Kuran ‘a Tabi Olmak

Muhterem müslümanlar!

Kur’an’a uymak, Kur’an’a tabi olmak, insanın bedeninde ruh neyse, kalp neyse Kur’an da aynıdır. Başsız insan olur mu? Olmaz. Kur’ansız da insan olmaz. Kur’ansız devlet de olmaz, millet olmaz, millet de. Kur’an, insanların kulağına erişen bir nurdur. İnsanları hidayete erdiren, insanlığı doğru yola davet eden, insanlığı Allah’a davet eden bir nurdur.

Aziz müslüman! Cenab-ı Hakk ayet-i kerimesinde bakınız ne buyuruyor: “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir va’z u nasihat, göğüslerdekine bir şifa veren kitap geldi.”

Ayet metni: ya eyyunnasu kad caekum mevizetun min rabbikum ve şifaun lima fissuduri ….lil müminin

Size bir şifa kaynağı geldi bir rehber geldi, bir nasihat geldi. Ashab Peygamberimizin etrafında öyle toplanırdı ki, bir ayet-i celile nazil olduğu an: “Ya Resulallah, ayet mi nasil oldu?” “Evet.” Ayet isterse haramlar hakkında olsun, isterse helal üzerine insini isterse iyilikleri emreden ayet insin, isterse kötülükleri nehyeden ayet insin ashab o ayete hemen tabi olurdu. O şekil biat etmişlerdi Peygamberimiz (sav)’e.

Kur’an okunan evler neye benzer bilir misiniz? Nur saçan yıldızlara. Kur’an okunmayan evler ise bir mezarlığa, bir kabire benzer. Bir gün zelzele gelir onu yıkar. Bir fırtına bir kasırga onu yıkar. Niçin çünkü o mezar dayanıkla ve güçlü değildir.

Göğüslerinize bir şifa geldi diyor Allah. Bundan neyi kastediyor? Kur’an insanlığa bir rahmet, bir bereket, bir şifa bir huzur kaynağıdır. Devlet olarak Kur’an’a uyarsan, Kur’an’ı yaşarsan, millet olarak, cemiyet olarak, fert olarak Kur’an’ı yaşarsan, sırtın yere gelmez.

Peygamberimiz (sav): “Kur’an’ın bir harfine on sevap verir Allah” diyor. Kur’an’ın bir harfine on sevap var. Kur’an’ı baştan sona okuyanın halini sen düşün. Kiramen Kåtibin melekleri de onu cayır cayır yazıyor, hem sağında hem solunda. Biz bunun farkında değiliz. Yani biz millet olarak, müslümanlar olarak, toplum olarak Kur’an’a tabi değiliz. Fert olarak yaşıyoruz. Fert olarak yaşayanlar da azınlıkta.

Kur’an atılmış, itilmiş. Kur’an kabul edilmiyor. Kur’an kabul edilmediği müddetçe devletler, milletler hüsrana uğrayacaklardır. İşte gör milletin halini, gör dünyanın halini. Niçin? Çünkü Kur’an’dan ayrıldık.

Bu Kur’an’ı bize getiren o Resul’e canımız da kurban olsun, malımız da. Fakat biz hep sözde “canım kurban olsun ya Muhammed, malımda canımda” diyorsun. Fakat Allah yolunda birşey istenildiği zaman yere bakıp düşünmeye başlıyorsun. Hani nerede kaldı canını feda etmen. Veremezsin canını. Canını veremezsin çünkü daha malını veremiyorsun.

Ebu Bekir Sıddık (ra) malını hep verdi, sırtında bir elbise kaldı. O elbise ile evde otururken kapısı çalıyor. Bir açıyor ki bir arabi:

“Ey Ebu Bekir fi sebilillah senin bir şeyin yok mu?” diyor.

“Sırtımda bir elbisem var, istersen onu vereyim”

“Ey Ebu Bekir sen zengin idin, malı çok idi, sen tüccar idin.”

