İslamı Yaşamak

kaligrafi-prophet-muhammad-pbuh-calligraphy-islamic-921872İnsan, küçük bir cihandır. Yeryüzünü, güneş, ay ve yıldızlarla ışıldatan Allah-u zü’l-celal Hazretleri insanı da ucu bucağı görülmeyen ilahi nurlarla, hakikatlerle donatmıştır. Kur’an, onlardaki ilahi güzelliklerin tercümanı olan bir nutukdur. Kur’an bir nurdur. Kâmil bir insanın kalbinde Kur’an, bir nurdur. Kâmil bir müminin kalbinde zikrullah bir nurdur. Kur’an sayesinde yaşıyoruz. Biz fert olarak Kur’an’a uymaya çalışıyoruz. Ama ashâb ve ensar gibi, muhacirler gibi uyamıyoruz. O ilk müslümanlar, asrı saadet müslümanları gibi uyamıyoruz. Onlarla bizim çok farkımız var. Onlarla bizim aramızda sevap babından çok fark var.

Hadiste de öyle buyuruyor Peygamberimiz (ass). Onlar, canlarını verdiler. Onlar, evlatlarından, mallarından, canlarından, bütün varlıklarından, maddi varlıklarından vazgeçtiler. Allah için, Allah yolunda cihad için terkettiler onları. Allah’tan cihad emri geldiği zaman onlar mülklerini, mallarını terkettiler. Onlar Peygambere uydular. Onlar, Peygamberin sözüne uydular.

Peygamberimiz (ass), onlara dedi ki:

  • “Hicret edin. Hicret edin Mekke’den taşraya çıkın. Gittiğiniz yerde durmayın, İslam’ı yayın. Tevhidi yayın. Allah’ın dinini yayın.”

Asrı Saadet müslümanları bu emir doğrultusunda çalıştılar. Ama biz ne buyuruyoruz: “Neyime lazım tevhidi yaymak için ölenler. Bana ne canım, ölmesinler.” Ha öyle mi buyuruyorsun? Öyle buyuruyorsan o zaman sende iman yok. Sende insaf yok. Sende insanlık yok. Irak’taki, Filistin’deki müslümanın o kan götüren, şehid olan kardeşlerimize eğer kalbin sızlamıyorsa ozaman sana yazıklar olsun. Evet hala bizimkiler dahi onlara terörist buyuruyor.

Allah’ım!

Kur’an’ı bütün dünyaya duyur.

Ya Rab!

Bütün dünya insanlığı Kur’an’ı duydu ama onu sinesine alamadı, O nuru kabul etmedi. Kur’an rafta kaldı. İnsanlık perişan, cihan perişan. Yer, gök, dağlar, taşlar ağlıyor, inliyor. Cihan, sessiz bir Kur’an, Kur’an da sesli bir cihandır. İnsan ise, sesli Kur’an’la sessiz Kur’an nurları içinde yaşayan bir tecelli sultanıdır. inananlar ahirette cennete girip ebedi kalacaklardır. Yaratılışın hikmeti ve cevherlerini kaybetmeyen insan yıldızlı kainat semasıyla aynı seviyededir.
Sen kendini şöyle bir hesaba çek. Ben neredeyim? İslam’ın neresindeyim? Şeriatın neresindeyim?

Benim bir sözüm var: “Şeriat bir ağaçtır. Tarikat dalları, marifet yaprakları, hakikat de meyveleridir.” Siz bu sözü yazmadınız. Hiç önemsemediniz. Bu sözü sık sık söylüyorum ama hiç kimse de kalemini alıp; “Hocamızın bu sözünü yazayım. Bu, bir gün gelir bana lazım olur. Hocamın ölümünden sonra ben de arkadaşlarıma derim ki, Hocamız bize bu vasiyeti yapmıştı.” diye düşünmüyor.

  • Şimdi sen İslam’ın neresindesin?
  • Midene haram lokma iniyor mu?
  • Ne iş yapıyorsun?
  • İşin parası nereden geliyor?
  • Midene haram akıyor mu?
  • Çoluğuna çocuğuna haram yediriyor musun?
  • Terlemeden, zorlanmadan, üzülmeden, uykun kaçmadan, yorulmadan, usanmadan, bıkmadan kazandığın parayı nereden aldın?

