Namazda Huşü

Muhterem mü’minler!

İnsanın Allah katındaki derecesini arttıran en önemli ibadet namazdır. Fakat bu namaz, öyle alelade kılınan bir namaz değildir.

Cenab-ı Hakk buyuruyor:  “Muhakkak mü’minler felah bulmuşlardır. O mü’minler ki; namazlarında tevazu ve korku sahipleridir.” Cenab-ı Hakk gerçek kurtuluşu, mutluluğu zaferi elde eden müminlerin vasıflarını sıralarken ilk olarak namazlarını huşuyla kılmalarını beyan ediyor.

 Namaza durduğun zaman tevazu ve huşu ile namazı kılmalısın. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem); “Kul namaza kalktığı zaman Allah-u Teala kendisiyle onun arasındaki perdeyi kaldırır, onunla yüz yüze gelir.”, “Melekler de omuzlarının hizasından itibaren, ta arşa kadar sema boşluğunu doldururlar.” Kimin? huşu ile namaz kılan  o kulun. Çünkü kalbini Allah’a döndürerek namaza duran kulun derecesi artar. Melekler onunla beraber namaz kılar ve onun yaptığı dualara “amin” derler. Göklerden namaz kılan kimsenin üzerine rahmet yağar. Biz namaza nasıl duruyoruz? Kimin huzuruna duruyoruz?

Namazda huşu halini yakalayabilmek için namaza başlamadan önce bazı hazırlıklar yapmak gerekir. Mesela, abdest alırken dünya kelamı söyleyemeyeceksin. Çünkü abdest, Rabbının huzuruna durmak için yapılan en önemli hazırlıktır. Bundan dolayı abdest alan bir kişi titreyerek abdest almalıdır. Emaneti yerine getirme ve borcu ödemenin zamanı gelmiştir. Hz. Ali efendimiz (radıyallahu), namaz vakti girdiği zaman tir tir titrer, benzi solardı. Bu halini soranlara, “Namaz vakti geldi, kimin huzuruna duracağız, biliyor musunuz?” derdi. Fakat biz hem şadırvanda abdest alıyoruz, hem de yanımızdaki kardeşimizle muhabbet ediyoruz.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bakın ne buyuruyor: Abdest alırken Allah’ı zikretmeyenin abdestinin (sevabı) yoktur.”

Abdest alırken şuurlu olmak, gaflet halinde olmamak lazımdır. Çoğumuzun başına sık sık geliyor;  abdest aldım ama, kolumu yıkadım mı, yüzümü yıkadım mı, kaç defa yıkadım? Bunu bile hatırlayamadığımız oluyor. Abdestte gaflet içindeysen abdestini yenilemen takvaya daha uygundur. Abdestte şeytanın iğvalarına dikkat etmelisin. Abdestte böyle şüphen olduysa, o abdesti yenilemen lazım. O abdest çürük abdesttir. O abdest ile kılınan namazda huşu olmaz. Görüyoruz; müslüman kardeşlerimiz hem abdest alıyor, hem dünya kelamı konuşuyor. Dilini, kalbini Allah’a bağlayacaksın. Çünkü abdest farzdır, farz bir ibadeti yerine getiriyorsun. Abdest çürük olunca namaz sağlam olur mu, olmaz. Yani huşû ile, korku ile, edeple, ta’dili erkanıyla abdest alamıyoruz. Alamadığımız için de namazımızdan lezzet alamıyoruz.

Kıymetli kardeşlerim!

Cenâb-ı Hakk, huzuruna duran kullarını, tevazu ve huşû ile namaz kılanları taltif ediyor.

Peygamberimiz (sav): Kul namaza durduğu zaman Cenâb-ı Hakk namaz kılan kulu ile zatının arasındaki perdeleri kaldırır. O’nu rahmetiyle karşılar. Hatta yüz yüze gelir, buyuruyor hadisinde! Melekler de omuzlarının hizasından yer ile göğün birinci semasına kadar boşlukları doldururlar. Namaz kılan kul ile beraberce namaz kılarlar ve o kulun duasına “amin” derler. Bu şartlara riayet etmediğimizden namazımızın lezzetini, ibadet ve taatımızın tadını alamıyoruz, değerli kardeşlerim.

