İtaat ve Uhut Örneği

İtaat ve Uhut Örneği

Peygamberimiz (sav) Uhud savaşına hazırlandığı zaman, askeriyle, ordusuyla, komutanıyla, gençlerle, halkıyla iç içe girdi bir istişare yaptı. Müşrikler Bedir savaşında yenildikleri için hınçları var Peygamber’e karşı, müslümanlara karşı. Peygamberimiz, gençlere dedi ki; “biz savunma savaşı yapalım, muharebe yani göğüs göğüse çarpışma yapmayalım. Gençler heyecanlarından, yerlerinde duramayarak Peygamberimize:

Ya Resulullah…  Onları şehrin dışında karşılayalım” dediler.

Peygamberimiz hiç sesini çıkarmadı. Evine, içeriye makamına girdi iki zırh giydi ve atına bindi. Hemen Ebubekir-i Sıddık (ra), Hz. Ali (ra) Efendilerimiz, ashabın büyükleri, ileri gelenleri gençlere: “Ne yaptınız, ne yaptınız? Hata ettiniz, Resulullah’ı kırdınız, O’nu incittiniz” diyerek gençlere sitem ettiler. Bunun üzerine genç sahabeler;

Ya Resulallah! Senin dediğin olsun. Savunma savaşı yapalım” dedilerse de,

Peygamberimiz:

“Hayır, Peygamber zırhını giyindi, atına bindi mi geri dönmez.”

Böylece Uhut dağında müşriklerle savaşa girdiler. İlk hamlede ashab müşrik ordusunu püskürttü. Öyle ki, Hz Ali, Hz. Hamza küffar ordusunu yararak sağa sola kılıç salladığında üç, beş tane birden öldürüyor. Bunu görünce küffar askeri korktu kaçtı.

Uhud Dağı’nın hemen karşısında ufak bir tepe var. Hacca gidenler bilir, o tepeye çıkıp dua ediyoruz. Peygamberimiz (sav), O tepenin hemen kıyısna, yanına yetmiş tane okçu bırakmıştı. Okçulara tembih etti:

Biz savaşı kazanalım veya kaybedelim. Benden emir gelmeden, burayı terketmeyeceksiniz.

Fakat düşman boş durmadı, bekliyor, bir şey bekliyor, bir fırsat kolluyor. Müslümanlara, okçulara bir haber geldi;

Ganimet dağılıyor, müslümanlar kazandı, kâfirler kaçtılar.

Fakat müşrik ordusunun komutanı Halid b. Velid tabi sonradan müslüman oldu gözetliyor. Okçular oradan kaçıp ganimetin olduğu dağa doğru gidince Halid b. Velid askeriyle beraber orada kalan yedi okçuyu şehid ettiler ve müslümanları arkadan kuşattılar. Yetmiş şehid verdik. Hz. Hamza şehid oldu. Öyle oldu ki, Peygamberimizin (sav) başına, üzerine, sağına, soluna, arkasına, önüne oklar, yaylar, kılıçlar yağmur gibi yağdılar. Peygamberimiz öyle bir hale geldi ki, bayılmak üzereydi. İş bittikten sonra Peygamberimiz kendine geldi ve Hamza’yı göreyim, amcamı göreyim dedi. Resulullah bir baktı ki, Hamza’nın kalbi yarılmış, Hamza parça parça, kulakları, burnu, dudakları kesilmiş Ashab perişan olmuş, şehid olmuş neden, bilir misiniz? Allah ve Resulünü dinlemeyenlerin hali, akıbeti, âhiri perişandır. Mutlak bir sille yiyeceklerdir. Peygamberimiz (sav), Uhud savaşında öyle daraldı, öyle sıkıştı ki. Neden? Allah, Peygamberini üzer mi? Üzmez. Peki neden Müslümanlar yetmiş şehid verdi. Peygamberimiz (sav)’nin mübarek dişi şehid oldu. Mübarek yüzü yarıldı, kanlar akmaya başladı.