Bir düşün. Elini koy vicdanına, insaf et. Çoluğuna çocuğuna haram yedirme. Çünkü yarın yevm-i mahşerde Allah sana soracak, ‘gel bakalım’ diyecek. Çocukların da yakana sarılacak. Tabi zannetmiyorum, bu toplumun, bu cemaatin içerisinde böyle insanlar ola. Belki de olur. Olur yani. Hiç belli olmaz. Hiç belli olmaz. Toplum bozulmuş, insanlık bozulmuş. İnsanlık perişan. Artık hep şüpheli lokma yiyoruz. Ashab-ı Kiram o zevat-ı kiram, tabiînler şüpheli sofraya oturmamışlar. Çünkü Peygamberimiz (sav) buyurmuş: “Küçük günahlardan sakının.” Yani, eğer küçük günahları önemsemiyorsan, ‘Aman! bu nedir ki, günah mıdır?’ buyuruyorsan toplaya toplaya bir gün seni günah-ı kebâirlere sokar, büyük günahlara sokar, buyuruyor Allah Resulü. Sakın küçük günahları işleme.

Haram da aynıdır. Harama bir alıştın mı oh, gel keyfim gel. Ama can hulkuma geldiği zaman… Bakınız bir doktor ne anlatıyor, biliyor musunuz: “Hocam, bir adam öldü, Hastanede, Silivri’de. Adam can verip, ruhu bedenden ayrılıncaya kadar küfür söyledi. Hep küfür söyledi. Ailesine küfretti. Küfür etti, etti ve can verdi. Domuz suretine girdi ve öyle kaldı.” O da bir müslüman. Acaba ne yapmış? Onu bilen yok. Ne günah işlemiş, onu bilen yok.

Eski kavimlerin geçen kavimlerin insanlarını Cenab-ı Hak tebdil ediyordu. Mesela Musa (as) birgün caddeden geçerken bir köpek Musa (as) ‘ın ayaklarına sarılmış. Birisi de karşıda duruyor. Musa (as), köpekten korunmak için sakınıyor.

O karşıda duran adama buyuruyor ki:

“Ya Musa!

O seni dinleyen, devamlı ağzından nasihatını dinleyen bir münafıktır. Allah onu köpek suratına koydu.

Musa (as) ellerini açıyor:

“Ya Rab! Bu kulunu eski haline koy” deyince,

Yüce Allah:

“Ya Musa! Karışma benim işime, köpek suretinde ölsün.”

Fakat ümmet-i Muhammed’e Allah, çok hak tanımış;

“Habibim, Resulüm! Senin hürmetine, senin şerefine, seni sevdiğim için, sen bütün ulul azm peygamberlerin üzerindesin, sen alemlere rahmetsin. Sen bir rahmet peygamberisin. Senin hürmetine, ümmetini geçen ümmetler gibi tebdil etmeyeceğim. Fakat onların cezasını ahirette vereceğim. İşte o doktorun anlattıklarına şaştım kaldım. Aslında şaşmaya gerek yok. Herkes suçuna göre can verir. Herkesin suçuna göre canı alınacaktır.

Kafirlerin canları Cenab-ı Hak ayetinde buyuruyor ki, o kafirlerlerin ruhlarını şiddetle alan melekler hakkı için kırbaçlarla, ateşlerli kırbaçlarla vura vura kafirin ruhu alınıyor. Okuduğum ayet-i celilede beyan buyurulduğu gibi, kamil müminlerin ruhları da, peygamberlerin ruhları gibi alınır. Allah bizleri de o kullarından eylesin.Olgun müslüman nasıl olur? Olgun müminin alametleri nelerdir? Yüce Allah ayet-i celilesinde beyan etti. Olgun müslüman Allah’tan korkar. Öyle korkar ki, günah işlemek için yaklaştığı zaman damarları titrer. Aman Rabbimin yasakladığı günahı işleyemem, diye korkar. O olgun müminin yanında Allah’ın ayetleri okunduğu zaman damarları titrer. Yine o olgun müminin alameti, vücudundaki bütün tüylerin ürpermesidir. İman kalbine yerleşir, imanı artar. Allah bizi de olgun müminlerden eylesin. Allah sizleri de bizleri de bu küfrün şerinden korusun. Nefsin şerrinden bu şeytanın tuzağından korusun.