Namaza durup Allah’a müracaat eden kul, kime münacat ettiğini bilseydi gözleri sağa sola kaymazdı.

Peygamberimiz (s.a.v). buyuruyor: “Kişinin namazda başını sağa sola çevirmesi,  şeytanın o kulun namazından bir miktarını kapıp aşırmasıdır.”

Başka bir hadiste ise, “Namazda sağa sola bakmaktan sakın. Çünkü namazda iken sağa sola bakmak helâk olmaya sebeptir…”

 Bu namaza avcı namazı deniyor. Avcı gibi namazda sağı solu gözetleyen kişinin namazı tam olmaz. Bu namazın sevabı eksik olur. Küçük ya da büyük abdesti sıkışmış olarak namaz kılan kişinin de namazı böyledir. Namazda elbisesiyle, saçıyla sakalıyla oynayan da namazından çalan kişidir.

Peygamberimiz bir gün ashabına; “İnsanların hırsızlıkta en ileri olanı, nama­zından çalan kimsedir.” deyince; ashâb:

“Ey Al­lah’ın Resulü, kişi namazından nasıl hırsızlık ya­par?” diye sordular.

Resulullah, “Rukûunu ve secdesini gerektiği gibi yapmaz. Bu, namazdan çalmaktır.” buyurdu. Adam pantolonun ütüsü bozulmasın diye her secdeye giderken pantolonunu çekiyor, ceketini birbirine kavuşturuyor. Bunlar namazdan çalmaktır. Namazı huşu ile kılmak için avcı namazı, hammal namazı, hırsız namazı kılmayalım.

Kurtuluşa eren müminlerin vasıflarını zikretmeye Allah (celle şânuhû) devam ediyor: Esteîzübillah,  onlar ki, namazlarını muhafaza ederler. Yani namazlarını düzenli olarak kılarlar ve namazlarına şeytanın zarar vermemesi için bir muhafız gibi uyanık bulunurlar. Bu şekilde kılınan namazın mükafatını ve semeresini ise sonraki ayetlerde haber veriyor Cenâb-ı Hakk:  İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.[10] Huşu ile namaz kılanlar firdevs cennetine varis olacaklar. ebedi orada kalacaklar. Allah ne büyük müjde veriyor bize, ama biz gerektiği gibi abdest almasını dahi bilmiyoruz. Kardeşlerimizi bazen abdest alırken görüyorum. Mümkün mertebe tuvalete girdiğiniz zaman ve abdest alırken paçalarınızı sıvayın. Eğer ayaklarınızda mest varsa abdest aldıktan sonra mestlerin üzerini ellerinizle güzelce siliverin. Çünkü ya abdest suyu oraya damlamış, ya bevil –idrar- sıçramış veya yere düşen sular üzerine sıçramıştır. Mutlak orada bir şüphe vardır. O şüpheyi gidermek için hem mestlerinin üzerini, hem de pantolonunun veya şalvarının paçalarını elinin suyuyla tekrar bir iki üç defa silmen lazım ki şüphe gitsin. Bu şekilde Rabbının huzuruna tertemiz durasın.

Abdest suyunu elbiselerinize akıtmayın; abdest suyu günahlarınızı alıp götüren kirli bir sudur (ma-i mustameldir). Abdest suyu kollarınızdan aktığı zaman kollarınızdan günahlarınız akıyor. Yüzlerinizi, gözlerinizi, yıkadığınız zaman yüzünüzle işlediğiniz günahlarınız o damlalarla birlikte dökülüyor. Bunu Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz müjde veriyor.[11] Ayaklarınızı topukları içine alacak şekilde yıkayacaksınız. Parmak aralarını hilalleyeceksiniz. El parmaklarınız ile ayak parmaklarınızın aralarına su ulaştırmak için tek tek hilalleyeceksiniz. Gelişi güzel yıkayarak olmaz. Çünkü iğne ucu kadar yer abdest veya gusulde kuru kaldıysa, bir tüyün dibine su değmediyse abdestin de olmaz, guslün de olmaz.[12]

Ancak Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: “Hanımların saç örgüleri gusletmeden önce örgülü ise örgülerini çözmelerine gerek yok. Fakat saç diplerini yıkamak gereklidir.

