ebediyete hazır mısın dikkat et, titiz ol titiz. Gaflet perdesin yırt.

Cenab-ı Hakk’ın şu hitabına kulak verelim:

“Ey mü’minler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın.” (Münafikun 9)

 “… Artık O’na teslim olun. Mütevazi olanları müjdele.” (Hac: 34) Bazılarımız, Cumalara devam etmekte; yani haftada bir kez namaz kılmakta, bazılarımız beş vakite devam etmektedir. Gerek devamlı kılanlar, gerekse haftada bir namazı eda edenler acaba huşûya riâyet ediyorlar mı?

Gelin kılmış olduğumuz namazlarla sahâbenin, Allah dostlarının namazlarını karşılaştıralım. Evvelâ namazda kimin huzurunda durduğumuzu bilelim. Kalplerimize o yüce zatın korkusunu nakşedelim. Korku, imanın semeresidir. Allah korkusu olmayan bir kalpte iman barınmaz.

Müslim b. Yesâr, Basra camilerinden birinde namaz kılarken caminin direkleri yıkıldı. O hiçbir şeyi duymadı. Yine o yüce zatlardan birinin kangren olan parmağı namaza durduğunda kesildi de hiçbir şey hissetmedi… Tam ve kâmil bir namaz ancak huşûyla gerçekleşir. Namaza durduğun zaman kalbin dünya ile meşgul olmasın… Gafiller sınıfına dahil olursun.

Bir hadis-i kudsîde Rabbimiz: “Kulum benim azabımdan ancak boynuna farz kıldığım ibadetleri yerine getirerek kurtulur…” Nice insanlar var ki, saçları, sakalları ağarmış beli bükülmüş fakat hala alnı secdeye varmamış, Allah için dosdoğru bir namaz kılmamıştır. Allah’ı ta’zim edelim. O’ndan korkalım. O’nun rahmetini umalım. Kusurlarımızdan utanalım, pişman olalım. Yönelelim O Yüce Rabbimize. Fırsat bu fırsattır. Agâh olalım. Yol açıkken Rabbimize varalım…

Geliniz namazlarımızı dosdoğru kılalım. Kılmayanlarımız vakit kaybetmeden başlasınlar. İmanlarımızı namazla kuvvetlendirelim. Ölümün hangi gün ve nerede geleceği hiç belli değil.

Namazlarımızı dosdoğru, eksiksiz kılalım. Biraz da ahiretin imarıyla meşgul olalım… Aklımızı başımıza toplayıp şu kısacık ömrümüzü ibadetlerle, güzel şeylerle değerlendirelim…

Ey insanlar!

Yedi kat göklerle yerin emaneti sizin boynunuza yüklendi. İster bu emaneti yerine getirin ister getirmeyin. Her iki halde de işin sonunu siz düşünün.

İbadet, insanoğlunun yaratılış gayesidir. İhtiyaçların en büyüğüdür. İbadetler hayatla içiçe bulunur. Hayat onlarla renklenir, tazelenir. İnsan aciz ve güçsüz kaldığı anlarda Yüce Yaratıcısından yardım dilemek, en yalnız kaldığı zamanlarda O’nu yanında ve şahdamarından da yakın bulmak mutluluğunu yaşar.

Ölüm ötesine insanı ancak ameli götürebilir. Malı, dostları, akrabalar, şöhret burada kalır. Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: “Her kim Rabbine kavuşmayı dilerse salih bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç bir şeyi ortak koşmasın…” (Kehf: 110)

 Cenab-ı Hakk’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı mı var, haşa. Senin ihtiyacın var. Sen Allah’ ın kulusun. Cenab-ı Hak sana görev vermiş; ‘Ey kulum, beş vakit namazı kılmak mecburiyetindesin.’ Bu görev verilmiş, mazeret yok namaza. Hastasın, sırt üstü yatıyorsun. Namazı kıl! Abdest alamıyorsun, özrün var. Teyemmüm al, diyor. Teyemmümü de farz kılmış Cenab-ı Hak. Kolaylığı görüyor musun? Oruç tutamıyorsun, hastalığın iyileştikten sonra gününe gün tut, diyor Cenab-ı Hak. ‘Ey kulum, sen orucunu yedin mi, hasta da olsan altmış gün tutacaksın demiyor Cenab-ı Hak. Allah’ın adaletine yakışmaz bu iş. ‘Hastalığı ben verdim, o altmış günü senden kaldırıyorum. İyileşip hastalığın şifa bulduğu an gününe gün tutarsın. Kaç gün yedin? On gün. On gün tutarsın. Kadın hastalıklarında Cenab-ı Hak, hayız ve nifas gören kadınların beş vakit namazını bile affediyor. Bir kadın çocuk doğuruyor, dünyaya getiriyor. Kırk gün nifaslı. ‘Yasak namaz kılmak, oruç tutmak.’

Fakat ey kulum sen hayızlı ve nifaslı zamanında geçirdiğin ibadetleri kaza edeceksin. Namazdan muaf tutuyor seni. Şu adalete bak. Niye? ‘O hastalığı ben verdim. Ben emrettim, evlen. Evlendin. Dünyaya çocuk getirmeyi ben yarattım. Ben halk ettim. O adalet benimdir.’ Cenab-ı Hak ibdetlerde o kadar kolaylık nasip etmiş ki! Hiçbir kul ben namaz kılamam diyemez. Ama kılmayan kılmıyor. Mütekebbirler namaz kılmaz. Pantolonunun ütüsü bozulur, kıravatı bozulur. Camiye gelmekten ürken insanlar var. Camiye gelen insanlar onlara göre mürteci, gerici, yobaz. Ama camiye gelen insanlar faziletli, değerli, şerefli insanlar. Niye? Allah’a yakın insanlardır. Allah’ı zikreden, Allah’a secde eden insanlardır. Cenab-ı Hak, kulum bana secde ettiği an ona şahdamarından da yakınım, diyor. Elbette kul şereflidir, elbette değerlidir. ‘Kulum bana secde edip kıyamda durduğu zaman, o namazı kıldığı zaman, tüyleri ürperdiği zaman, o kulumla beraberim’, diyor Cenab-ı Hak.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top