Olgun müslüman, Allah’tan korkar, günah işlemez. Günah işlediği zaman ağlar, sızlar, Cenab-ı Hakka yalvarır, hatasını kusurunu itiraf eder, başını secdeye koyar ağlar. Olgun mümin günahta ısrar etmez. Onun ağzından hep tevbe istiğfar akar. Her günü, her saati, her dakikası istiğfar ve tevbeyle geçer.
Olgun, kâmil müminin alametleri ayet-i celilede beyan edildiği gibi alametleri vardır. Peygamberimiz (sav), kâmil müminin beş alameti vardır, buyuruyor. Bakalım o beş alametten bizde de var mı?

  1. Kalpte Allah’a karşı tazim ve korku ürperişlerinin olması.
  2. Kur’an ayetlerini iman heyecanıyla okuması. Kur’an okurken ne yapıyorsun sen?
  3. Muvaffakiyeti Allah’tan beklemesi, her işini Allah’a bırakması. Kişi her işini Allah’tan beklemelidir, kuldan değil. Benim işlerimi Allah görecek, Allah ayarlayacak, Allah tanzim edecek. Zaten kulun elinde bir şey yok ki, kul bir vesile arada. Her şeyi Allah tanzim ediyor. Cenab-ı Hak ayarlıyor her şeyi. Bakın şu düzene, bakın şu nizama.
  4. Namazlarını, farzlarına uygun ve dikkatle kılması. Şimdi herkes kendini muhasebeye çeksin. Namaz kılarken nasıl kılıyorsun? Kasada parayı mı sayıyorsun, yoksa kaybettiğin malı mı yerine getirmeye çalışıyorsun? Hesabını kitabını yapmıyorsan ??? diye sen kendin hesabını yap.
  5. İhsan olunduğumuz nimetlerden, rızıklardan fakirlere, yetimlere dağıtmasıdır. O mahrum kalanlara da vermeliyiz
    Müslüman! Kamil bir mümin olabilmek için ne yapman gerekir? Birinci şart: Allah’tan korkacaksın. Elini bir harama uzattığın zaman, hakkın olmadığı bir lokmaya, hakkın olmadığı bir haram paraya elini uzattığın zaman, Allah korkusu kalbinde varsa işte onu yapmazsın, hemen elini çekersin. Hani yedi sınıf insanı saydık ya burada; Peygamberimiz (sav) bir adamı güzel bir kadın vuslatına davet ettiği zaman o adam başını kaldırır der ki; “ben Allah’tan korkarım. Bu kötülüğü yapamam. Çünkü Rabbim beni görüyor.”

Bir kıssa daha var:

Bir adam kervanla yolculuğa çıkıyor. Kafasını bir kadına takmış. Nerde kervan uyuyacak, yatacak, istirahata geçecek ki ben bu kadını alıp götüreyim diye kafasına takmış. Kadın bir kervanla yolculuğa çıkmış. Adam da kadın için yolculuğa çıkmış. -İyice dinleyin, Allah korkusu nasılmış, Allah korkusunu anlatıyorum. Herkes uyuduktan sonra adam geliyor kadının yanına.

Kadına buyuruyor ki:

  • “Ben seni istiyorum.”

Kadın buyuruyor ki:

  • “Tamam. İsteğini kabul ettim. Git bak, kervan yatmış uyumuş mu.”

Adam gider bakar gelir der ki:

  • Kervan öyle uyumuş ki, herkes yorulmuş harıl harıl uyuyor.
  • O kadın adama buyuruyor ki:
  • Allah da uyuyor mu?
  • Hayır” buyuruyor.

Kadın: O zaman bu kötülüğü nasıl yaparsın? Allah bizi görmez mi?” deyince, adam ağlamaya, sızlamaya başlamış ve kadından özür dilemiş:

  • Aman! Ben nadim-i pişmanım, sen benim anam bacımsın.

Allah korkusu budur kardeşlerim. Kötülük, günah karşına çıktığı an, Allah’tan korkuyorsan sen o işi işlemezsin. Ama Allah korkusu yoksa, nefis baskın geliyorsa sen, o para nereden geliyor bakmazsın bile.

