Kıyamet ve Diriliş

Kıyamet ve Diriliş

Başta beyinlerin kaynadığı, güneşin insanlara bir mızrak boyu yaklaştığı, insanların tere gömüldüğü günü düşünelim. Dehşetli gün… Ananın evladından, evladın anadan, kardeşin kareşten kaçtığı gün…

Göklerin parça parça olup yarıldığı, yıldızların çil yavrusu gibi dağıldığı, denizlerin kaynayıp ateş alevi gibi aktığı, yerlerin içinde bulunanları yıldırım hızıyla fırlatıp attığı, altında ve üstünde olanları bir bir anlattığı, mezararın alt üst olup içindekileri boşalttığı, dağların hallaç pamuğu gibi yerlerinden sökülüp yuvarlandığı, dehşetiyle başlara çarpan, ödleri patlatan kıyamet; o heybetli gün!

İnsanlar yıldırıma çarpılmış, ne yaptıklarını bilemeyecek derecede perişan, oraya buraya koşuşur, sığınacak bir yer, bir şefaatçi ararlar. Cehennemin kâfirlere ve günahkârlara karşı; “hel min mezîd: daha var mı?” (Kaf: 30) deyip zalimleri yuttuğu gün…! O güne hazırlık yapalım, hazırlıksız yakalanmadan… Vazifelerimizi ihmal etmeyelim. Elimize geçen fırsatları değerlendirelim.

 “İnsanlar sana Kıyametin ne zamana olacağından soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Sana onu ne bildirir ki, belki de kıyametin zamanı yaklaşıyor.” (Ahzab: 63)

Bir hadis-i kudsîde Yüce Rabbimiz: “Ey kullarım! Amellerinizi teker teker saymaktayım. Kıyamet günü herbirinin karşılığını mutlaka vereceğim” buyurmuştur.

Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir:

“Amelleriniz başkalarınca tartılmadan önce, siz kendinizi tartıya çıkarınız. Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Her şeyinizle huzur-i İlahî’ye arzedileceğiniz büyük gün için kendinizi hazırlayınız. O gün, kıyamet günüdür. O gün bütün yaptıklarınızla İlahî huzura çıkarılacaksınız. Öyle ki, hiçbir şeyiniz gizli kalmayacaktır…”

Efendimiz (sav) buyuruyor ki:

“Hastaları ziyaret ediniz, cenazelere katılın, zira bunlar size ahireti hatırlatır…”

Bir defasında Allah dostlarından biri, bir takım insanların bir ölünün arkasından acındıklarını görünce:

“O ölüye acıyacağınıza kendinize acısanız, sizin için daha hayırlı olur. O ölmüş ve üç korkuyu atlatmış:

– Ölüm meleğini (Azrail’i) görme korkusu

– Ölüm acısını duyma korkusu

– Su-i hatime; yani ölürken imansız gitme korkusu

Hasan-ı Basrî (ra) bir defasında mezarlıkta yemek yemekte olan birini görünce şöyle buyurmuş:

“İşte bir münafık. Zira ölüm gözlerinin önünde olduğu halde o yemek yemeğe iştah bulabiliyor.”

Şaşılır o kimselere ki, azık hazırlamaları emredilmiştir. Yola çıkacakları kendilerine söylenmektedir. Fakat öncekiler oturmuş onlar da oynamaktadırlar. Şaşılır o kimselere ki, ölüm meleği kapıya dayandığı halde hâlâ gönülleri dünyadadır.. Hâlâ gaflette, hâlâ hiyanette… Hâlâ isyanda… Acaba ne zaman iman nurunun, İslam güneşinin farkına varılacak?

Mahşer hızla yaklaşıyor… Hazırlıklarımızı yoklayalım. Cenab-ı Hakk (cc) haşirle ilgili olarak şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Rabbinizden korkunuz. Kıyametin sarsıntısı müthiş bir şeydir. Emzirdikleri çocuklarını bırakıp unutacaklardır. Gebe kadınlar vakitsiz doğuracak. Sen onları sarhoş sanırsın. Halbuki onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Hicr: 1)

O gün geliyor. Ayak seslerini duyuyoruz ölümün. Tepemizde bombalar patlıyor. Zalimlerin zulmü arttı. Mazlumların ahı arş-ı a’lâda… Elbette mahşer yaklaşacak. İşte bu günler safları belirleme günleri. İsteyen kâfirlerin, münafıkların safına; isteyen de tevhidin safına geçer. Cenab-ı Hakk gönüllerimize bakarak bizi değerlendirecek. Zalimi destekleyenlere; ‘onların zulmünü alkışlarken için hiç sızlamadı mı?’ diye soracak.