“Ben hep Allah yoluna verdim.”

“Hiç ailene, çoluk çocuğuna bir şey bırakmadın mı ey Ebu Bekir?”

O kapıya gelen arabi kim acaba? Cebrail (as). Ama öyle bir kıyafetle gelmiş ki Ebu Bekir-i Sıddık nasıl bir kıyafetteyse o da öyle gelmiş. Peygamberimiz soruyor:

               “Ya Cebrail, senin bu halin ne? Şimdiye kadar ben seni hiç böyle görmedim.”

               “Evet ya Muhammed görmedin. Ebu Bekir-i Sıddık posta büründüğü için –bir rivayette kilime büründüğü için- gökyüzündeki melekler de aynı kıyafette ya Resulallah.”

Ebu Bekir-i Sıddık gibi olamayız ki biz. O malının hepsini vermiş. İki alim birbiriyle tartışıyor. Alimin birisi birine diyor ki: “Mezhep alimleriniz beş deveden ne kadar zekat verileceğini belirtmişlerdir?” Öteki alim şöyle diyor: “Beş deveden bir koyun verilir. Peki size göre nasıldır?” “Bize göre hepsi verilir” “Buna delilin nedir?” “Delilim, Hz. Ebu Bekir-i Sıddık’tır. O hepsini verdi.”

Biz neredeyiz, şöyle bir düşünelim Allah için. Biz İslam’ın neresindeyiz? Biz Kur’an’ın neresindeyiz? Biz Şeriatın neresindeyiz? “Ben İslam’ın neresine gelmişim?” diye düşünün. Onu size bırakıyorum, düşünün.

Ashab’dan biri hep şöyle diyerek dua ederdi: “Ey cehennemin sahibi Allah’ım! Beni cehennemden koru.” Hep böyle dua eder. Peygamberimize ulaşır bu sözler. Allah Resulü (sav) diyor ki: “O adamı bana gösterin.” O adam mescitte dua ederken “Ya Resulallah işte bu adam.” Peygamberimiz (sav) ona soruyor: “Ey adam neden cennet istemiyorsun?” “Ya Resulallah amelim daha oraya gelmedi ki.”

Ey müslümanlar daha biz neredeyiz. Çektiğin dersin, esmaların feyzini alabiliyor musun? Onun ışığını, nurunu görebiliyor musun? Onun muhabbeti gönlüne iniyor mu? Şeyhin, hocan konuştuğu zaman kalbine tesir edebiliyor mu? Yoksa taş mısın, kaya mısın, demir misin? Buradan kendini muhasebe et. Çekmiş olduğun ders esmalarının nuru kalbine iniyor mu? Her bir esma bir nurdur. O nur kalbe indi mi kalp nurlanır, oradan dünya çıkar, Cenab-ı Hak sevgisi oraya girer.

Allah’ım! Bizi o esmaların nurunu görüp o feyzi, bereketi, aşkı, muhabbeti olan kullarından eyle. (amin)

Değerli müslüman! Kur’an nur, gönüllere ışı ve hayat getiren ilahi bir hidayettir. Bedenlerde can ne ise ruhlarda Kur’an da odur. O bütün bir beşeriyetin önünden ve arkasından karanlıkları kaldırıp bertaraf edip ışıkları nurları getiren bir kitaptır. Allah’ım! Bu Kur’an’ın nurunu gönüllerimize irşad eyle. Kur’an ve Sünneti yaşamayı bizlere nasip eyle.

Kardeşlerim! Kur’an cevherleri tükenmez gaybi ilahi bir hazinedir. Kur’an bir hazinedir. Kur’an bir rehberdir. Kur’an insanlığı Allah’a davet eden kötülükleri bertaraf eden, karanlıkları kaldıran nurları getiren bir kitaptır. Kur’an’a tabi olursak sırtımız yere gelmez. “Ey devlet büyükleri, ey idareciler! Kur’an nerede, Kur’an’ı ne yaptınız?” diye yarın Allah soracak. “Göndermiş olduğum Kur’an’ı, şeriatı, Kur’an’ın emirlerini ne yaptınız?” diye inceden inceye hesaba çekecek.