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim, yıkamadan tek bir saçın dibini kuru bırakırsa, ateşte nice nice azablara düçar olacaktır.

Hz. Ali (radıyallahu) buyuruyor ki: “Bunu işitmem sebebiyle başıma düşman oldum. Bu sebeple başıma düşman oldum, Bu sebeple başıma düşman oldum.”

Bilhassa boy abdesti alırken hanımların, erkeklerin ve özellikle de genç kardeşlerimizin çok dikkat edip, özen göstermeleri lazım.

Baba evladına guslü öğretecek. Peştemalını bağlayacak, yeni ergenlik çağına giren oğlunu banyoya koyacak, ona abdest almayı, gusletmeyi öğretecek. Bir defa da olsa ona mutlak gösterecek. Hani öyle baba? Ana, kız evladına guslü öğretecek. Hani öyle ana? Ananın kendisi biliyor mu ki? Ananın kendisi çarşaf giymiş, kızına kot pantolon giyindirmiş. Koluna takmış kızını gezdiriyor. Evladım bu ne büyük gaflettir. Sen nasıl çarşaf giymişsen kızına da örtünmeyi emretmek mecburiyetindesin. Kızının başını açamazsın. Bir kız evladı ergenlik çağına gelmeden önce, 10–12 yaşına girdi mi, avrettir. Tepeden tırnağa kadar; saçı da, eli de, kolu da, bacağı da, her tarafı avrettir, örtecek!

Şimdi yırtmaçlı etekler çıkmış. Başları örtülü ama elbisesi daracık. Başı güzelce kapalı, kollar yarım, eteği hem önden hem arkadan yırtmaçlı. Bu da sosyete örtüsü. Sosyete tesettürü. Başı örtülü, bedeni açık. Görüyorsunuz hepiniz, söylemeye gerek yok. Biz sizi uyarıyoruz. Bizim vazifemiz tebliğ etmek. Çok inceye varsam kafalarınız bozulacak, yürekleriniz burkulacak. Artık hocalara fetvalara koşacaksınız. Ya bu hoca da çok ileri gidiyor. Bu kadar da olur mu canım, diye söylenmeye başlayacaksınız.

Sadece bir konuya dikkatinizi çekeceğim: Anne, ergenlik çağına giren erkek yavrusunun önünde ta nereye kadar açık bacağıyla-göğsüyle bulunamaz. Burada da bir sınır var. Gerçek budur, Allah’ın kitabı böyle diyor. Esteizu billah;

Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah alîmdir, hakîmdir. Ananın babanın yatak odasının kapısını ergenlik çağındaki oğlu veya kızı çalmadan, müsaade almadan, haber vermeden giremez. Sen babası olarak ergenlik çağına girmiş kızının odasına kapısını çalmadan giremezsin. İslâm işte budur. İşte biz Allah’ın ve Resulullah’ın bu emirlerini ihlal ettiğimiz için bu hale geldik.

Hocam sen evin içinden bahsediyorsun. Bizim hanımlarımız, başları geriden bağlı sokaklarda geziyorlar, sen neden bahsediyorsun hocam. Biz saliha kadınlarla mü’mine kızlarımızdan bahsediyoruz. Sokaktakilerden bahsetmiyoruz. Saliha kadınla mü’mine hanım ve mü’mine kızlarımızdan bahsediyoruz. Ey saliha kadınlar, saliha kızlar, kendinizi koruyun. Çarşafınızı, dış örtünüzü giyinin buyuruyor Allah. Kadın giymiş çarşafını, minibüse binmiş seyahat ediyor. Minibüsün tutacak yerinden tutuyor. Kolları dirseklere kadar açık ve kollarındaki bilezikleri, kollarını insanlara gösteriyor. Allah korusun o kolun cehennemde yanar. Bundan sakınmalısın.