Cenab-ı Hakk:

“Yetiş ya Cebrail! Habibimin kanını tut. Eğer yere dökülürse orayı alt üst ederim” dedi..

Hz. Ali şöyle anlatıyor:

Halk Uhud gününde peygamberin yanından kaçtıklarında ölülere baktım, Resûlullah’ı görmedim. Kendi kendime, “Hz. Peygamber kaçmaz. Onu ölüler arasında da göremedim. Herhalde peygamberi yalnız bıraktığımız için Allah bize öfkelenmiş ve onu göğe kaldırmıştır. Öyleyse benim için en iyisi ölünceye kadar savaşmaktır” dedim ve hücum ettim. Müşrikleri yararak ilerledim. Baktım ki, Hz. Peygamber onların arasındadır.

Müşrikler Uhud gününde peygamberi ablukaya aldılar. Hz. Peygamber’in yanında ensardan yedi, Kureyş’ten de bir kişi vardı. Peygamber, “Bunları bizden kim uzaklaştırırsa o cennette benim arkadaşımdır” dedi. Ensardan bir kişi şehid düşünceye kadar onlarla savaştı. Onlar tekrar peygamberi ablukaya aldılar. Peygamber, “Kim bunları bizden uzaklaştırırsa, o cennette benim arkadaşımdır” dedi. Ve bu durum ensardan yedi şehid düşünceye kadar devam etti.

Halk Uhud gününde peygamberi yalnız bırakarak kaçtı. Onunla beraber ensardan on bir kişi ve Talha b. Ubeydullah vardı. Peygamber dağa doğru çıkıyordu. Müşrikler onlara yetiştiler.

Hz. Peygamber,

“Bu müşriklere karşılık verecek bir kimse yok mudur?” diye sordu.

Talha, “Ben, ya Resûlullah!” deyince,

Hz. Peygamber,

“Ey Talha! Yerinde dur” buyurdu.

Bunun üzerine ensardan bir kişi,

“Ey Allah’ın Resûlü! Ben” dedi ve çıkarak onlarla savaştı. Peygamber de beraberindekilerle dağa doğru çıkıyordu. Sonra o ensari şehit edildi. Müşrikler yine peygamberi ablukaya aldılar.

Peygamber,

“Bunlara karşı duracak kimse yok mudur?” deyince Talha; sözünü tekrarladı. Peygamber de aynı sözü tekrarladı, yine ensardan bir kişi,

“Ey Allah’ın Resûlü! Ben” dedi. Ve savaşmaya başladı. Peygamber ve arkadaşları dağa çıkmaya devam ediyorlardı. Nihayet ensarî şehid oldu. Kureyşliler tekrar peygamberi sardılar. Ve peygamber ilk sözünü tekrar etti, Talha da aynı şekilde konuştu. Peygamber ona yine izin vermedi. Ta ki, Talha’dan başkası kalmayıncaya kadar bu devam etti. Müşrikler Talha ile peygamberi ablukaya aldılar.

Hz. Peygamber,

“Kim bunlara karşılık verecektir?” deyince Talha, “Ben” dedi ve o, daha önceki savaşçıların hepsi kadar döğüştü. Fakat parmakları kesildiği için, “Eyvah” dedi. Hz. Peygamber, “Eğer sen bunun yerine, ‘Bismillah’ deseydin melekler seni yükseltip götüreceklerdi” dedi. Hz. Peygamber dağa çıkınca arkadaşlarının orada toplandıklarını gördü.

Peygamberimizi dinlemediler. Allah’ın Resulünü dinlemediler. Savaşı kaybettiler. Yetmiş şehid verdiler. Rivayete göre o şehidlerin bir kısmı ile Mus’ab b. Umeyr ve Hz. Hamza Uhud Dağı’nda yatıyor. Geriye kalan şehitler de Cennetul Baki mezarlığında toprağa verildi.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top