Bunlar sanıyor ki böyle gelip yiyeceğiz, içeceğiz, zevk u safa süreceğiz, beş yıldızlı otellerde yatacağız, kalkacağız. Gâvurlarla kadeh kaldıracağız, gâvurlarla kardeş olacağız, gâvurlarla arkadaş olacağız, dost olacağız. Ama elbetteki bu böyle gitmez. Birgün bu nimet elinizden alınır. Niceleri geldi gitti. Hani Selçuklular, hani Osmanlılar, hani gelip gidenler? Hani analarınız, babalarınız, nineleriniz, dedeleriniz? Hani nerede ecdadınız, nerede?

Kur’an cevherleri tükenmez gaybi ve ilahi bir hazinedir. Batılı bertaraf eder. Kuru gürültülerin ve barbarların sesini dinlemez. O, kıyamete kadar ebedi ve daimîdir. Onun bir harfi dahi değişmeyecek, nuru devam edecektir. Eğer biz ona sımsıkı sarılırsak onun nurundan, bereketinden, ışığından faydalanırız. Yoksa karanlıkta kalırız.

Peygamberimiz (sav), namaz kılınmayan, Kur’an okunmayan, ibadet taat olmayan evleri karanlık bir mezara, bir kabre benzetiyor. Kur’an yok, Allah yok, Peygamber yok, ibadet yok, secde yok, abdest yok, namaz yok. Bu ev neye benzer? Yıkılmış bir viraneye, elektrikleri kesilmiş, duvarları, direkleri, yıkılmış bir harabeye. Böyle bir ev neye yarar. Sahibi içinde durmaz. İşte Kur’an’sız bir insan bu binadan başka nedir? Neyi kastediyor Peygamberimiz (sav)? İnsanı kastediyor insanı. İnsan bir binadır. Kâbe’yi bir kul, bir beşer, bir Peygamber yaptı. İnsanı Allah yarattı. Hem de güzel bir biçimde.

Ey insanlar, ey insanlar size rabbinizden vaazu nasihat, göğüslerinizden size şifa veren bir kitap verdim size diye Allah Yarın soracak başbakana, cumhurbaşkanına, bakanlara. Ne yaptınız Hz. Kur’an’ı. Bir imam hatip okulları vardı. Hiç olmazsa orada Kur’an’ı yüzüne okutuyorlardı. Onu da kaldırdınız. Allah’a götüren yolları kestiniz. Küfre götüren yolları açtınız. Ne olacak halimiz. Ahlaksızlık alabildiğine yürümüş gidiyor. Kadınlar açılıp saçılmış geziyor. Kadınlar sokaklarda çırılçıplak dolaşıyor. Hiç bir ses bir soluk dur diyen yok. Ama bir gün gelecek, dur diyen gelecek.