Allah’ın Resulü’nün (s.a.v); zinet hanımlara helaldir, meşrudur  demesinin asıl sebebi nedir biliyor musunuz? Beyinin, efendisinin yanına, geldiği zaman hanımı son derece süslenecek. Eşine karşı süslenirken hiçbir sınırlama yoktur. Her türlü takısını takacak, sürmesi varsa, çekecek. O zinet kocası için olursa helaldir. Yoksa çarşıda pazarda dolaşmak için değil. Namahreme güzel görünmek için süslenip püslenenlere de Allah’ım hidayet ihsan eylesin, ıslah eylesin! Onlara dua etmekten başka yapacağımız bir şey yok. Yapmamız gereken, kendimize sahip çıkmamız, çoluk çocuklarımıza, Allah korkusunu, İslâm ahlakını öğretmemiz gerekiyor. Biz kendimizden ve maiyyetimizdekilerden mes’ûlüz.

Ya Rabbi, bizleri Kur’an’ında belirttiğin şekilde namazı kılarak Firdevs cennetine varis olup orada ebedi kalan kullarından eyle! Namazını huşû ve tevâzu ile kılanlardan eyle! Ancak namazda elin, kolun yerinde durmuyorsa, aklın, kalbin dünya ile meşgulse, Firdevsin yüzünü bile göremezsin.

Peygamberimiz (aleyhisselam) hadisinde buyurdu:

“Kul sağa sola bakınca Allah da kulundan yüz çevirir.”

“Namazda iken sağa sola bakmaktan sakınınız. Çünkü sizden biriniz namaz içinde olduğu müddetçe Rabbine mürâcat etmiş, yani O’nunla gizli gizli konuşmuş olur.”

Keşif sahipleri, kul huşu ile namaza durduğunda gök kapıları açılır ve Cenâb-ı Hakk o musalli kul ile yüz yüze gelir. Tevrat’ta da aynısı yazılıdır:

“Ey Âdemoğlu ağlayarak ibadet edip huzurumda bulunmaktan acizlik gösterme.”

Kul iki rekât namaz kıldığı zaman onun bu hareketine on saf melek özenmektedir. Her bir safta on bin melek vardır. Böylece Cenab-ı Hakk kulu ile yüz bin meleğe karşı iftihar etmektedir. Bunun sebebi kul namazında kıyam: ayakta durmak; kuud: oturmak, rüku ve secdeyi bir araya getirmektedir. Hâlbuki cenab-ı Hakk bu dört vazifeyi kırk bin meleğe vermiştir. Bu dört vazifeyi; kıyam-kıraat, rüku, secde ve kuûdu kırk bin meleğe vermiştir. Kırk bin meleğin ibadetini bir kuluna nasip etmiş.

 Onun için insanoğlu, Allah’ın halifesi kılınmış. Cenab-ı Hakkın istediği gibi ibadet ederek meleklerden daha üstün bir dereceye yükselebilir. Ancak adam bir namaz kılıyor, kendini yere göğe sığdıramıyor. Hatta bırak beş vakit namazı, bir tek cumayı kıldığı zaman çok ibadet etmiş gibi görüyor kendini. Beş vakit namazı ne yaptın? O yok. Kılamıyorum, işim var, çok sıkıntıdayım, fabrikada müsaade etmiyorlar gibi bin bir çeşit yalan ve bahane sürüyor ortaya. Beş vakit namaz yok, sadece bir Cuma. Cuma seni kurtarmaz. Cuma da farzdır. Fakat beş vakit namazın hesabını Cenabı Hakk’a vermek mecburiyetindesin. Evet, namazdan gafil olanlar, namazı terk edenlerin akibeti hakkında bakın Rabbımız ne buyuruyor:

 “(Cennetlikler) dönüp onlara şöyle derler: “Sizi Sekar’a (cehenneme) ne soktu?” Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik.”