Eğer tespihi eline alıp, sağ elini kalbine götürüp gerçekten ‘Lailahe illallah’ buyuruyorsan, bu kalbe haram lokma yakışır mı? Başkasını kandırmak yakışır mı? Başkasını tuzağa düşürmek yakışır mı? Başkasına yalan söylemek yakışır mı? Yakışmaz, müslümana yakışmaz.

Bir ağanın kapısında bey olma, bir mürşid-i kamilin kapısında nefer ol. O, senin için daha evladır. Çünkü bir müddet dert, bir müddet, keder, bir müddet eyvah… İşte bunun adı da aşktır, aşk. Şimdi aşkın perdesini kaldırma zamanı geldi. Kaldıralım perdeleri, bakalım görelim ki, neler var.

Allah’ım! o perdeleri kaldır gözlerimizden. O siyah perdeleri yık ya Rab! Senin Zat-ı Uluhiyyetin hürmetine, Habib-i Kibriyan hürmetine, Muhammed Mustafa’n hürmetine bizleri gerçek, kamil müminlerden eyle. Senin emrettiğin yolda yürüyen kullarından eyle. Nehyettiğin günahları işlemekten bizleri muhafaza eyle. Allah’ım! Allah ismin hürmetine. Senin ismin Rab’dir, Rab. Seni seven bir kul: “Ya Rab! dediği an, sen o kuluna: “Lebbeyk! kulum, lebbeyk! Bizi de o kullarından eyle ya Rab! Gerçek senden korkan, günahtan korkan, isyandan korkan, haramdan kaçan kullarından eyle. Midelerimize haram lokma nasib etme. Çoluğumuza, çocuğumuza meşru, helalinden kazanıp helal lokma yedirmek nasib eyle.
Cenab-ı Mevla Zül-Celal vel-Kemal Hazretleri biz kullarını koruma altına almış. Bizleri neden koruyor? Ahirette cehennem azabından. Cehennem azabı o kadar şidddetli ki, Cenab-ı Hak buyuruyor ki: ‘O azapları kafirler için halkettim, cenneti mümin kullarım, salih ve saliha kullarım için halkettim. Çalışın, günahtan sakının, isyandan sakının, haramdan sakının, günahtan sakının ki, sizleri cennetime koyayım.”

Ne buyuruyor Cenab-ı Hak:
“… Allah’tan korkun. Allah’tan korkun ki, müslüman yaşayıp müslüman ölesiniz…” ALİ İMRAN 102

Kul, hayatında ne amel işlemişse o amele göre ölecek. Büyüklerimiz anlatırdı: Köyde hayvanlar için ot satılırdı. Bir adam, ot tartan terazide hilekarlık, yaparmış. O adam öldüğü zaman ruh çıkıncaya kadar; “ot satıyorum, ot satıyorum” diye bağıra bağıra ölmüş. Suratı kapkara kömür gibi olmuş. Allah’ın şakası yok. Allah’ın, peygamberlerine bile şakası yok. Allah’ın torpili yok. Allah’ın torpili kimedir, biliyor musunuz? Allah’ın mümin kullarınadır. Ameline karşılık sana cennet verecek. Cenab-ı Hak, ameline karşılık sana muamele yapacak. Senin Allah ve Resulullah sevgisi kalbinde ne derecededir? Ne miktarda, kaç gram, kaç okkadır? Hazreti Ali Efendimiz ne buyuruyor, biliyor musunuz: “Eğer bu son ümmet, biz ashabı görseydi bizlere deli derlerdi, deli. Bu ashab da şu ümmeti görselerdi bunlara kafir derlerdi.”