Mekke’de Arap yarımadası kasmış kavruluyordu Cahiliyye devrinde. Fuhuş, içki, şarap, faiz bugünkü gibi. Adam öldürme, kan davaları alabildiğine tefecilik yürümüş gidiyordu. O karanlık çöle, o karanlık beldeye birden bir nur, bir ışık, bir güneş doğdu Hira dağından, Cebeli Nurdan. Muhammed Mustafa geldi (sav). Şimdi de gelecek. Kur’an’ın sahibi Allah, dinin sahibi Allah (cc). Hiç merak etmeyin. Yalnız dua edelim: “Ya Rabbi o günleri bizlere de göster” diye. Cahiliyye devrinde o kötülükleri işleyen insanlar, o zalimler, o puta tapanlar akıllarına getirmiyorlardı ki 40 yaşında bir Peygamber gelecek, Muhammed Mustafa gelecek, putlarını kıracak, Kabe’yi elimizden alacak. Bütün insanlık alemi, bütün İslam alemi dünyanın her yerinden Kabe’yi tavafa gelecekler. Kimin aklına gelirdi? Fakat korktukları başlarına geldi. Şimdi bizimkiler de diyor ki müslümanları ne kadar engellersek bize kardır. Onlar kendi kendilerine şöyle diyorlar: biliyoruz ki, inanıyoruz ki, iyice biliyoruz ki bu ülkeye bir gün İslam gelecek. Bu ülkenin toprakları tevhid kanıyla, tevhid nuruyla yoğrulmuş. Şu anda bu ülkenin topraklarının üzerinde fesat ayaklar, fesat insanlar geziyor. Haset insanlar, Allah’a inanmayanlar geziyor. Birgün gelecek bu ayaklar kaybolacak. O ayakların yerine ‘bismillahirrahmanirrahim’ deyip adımlarını atan insanlar gelecek.

İşte Kur’an’ın fertlere, medeniyetlere, milletlere verdiği değer. İşte insanları olgunluğa, cemiyetleri ve milletleri şereflere, ululuğa, yüceliğe götüren hakikatler, saadetler ve selametler ülkesinin kitabı. 7’den 70’e eğer Kur’an bilmiyorsan öğren. Kur’an’dan ayrılırsan karanlıklar ülkesine, karanlıklar diyarına düşersin. Işıkları olmayan diyarlara düşersin. Adımlarını atamazsın, çukurlara düşersin. Yarın yevmul mahşerde kabre girdiğin zaman kabrin karanlıklar diyarı olduğunu görürsün. Eğer Kur’an okursan Kur’an’la amel edersen Kur’an’ı kendine rehber önder yaparsan, Kur’an’dan feyiz ve bereket alırsan kabrin nurlanır. Bedenin nurlanır, cesedin nurlanır.

Bakınız biz imam olduğumuz için bir çok yerlerde görev yaptık. Cenazeler geliyordu. Ölenlerden öyle insanlar vardı ki, cesetleri de cennet kokuyordu. Ama öyle cesetler de varki daha kabre girmeden cehennem kokuyordu. İçki içmiş, şarap içmiş ve ölmüş gitmiş. Düğün merasiminde içki içmiş ve orada çatlamış. Öyle birisini ben yıkadım. Sağa sola çevirdiğimde ağzından burnundan çeşmeden su akar gibi şaraplar akıyordu.

Sevgili Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Bir insan zina yaparsa, içki içerse, haram yerse o esnada imanı bir gömlek gibi sıyrılır.” Bir insan haram olan faizi yediğinde iman ondan uzaklaşır tevbe etmedikçe iman dönmez. Tövbe nedir? Pişmanlık duymaktır günahlara. İşlediğin isyanlara, günahlara dönmemek üzere uzaklaşmaktır.

Ayet metni : ve tubu ilallahi cemian eyyuhel müminun leallekum tuflihun

Yüce Allah buyuruyor: “Topyekün Allah’a iman edin. Eğer Allah’a tevbe etmezseniz, tevbenizi kabul etmem. Bakınız ashab-ı Kiram Ebu Hureyre ne buyuruyor (ra): “Bir gün Resulullah’la birlikte bir topluluğa bir cemiyette Allah Resulü sohbet ediyordu. Allah’ın Resulü mübarek başını kaldırarak oradaki cemiyete dedi ki: “Burada bu toplum içerisinde akrabalık bağlarını koparan var mı?” Hiç kimsede ses yok. “Eğer bu toplu içerisinde akarabalık bağlarını koparan varsa kalksın gitsin. Çünkü buradaki duamız kabul edilmez.” Ebu Hureyre (ra) diyor ki: “Bir genç kalktı gitti. Az sonra geldi. Resulullah ona sordu: ”Nereye gittin?” “Ya Resulallah, teyzemle aram bozuktu. Gittim teyzemin elini öptüm, helalliğini aldım geldim ya Resuallah.” “Evet şimdi duamız kabul oldu.”