Namaz kılmayanların cehennemi Hakk ettiklerini haber veriyor bu ayet-i kerimelerde Cenâb-ı Hakk. Öyle arada sırada kılınan namazlarla değil, düzenli kılınan beş vakit namazlarla cennete gidilir. Cenneti hak edenler, ancak huşu ile namazlarını kılanlardır. Allah’ın nurunu müşahede eden, ona yakın olmaktan zevk duyan, kalpleri Allah’a bağlı olanlar Firdevs cennetine varis olurlar. Namazdan, ibadet ve taattan lezzet almak ne kadar güzeldir. Soruyorum namaz kılmayanlara: namaz kılmanıza ne engel var? Hele kendi işinde çalışan kardeşlerimiz… Öyle oturuyorlar… Ezan okunur, bacak bacağın üzerinde, sigara ağızlarında. Sizde hiç Allah korkusu yok mu, sizde hiç imanın zerresi yok mu? Burada, hemen yakınınızda Ezan-ı Muhammedî okunuyor. Namaza niçin gelmiyorsun? Gelmek mecburiyetindesin. Hiç olmazsa Ezan-ı Muhammedîye ’ye hürmet göster. Allah’ın ve Resûlullah’ın isimlerini duyunca hiç olmazsa kendine çeki düzen ver, Allah’tan utan. Peygamberden haya et. Yarın öleceksin. Geleceksin musalla taşına… Ey cemaat-ı müslimin! Bu kuldan razı mısınız? Mü’min ve muvahhid olduğuna, müslüman olduğuna şahit misiniz? Nasıl şahitlik yapacağım ben? Ne diyeyim, nasıl şahitlik yapayım senin hakkında?

Ezan-ı Muhammediyye ne demektir biliyor musun? Mü’minleri, ehl-i imanı Allah’ın emrine, beş vakit namaza davet etmektir. Bakınız bir müftü efendi bir toplantıda ne anlatmıştı. Onun anlattığını aynen anlatıyorum: “Kulağımın birisi duymuyor. Biliyor musunuz kulağım niçin duymuyor? Daha önce müftülük yaptığım yerde müftülük binası camiye çok yakındı. Cami müftülüğün hemen sağ tarafındaydı. Günde beş defa ezan okunuyordu, ben ise namazlarımı müftülükte kılıyordum. Cenab-ı Hakk sağ kulağımı sağır etti. Şimdi de tayinim buraya çıktı. Burada da cami müftülüğün sol tarafında kalıyor. Burada da camiye gitmiyorum; bu sefer de sol kulağımın sağır olmasından korkuyorum. Bunu müftü anlatıyor.

İşte değerli kardeşim, Allah sağ kulağını da bozuyor, sol kulağını da bozuyor anlamıyorsun, gözünü de bozuyor anlamıyorsun, kalbini de, mideni de bozuyor anlamıyorsun. Bütün hayatını alt üst ediyor, gene de anlamıyorsun. Bu hastalıklar neden geliyor, bu bela ve musibetler niçin geliyor, anlamıyoruz… Allah, ehl-i imana bir bela, musibet geliyorsa bu onun için bir imtihandır buyuruyor. Bela, musibet, hastalık veya herhangi bir sıkıntı ehl-i salata, ehl-i zikire, ehl-i imana geliyorsa, onun hatalarını düzeltmek günahlarının cezasını ahirete bırakmamak içindir. Onun Allah katındaki derecesini yükseltmek içindir.

Ancak ehl-i iman olmayanların ehl-i salat olmayanların başına gelen bela ve musibet onu dünyada rezil rüsvay etmek içindir. Adam yetmiş–seksen yaşına gelmiş, bir elinde baston, diğer tarafında da yaşlanmış karısı. Karısının başında saç kalmamış. Adamın bir tarafı da tutmuyor, karısı koluna girmiş… artık gözü de görmüyor. Azrail peşinde geziyor, ama hala uyanmamış; kalbi tekliyor; bacakları tutmuyor, ayakları kendisini taşıyamıyor, beli bükülmüş, ama gafletten uyanmamış. Bunlar ikazdır insanoğluna.

Evet mü’minler!

