Müridin Terbiyesinde Şeyhe Düşen Görevler

Gavsul Azam Abdulkadir Geylani Hazretleri (k.s.) müridin terbiyesinde şeyhe düşen görevleri de şöyle sıralamaktadır:

  • Şeyh kendisine gelen bir müridi kendisi için değil Allah için kabul etmelidir.
  • Mürid ile arkadaşlığı hoşça ve nasihat yollu olmalıdır. Ona şefkat gözü ile bakmalıdır. Mürid kendisine yüklenen riyaset görevini kaldıramadığı zamanlarda ona şefkatle davranmalı, bu şefkat bir ananın çocuğuna davrandığı şekilde olmalıdır.
  • Müridi en kolay yola koymalıdır. Gücünün yetmediği vazifeleri ve yükümlülükleri ona yüklememelidir. Vazifeleri verdiği zaman ağırlık derecelerine göre sıra ile vermelidir.
  • Şeyhin müride vereceği ilk emir, heva ve hevesten vazgeç, emridir. Tabii arzularını terk et emridir. Şeriatın kolay tarafından gir emridir.
  • Şeyh müridden hiçbir şey talep etmemelidir. Hem de hiçbir halde. Müridin malından hiçbir cihette faydalanma yolunu seçmemelidir. Onu kendi şahsi hizmetinde bile kullanmamalıdır.

Hatta şeyh müridin terbiyesiyle meşgul olduğu zamanlarda, bunun karşılığında Allah’tan bile bir şey beklememelidir. Onu, sadece görevi olduğu için yapmalıdır. Bu şunun içindir: Mürid gelirken şeyhin seçmesi ve isteği ile değil sırf kaderi icabı gelir. Allah’ın hidayeti nasip ettiği için doğru yola eriştireceği için, gelmiştir. Onun hidayeti, şeyhe yollanması şeklinde olmuştur. Bu durumu ile mürid şeyhe Allah’tan gelen bir hediyedir. Şeyhe düşen bu hediyeyi kabul edip müridi Allah’ın istediği şekilde terbiye edip bu hediyeye karşılık vermektir.

Bu anlatılan manalar doğrultusunda bir şeyh, müridin malından hiç bir şey istemez. Ancak kendiliğinden gelen malı kullanmakta Allah’ın rızası var ise Allah’ın hayrı var ise alır. Bir elden alır öbür elden dağıtır. Gelen malı alıp kabul etmekte müridin yararı ve kurtuluşu var ise, bunu alabilir. Durum bu şekilde olunca o malı şeyh reddedemez.

  • Şeyh ciddi bir şekilde müridin kendisine gelişindeki gayeyi zahirî ve batınî olarak kendine mal etmemeli müridin kendisine gelişindeki Allah’ın lutfunu ve taktirini görmelidir.
  •  Şeyh müridlerinin sırlarını dahi saklamalıdır. Kendisinin muttali olduğu hiçbir hali başkalarına anlatmamalıdır. Müridin kendisine verdiği sırları bir emanet gibi saklamalıdır. Bu yüzden de denilmiştir ki: “Mü’minlerin sinesi sırların mezarıdır.”
  • Müridleri için bir rahatlama yeri olmalıdır. Darda kaldıkları zaman başvuracakları bir yer olmalıdır. Onlara kuvvet kaynağı, susuzluk gideren bir yer, ve kendilerini bu yolda sabit tutan bir makam olmalıdır.
  • Hiçbir şekilde müridleri bu yoldan kaçırmamalıdır. Onları sohbetten ve Yüce Allah’a (c.c.) vuslat niyetinden nefret ettirmemelidir.
  • Şeyh, müridde şeriata, edebe uymayan bir şey görür ise ona sırrını saklayarak ve edeb ile vaaz ve nasihat etmelidir. Müridi bir daha da o gibi kötü şeylere girmekten çekindirmelidir. Mürid bu yolda, esasta ve teferruatta, kendisinde olmayan bir halin var olduğunu iddia etmek, yaptığı amellere değer vermek ve onlarla kendisini beğenmek gibi bazı edep dışı kötü işlere düşebilir. Bu halleri müridinde de gören şeyh, müridi bu kendini beğenme yollarından alıp, hallerini ve amellerini onun gözünde küçük ve düşük göstermelidir. Ta ki; mürid helâka gitmeye, zira bir kimse ucuba (kendini beğenmişliğe) kapılırsa Aziz Celil olan Allah’ın gözünden düşer.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top