Akrabalık bağınızı iyi tutuyor musunuz? Akraba şimdi birbirine akrep olmuş. Birbirini ısırıyor, birbirinin aleyhinde. Akrabalık bağlarını koparan varsa duası kabul edilmez, diyor Resulullah. Bir örnek de Hz. Musa’dan, o ulul azm peygamberlerden: Musa (as) zamanında İsrail oğullarında müthiş bir kıtlık meydana geliyor. Musa (as), inananları topluyor yüksekçe bir yere dağa çıkalım diyor. Rabbimize dua edelim, belki bir rahmet yağdırır. Musa (as) duaya başladığı an Yüce Allah’tan hitap geliyor: “Ya Musa, ümmetinin içerisindeki nemmamları çıkar, onları kov. Ondan sonra duanı kabul ederim.” Nemmam kimdir biliyor musun? İki müslümanın arasında söz taşıyıp onları birbirine düşüren, düşman eden münafık iki yüzla kimsedir. “Ya Rabbi, o nemmamlar-söz taşıyanlar- kimdir, bana bildir” dedi Hz. Musa (as). “Ya Musa, ben onları sana söylersem nemmam olmaz mıyım. Ben onları tek tek sana bildiremem”. Hz. Musa: “Peki ne yapayım ya Rabbi? Emrin nedir?” “Ya Musa, topyekün kavmini topla, dağa çık ve topyekün dua edin. Dua edin duanızı kabul edeyim. Tevbe edin tevbe edin tevbenizi kabul edeyim. Rahmet yağdırayım.” Musa (as) kavminin hepsini topluyor, bir dağın üstünde tevbe istiğfar ve dua ediyorlar. Ellerini yüzlerine sürmeden gökyüzünden rahmet iniyor.

Bu ümmet ahlakını düzeltmedikçe yolunu, izini, devletinin yönetimini Kur’an’a döndermedikçe iyi bilelim ki ayağımız her an kayacaktır. Allah’ın emridir:

Ayet metni “in tensurullahe yensurkum…ve yusebbit ekdamekum”

“Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayağınızı sabit kılar, kaydırmaz.”

Örnek veriyorum, ıspat ediyorum; başörtüsüne yardım eden hani. İmam-hatipler, Kur’an kursları kapandı, bir çoğunun kapısına kilit vuruldu. Engel olanlar hani? Hani bu müslüman millet nerede? Hani Allah’ın dinine yardım?

Kara yılan bana dokunmasın, bin yıl yaşasın. Bakınız o kara yılan çöreklenmiş yatıyor. Nedir o çöreklenmiş yılan, biliyor musunuz? Yahudi ve Hristiyanlar. İzah edeyim: Yahudi uyumuyor, pusuya yatmış. Senin dinini yıkmak için pusuya girmiş. Senin gençlerini kandırıp dininden çıkarmak için, hıristiyan yapmak için pusuda bekliyor. Sen uyuyorsun. Sen diyorsun ki: “Bana ne.” Eğer bana ne diyorsan iyi bilesin ki, o zehirli, çöreklenmiş, kara yılan ilk önce seni zehirleyecek. Bak idarecilerinin yüzünden Irak’ın haline bak. Afganistan’ın, Filistin’in haline bak. Sıra Türkiye’ye gelecek.