Namazda huşu üzere olmak için ilk önce güzel tahretlenmek ve gerektiği gibi abdest almak gerekiyor. Tuvalet ihtiyacını ayakta gidermemek gerekir. Hz. Peygamber, ayakta bevletmemiş ve ayakta bevledenleri bundan nehyetmiştir. İdrarın bedene ve elbiseye sıçramasının kabir azabı sebebi olduğunu haber vermiştir. Taharetlendikten (istinca) hemen sonra abdest almamak, istibra yapmak gerekir. Nedir istibra? İdrar yollarındaki kalan akıntıyı gidermek için bir müddet yürümek, sağa sola sallanmak, silkinmek, öksürmek veya sırt üstü yatmaktır. Özellikle yaşlı erkekler buna daha fazla dikkat etmelidirler. Taharetten kalkmadan önce kurulanmak gerekir. Taharetlendikten sonra kurulanmazsan sular bacaklarına, paçalarına kadar iner. Taharet suları kurumadan kalkınca pantolonuna, iç çamaşırına bulaşır. İyi taharetlenmemişsen o zaman elbiseyi de çıkarıp belden aşağı yıkanmak mecburiyetindesin. Bunları yaptıktan sonra namaza durmak lazımdır. Rabbının huzuruna duruyorsun. Rabbın tertemiz olmadan kabul etmiyor seni. İncelik bu, takva bu!

Kıymetli kardeşlerimiz, taharetlerimize, abdestlerimize çok dikkat etmeliyiz. Tuvalete girerken paçalarınızı katlayın, abdest alacağınız zaman da katlayın. Abdest sularını paçalarınıza sıçratmayın. Abdest suları temiz değildir. Elbisene abdest suyu damladıysa, o kısmı yıkaman lazım.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bizlere müjde veriyor: “Sizden kim abdest suyunu hazırlar, mazmaza ve istinşakta bulunur (ağzına ve burnuna su çeker) ve sümkürürse, mutlaka ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra Allah’ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, sakalın(ın bittiği mahallin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği günahlar dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yıkayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uçlarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçın etrafından su ile birlikte akar gider. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları, parmak uçlarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve senâda bulunur, O’na layık şekilde tazimini gösterir ve kalbinden Allah’tan başkasını(n korku ve muhabbetini) çıkarırsa, annesinden doğduğu gündeki gibi bütün günahlarından arınır.”

Camiye namaz kılmak için giden kişinin günahlarının affı için melekler dua eder. Bir hadisinde Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

Bir kimse güzelce abdest alır, sırf namaz kılmak maksadıyla camiye gelirse, camiye girinceye kadar attığı her adımla onun derecesi yükselir ve günahı bağışlanır. Camiye girince de namaz için oturduğu müddetçe namazda gibi olur. Namaz kıldığı yerde kaldıkça kimseye eziyet etmediği ve abdesti bozmadığı takdirde (ve yahut da dünyaya ait konuşmadığı) takdirde, melekler ona şöyle duâ ederler:   “Allah’ım! Sen buna rahmet et; Allah’ım! Bu kulunu bağışla; Allah’ım! Tövbesini kabul et” derler.

Çünkü camiler, mescitler Cenâb-ı Hakk’ın manevi evleridir. Sen nereye giriyorsun biliyor musun kardeşim? Camiye girdiğin zaman, dünya kelamı konuşmayacaksın. Camiye sağ ayağını euzu-besmeleyle attığında artık camide dilsiz olacaksın. Hiçbir şey yapmadan yüzünü kıbleye dönüp oturduğundan itibaren ibadet sevabı yazılmaya başlıyor. Namaz kılmasan da, Kur’an okumasan da, tesbih çekmesen de sevap yazılmaya devam ediyor. Ama camilerde lüzumsuz yere konuşuluyor… -“Köyden geldin, ne var ne yok, komşular ne yapıyor, bizim çocuklar ne yapıyor?” – “Çok selamları var.” İşte sevabı kaybettin. Camiye girdin mi, köy dışarıda kalacak. Dışarı çıktın mı köyü konuşursun. Burada köy yok. Burada Allah var; burada namaz var, sevap var. Melekler var. Ya Rabbi, sohbetimizi kabul eyle, tesirini ihsan eyle!

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top