Şimdi size yalan geliyor. ‘Ne var canım toprak olacağım, toz toprak. Kâfirler de öyle dediler: ‘Muhammed ne buyuruyor? Ölecek de, toprakta çürüyecek de ondan sonra adam tekrar diriltilecek! Öyle yalan olur mu? Hiç buna inanılır mı?’ diye feryadı yaygarayı koparıyorlardı. Allah ayetini gönderiyordu:

“Bir de şöyle dediler: “Sahi, biz kupkuru kemik yığını ve ufalanmış toz haline geldiğimiz zaman, biz mi yeniden yaratılıp dirileceğiz! (bu olacak iş değil!)”De ki: “İster taş olun, ister demir. İsterse yeniden dirilmesi aklınıza imkânsız gibi görünen herhangi bir yaratık, ne olursanız olun, mutlaka diriltilip kaldırılacaksınız.” “O halde” diyecekler, “kimdir bizi diriltecek olan?” De ki: “Sizi ilk defa yoktan yaratan!” Bu sefer, alay ederek başlarını sallayacak da: “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Belki de yakındır.” Allah, Sizi kabirlerden çağıracağı gün, derhal Ona hamd ederek koşarcasına çağrısına uyacaksınız.   Kendi kendinize bir düşünüp, dünyada pek az kaldığınızı sanırsınız (İSRA: 49-52)

İnanmayanlara Allah’ın ayetlerini okuyorsun hiç tesir etmiyor. Allah Kur’an’ında bildiriyor: “Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah’ın azabı çok dehşetlidir!” (HAC: 1-2)

 O hamile kadınlar hamilindeki çocukları dürüşercekler, haberleri olmayacak. Ana, kucağındaki yavrusunu havaya fırlatıp atacak, haberi bile olmayacak.

Hele bir kabre gir, görürsün o zaman kabrin manzarasını. Kabirde Münkereyn hazretleri gelecek sana ‘Rabbin kim’ diye soracak. ‘Kime taptın? Parayı mı öpüp başına koydun? Paraya mı taptın? Marka, dolara mı taptın?’

Sizleri tenzih ediyorum. Kafirler var, ateistler var. Allah ve Resulü’ne karşı çıkan kafirler var. Herşeyi dillerine dolamışlar. Onlarda iman yok. Yarın mahşere çıkacaklar, Mahkeme-i Kübra’ya onlar da gelecekler. Atalarımızın, ninelerimizin dediği gibi; ‘binbir ayak bir araya gelecek.’ Herkes oraya gelecek. Öyle ki, insanlar karıncalar gibi birbirini itişip kakışacaklar. Asi-günahkar arkadaşlar birbirlerine zulmedecekler, birbirlerine vuracaklar, kavga edecekler: “Allah senin belanı versin, beni kötü yollara götürdün. Arkadaşlık yaptık ve beni kötülüklere, günahlara daldırdın. Ben senin yüzünden şimdi cezaya çarptırıldım” diyecekler birbirlerine. Ayet-i kerime bunu ispat buyuruyor:

“Ah keşke , bu zalimi arkadaş edinmeseydim” FURKAN: 28 diyecek orada ama iş işten geçecek. İş işten geçmiş, giden vapur gitmiş, uçak hava alanından havalanmış. Kalmışsın mahşer meydanında sahipsiz. O zaman ne kadar intizar etsen boş.

Ömrünce malını hayra harcamayan zengin ne diyecek. Hiç zekat vermedi, hacca gitmedi, İslam’ın emirlerinin hiçbirini yerine getirmedi. Ne zaman ki yatağa düştü, hastalandı, ölüm döşeğine yattı; anladı ki vefat edecek Onun ruhunu Azrail (AS) hem de binbir türlü eza ve cefa ile.

 “O kafirlerin ruhlarını şiddetle alan melekler…” Naziat: 1-3 ‘Fakirler benimle mi çalıştı’ diyerek zekatı kabul etmeyen; ‘ondört asır evvel araplara gelmiş bir kitap’ diyerek Kur’an’ı kabul etmeyen; ‘günümüzde artık uygulanması mümkün değildir’ diyerek Allah’ın şeriatını kabul etmeyen kimse elbetteki ölünce kafir muamelesi görecektir.

İslam’ın şartı beştir. Dördüne inanıyor kul, birine inanmıyor. O yine kafirdir. Mesela her şeye inanıyor fakat diyorki: “Hacca ne gerek var. Araplara paramı niye yedireceğim ki. Öyle şey olur mu? Niye ben hacca gideceğim? Hani o bazı profesörler var; ‘Hacca gerek yoktur. Araplara paranızı veriyorsunuz. Kurban kesmek şart değil. Horoz da kesseniz olur, kurban yerine geçer” diyorlar ya işte onlar kafirlik halkasına boyunlarını uzatıyorlar. O kafiri de mahşer yerinde göreceğiz. Ellerine, kollarına kelepçe vurulmuş, ağzına gem vurulmuş vaziyette mahşer yerine getirilecek. Allah ona diyecek ki: “Ey alim! O ilmi sana nasip ettim. O ilmi okudun fakat ilim sana fayda vermedi. Sen ilminle amel etmedin, asi oldun.” Ağzına ateşten gem vuracak, gem. Gerçekleri, hakikatleri söylemeyen alimlerin, hocaların, müftülerin, vaizlerin ağzına gem vuracak. Allah Resulü öyle beyan buyuruyor.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top