Bakınız 600 bin kişilik bir Rum Kesimini –sayısını basın veriyor- 70 milyonluk Türkiye’ye tercih ediyorlar. Avrupa Birliği toplanmış hepsi söz birliği ile Türkiye’nin başbakanını sıkıştırıyor. Rumları kabul edeceksiniz. 70 milyonu hiçe sayıyorlar. Onların ellerini, ayaklarını öpüyor bizimkiler: “Aman ne olur bizi Avrupa’ya alın.” Avrupa’ya alınmadan ahlakımız bu hale geldi. Ya Avrupa gelirse, Avrupa bu ülkeye girerse, Avrupa düzeni bu ülkeye girerse, Avrupa ahlaksızlığını bu ülkeye sokarsa ne olur halimize? Allah’ım onları burayı getirme. Zaten bizi almayacaklar. 40 senedir sözlüydük. Şimdi yüzük taktılar parmağımıza nişanlandık. Bir 40 sene daha bekleyin derler.

Niçin almayacaklar bu ülkeyi biliyor musunuz? Çünkü bu ülke müslüman. Avrupa kafiri diyor ki: “Ey Türkiye, siz ne düşmüşsünüz Avrupa’nın peşine. Siz müslüman bir ülkesiniz. Sizin halkınız iman etmiş. Allah’a ve Muhammed’e inanıyor, Kur’an’a inanıyor, İslam’a inanıyor. Biz Muhammed’i tanımıyoruz. Biz Kur’an’ı tanımıyoruz. Siz bizim peşimizi niye bırakmıyorsunuz, niye? Bunları aslında her halleriyle söylüyorlar. Ama bizimkiler ısrar ediyor. Bunu da buraya kaydedelim.

Ben Kur’an’ı anlatıyorum. Sözlerimi yanlış yerlere çekmeyin. Bir millet Kur’an’dan ayrılan bir devlet mutlak hüsrana uğrayacaktır. Allah böyle diyor, Hz. Muhammed (sav) böyle buyuruyor. Kur’an’a tabi olursan, Kur’an’a sımsıkı sarılırsan, Kur’an’a ve Sünnete sımsıkı sarılırsan sırtın yere gelmez. Bütün devletler bir olsa, bütün kainat biraraya gelse sırtın yere gelmez. İşte Hz. Muhammed (sav), Hz. Musa (as), Hz. İbrahim (as), Hz. İsa (as)’dan örnekler veriyorum. Hz. Lut (as), Hz. Salih (as)’ın kavimleri peygamberlerine dinlerine inançlarına iman etmediler. İman etmeyenleri Allah topyekün hepsini helak etti. Fakat bu ümmete söz vermiş Cenab-ı Hak. Hz. Muhammed’e söz vermiş: “Habibim, senin ümmetini helak etmeyeceğim. Kıyamete kadar senin ümmetin devam edecek. Senin ümmetin şerefli bir ümmettir. Senin ümmetin iyilikleri yayan, kötülükleri meneden bir ümmettir.” Bu ümmet faziletli, değerli, kıymetli bir ümmettir. Bu ümmet şerefli bir ümmettir.

Ayet metni…ve’tesimu bihablillahi cemian..

Allah buyuruyor: “Kur’an’a sımsıkı sarılın.”

Şimdi Kur’an’a olan ihtiyacınızı unutmayın. Çoluğunuza çocuğunuza, ailenize, etrafınıza, muhitinize Kur’an’ı öğretmeye, O’nun nurunu, feyzini, bereketini yaymaya gayret gösterin. Kur’an’la daima bir ünsiyet, bir beraberlik içinde bulununuz ki bellediklerinizi unutmayınız. Kur’an’ı ölünceye kadar elinizden ve dilinizden bırakmayınız. Gönüllerinizden çıkarmayınız. Kur’an nuru altında yaşamak, O’nun yolunda ve izinde bulunmak, ebedi mesleğiniz olsun. İyi biliniz ki fert ve milletlerin hakiki saadetleri Kur’an’dadır. Allah cennet memleketimizi, yüce milletimizi Kur’an’sız ve imansız koymasın. Allah, hepinizden razı olsun. Cenab-ı Hak bizi Kur’an’dan ve Sünnet’ten, Allah yolundan ayırmasın.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top