Kıyametin Dehşeti

Kıyametin Dehşeti

Cenab-ı Hakk, Kıyametin dehşetinden bahsediyor. Peygamberimiz (sav) kıyameti, mahşeri anlattığı zaman Aişe Validemiz (ra):

– “Ya Resulallah, kıyamet günü sevenler birbirlerini hatırlayacak mı? Sevenler, eş, dost birbirini görecek mi?”

Allah’ın Resulü:

–  “Üç yerde, kişi sevdiğini hatırlamayacak:

  1. Mizan karşısında, iyiliklerin ağır mı yoksa hafif mi geleceği belli oluncaya kadar kimse kimseyi tanıyamaz.-ister babası olsun, ister annesi olsun.
  2. Amel defteri uçuşurken. Herkes amel defteri acaba sağdan mı verilecek, soldan mı verilecek endişesiyle birbirini tanıyamaz.

Üçüncüsü cehennemden uzun bir boyun şeklinde bir alev çıkarak bir takım kimselerin boyunlarından tutarak cehenneme sürükleyecek. Cehennem üzerinde kurulmuş kıldan ince kılıçtan keskin bir köprü var . O köprünün üzerinde sivri demirlerden çengeller var, çatallar var, dikenli teller var. Bu köprüden kimi insanlar şimşek gibi geçecek, kimi rüzgâr gibi geçecek, kimi de yılanlar gibi sürünerek geçecek. İşte o sürünerek geçenler o çatallara, o kancalara, o dikenli tellere takılacaklardır. Çünkü o köprü cehennem üzerine kurulmuş. Oradan aşağıya düşecek. O sırada kimse kimseyi hatırlamayacak.”

 (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): “İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!” TEVBE: 35

Hangi ateşte? Bu dünyadaki ateşte mi? Bu dünyadaki ateşte ne var ki. Ahiret ateşinin yanında kat kat aşağı. İşte senin sevdiğin, zekatını vermediğin mal. Çuvallarla parası olanlar, zekatını vermeyenler, fakirleri bilmeyenler, ihtiyaç sahibi nedir gözetmeyenlerin kulaklarını çınlatıyorum, Yüce Allah’ın ayetiyle.

İnanmıyorsun ama o gün geldiği zaman inanacaksın. Başını secdeye koyup yalvaracaksın Allah’a; “Allah’ım, ne olur beni dünyaya geri gönder” diyeceksin. Hayır geri dönmeyeceksin, geri dönüş yok. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

“Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah’ın huzurunda toplayacağımız gün, günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.” MERYEM: 85-86

O müttakileri çağırın gelsin, günahkarları yaya ve susuz olarak atın, onlara su vermeyin. Cehennemde ondokuz tane baş melek vardır. Azap melekleri cehennemde sadece ondokuz tane mi? Hayır.

Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

“Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: “Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?” desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.” (MÜDDESSİR: 31)

 Rabbinin askerlerinin sayısını ancak Yüce Allah bilir. Bu ondokuz melek, azap meleklerinin baş komutanları. Aldıkları emirleri yerine getirirler. Öteki melekler de onların emirlerinde. ‘Vurun, kıyın.’ Onların hortumlarında zehir tulumları, tulumbaları vardır. Kâfirlerin ağızlarına zehir saçacaklardır. Yüce Allah buyuruyor:

“Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!” (VAKIA: 52-56)

 Verin şu zehirli ağacın suyundan o kâfirlere, o zalimlere. Onlar su istiyorlar. İçecekler ama boğazlarından aşağı gitmeyecek. Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki; “Yüce Allah şöyle buyuracak insanlara ve cinler topluluğuna: “Ey ins ve cin, size ben nasihat vermiştim. Ben size Kur’an’ımda bildirmiştim. Ben size ayetlerimi göndermiştim. Onun beraberinde de size Peygamber göndermiştim. Fakat siz inanmadınız. Şimdi tadın azabı,oradan çıkış da yok.”

Ebu Hureyre (ra)’dan,

Yüce Allah gökleri ve yeri yaratınca suru da yarattı.”

“Ya Resulallah, sur nedir?” “Yüce Allah, suru yarattı, İsrafil’in eline verdi, İsrafil onu ağzına tuttu ve şu anda kıyamete kadar o sur ağzında bir emir bekliyor. Sur nurdan bir boynuzdur. Genişliği yerle göğün arasını doldurur, şarktan garba kadardır. O emir verildiği zaman birinci üflemede ürkütücü ve korkutucu olur. Bir zelzele gelir, insanlar ürker korkar, yerlerinden cin çarpmış gibi çıkarlar. Binalar başımıza yıkılıp öleceğiz diye korkuyla sağa sola kaçışırlar ve sonunda herkes ölür.

İkinci üfleyişte ise herkes kabrinden kalkar. Ruhlar yeniden insanlara verilir. İns ve cin bir noktaya bakarak Rablerinin huzuruna varırlar. Öyle bir gün ki, ne evlat ana-babayı, ne ana-baba evladını tanımaz. Yardım edemez. Ya Rabbi bize yardım et. Bizi bize bırakma. Eğer bizi bize bırakırsan helak oluruz. Bize yardım etmezsen bizim elimizden tutmazsan, kalplerimiz kötülüklere, günahlara kayarsa helak oluruz. Ya Rab bütün kalpler senin kudret parmağının arasındadır. Ne olur ya Rab, kalplerimizi kudret parmağının arasından kötülüklere kaydırma.

Cehennemde görevli melekler vardır. Onların ellerinde ateşten demirler topuzlar var. Onunla kafirin başına ondan bir tane vurdu mu o, yerin yedi kat dibine girip çıkacak. ‘Sen miydin müslümanları acımasızca öldüren? Sen miydin demokrasi getireceğim diye müslümanları katleden? Gelin bakalım, ey kâfirler hesabınız ağır, hesabınız çetin, günahınız ağır, yolunuz cehennem.

“Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır. Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: “Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?” desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.” MÜDDESSİR: 30-31

Rabbinin askerlerinin sayısını ancak Allah bilir. Onun askerleri çok. Allah, peygamberi Hz. Muhammed (sav)’e Bedir Savaşı’nda göndermedi mi melek ordularını. Bin melek İsrafil (as)’ın emrine verdi. Bin melek Cebrail (as)’ın emrine verdi. Bin melek Mikâil (as)’ın emrine verdi. Üçbin melekle Bedir Savaşı kazanıldı. Allah buyuruyor: “Resulüm, Habibim, sana melek ordularını göndermedik mi? Savaşı sana kazandırmadık mı?” Biz, Muhammed (sav)’in ümmetiyiz. Bize niye Allah, o orduları göndermiyor. Biz İslam’ı yaşamıyoruz ki. Biz Kur’an’ı yaşamıyoruz ki. Camide namaz kılıyoruz dışarıda başka başka işler yapıyoruz.

            “Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun öfkesini (müthiş kaynamasını) ve uğultusunu işitirler” FURKAN: 12 Cehennem, kendilerini uzaktan görünce onun uğultusuyla horultusu duyulacak. Onun sesini kâfirler duyacak. “Ya Resulallah, cehennem kâfirlerin üzerine gelecek. Cehennemin gözü var mı?” “Elbette. Cehennemin gözü var. O görerek zalimleri hortumlayacak. Cennetin de gözü var. Azap meleklerinin de gözü var.”

Şimdi akla bir soru gelebilir: O azap melekleri cehennem ateşine nasıl dayanabilir? Balık nasıl suda yaşıyor? Bir şey duyuyor musunuz? Allah, onları da cehennem ateşinin içinde halketmiş. Peygamberimiz buyuruyor: “O azap meleklerinin omuzlarının genişliği yetmiş yıllık yol. Onların güçleri kuvvetleri o kadardır ki, yeryüzünde bir dağa yumruk vursa o dağı toz duman eder. İşte onların elinde kâfirler için ateşten topuzlu demirler var. Kâfirlerin, zalimlerin ve bunlara yardım edenlerin başına vuracaklar. Nasıl müsaade ettiniz bu kâfirlere, müslümanları katletmelerine, diye.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top