Onun için bu hayata bakın, müslümanların hayatına bakın: Namazdan çıkar, gıybet. Camiye gider, gıybet. Sözünde hep yalan. Beş sözün üçü yalan. Beş sözün beşi de gıybet, yalan, iftira, zan, bühtan. Namaza geliyor namaz kılıyor, dışarı çıkıyor gıybet ediyor, başkasının aleyhinde konuşuyor: “Efendim, şu arabayı nereden aldı, şu binayı nerden yaptırdı, şu katı nerden çıkıyor? Aman ya Rabbi! Adam çenesini açmış caminin önünde çatır çatır konuşuyor. Bunun ibadeti neye benziyor, bilir misiniz? Peygamberimiz(ass), “Yorgunluktan başka bir şeye yaramaz” buyuruyor. Oruçken gıybet edenin orucunu Peygameberimiz neye benzetir, bilir misin? Bir hayvanı ahıra bağlarsın, akşama kadar ona yemini, suyunu vermezsin, aç bırakırsın ya o kişin orucunu o hayvana benzetir. İbadet, Allah’ın emri üzere yapılır. Resulullah’ın tarif ettiği üzere yapılır. Onun dışında ibadet yok. İbadet, Allah’ın Kur’an’ında nasıl tarif edilmişse namazı öyle kılacaksın. Namazı nasıl tarif etmiş, Cenab-ı Hak Kur’an’ında: “Huşu ile kıl” buyuruyor. Huşusuz namaz, namaz değildir. Kalbini Allah’a bağla. Kalbine vesvese gelirse Allah’ı hatırla, Resulünü hatırla. Namaz kıldığın zaman bırak o alış-verişi, kasada para saymayı. Bırak düşünme, dünyayı attın, ‘Allahuekber’ dedin, Allah’a söz verdin. Ellerini kaldırman, tekbir alman ne demektir? “Dünyayı arkaya attım, bıraktım ya Rabbi! Senin huzuruna geldim” demiş oluyorsun. “Nasıl geldin huzuruma, nasıl durdun huzuruma” diye Allah soracak sana.

Bir padişah, namaz kılarken zihninde kaybetmiş olduğu bir eşyası varmış. Birisine vermiş de hatırına gelmiyor. Namaza durduğu an, hemen hatırına geliyor. Şeytan getiriyor o eşyayı gözünün önüne çıkarıyor. Falan kişiye verdin. Namazdan fariğ olunca kölesini çağırıyor.

Gel, git falandan filan şeyi al gel. Unutmuşum, şimdi hatırıma geldi.” buyuruyor. Kölesi:

“Efendim! Bu verdiğin eşya namazda mı hatırına geldi?” diye sorunca, “evet” buyuruyor.

Köle: “O nasıl namaz!” diye padişahı uyarıyor. Kölenin bu sözü padişahı gafletten uyardığı için padişah, köleyi azad ediyor. “Seni azad ettim, hürriyetine kavuştun. Çünkü sen beni gafletten uyandırdın” buyuruyor, köleyi bırakıyor.

Allah’ım! bizi gafletten uyandır. Gerçekten de öyle bir gafletteyiz ki, nasıl dağın, bir tepenin başını duman sararsa bizim sırtımızı, kalbimizi, yüzümüzü, gözümüzü de gaflet öyle sarmış. Gaflet perdesi bizleri bürümüş, bir türlü o perdeyi yıkamıyoruz. Daha daha nice perdeler var. Onu yıkmaya çalışacaksın, onu kaldırmaya çalışacaksın. Mümin, muvahhid olmaya çalışacaksın. Kamil bir mümin olmaya çalışacaksın. Kamil bir imanı isteyeceksin, Cenab-ı Hak’tan.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki:

“Yedi sınıf insan vardır ki, Allah’ın arşının gölgesinden başka sığınacak bir gölgenin, himayenin bulunmadığı Kıyamet Gününde Allah, onları himayesine alacak;

  1. Adil hükümdar.
  2. İbadetle büyüyen genç.
  3. Kalbi camilere bağlı adam.
  4. Allah için birbirlerini seven iki arkadaş. Onlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman aynı muhabbet ile ayrılırlar.
  5. Soylu ve güzel bir kadın vuslatına davet de, ona karşılık ‘aman Allah’tan korkarım’ diyerek daveti reddeden kimse.
  6. Sadaka verirken sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak derecede gizli veren (sadaka verdiği kişilerin izzet ve şerefini, haysiyetini koruyan) kimse.
  7. Tenhada gizli ibadet eden ve Allah aşkıyla gözleri yaşaran kimse.

Şimdi bu yedi sınıf insanın adil bir devlet reisinin himayesinde bulunması ne demek biliyor musunuz? Omuz omuza verip safa durmak, o yedi sınıf insanın yaşadığı bir ülkede yaşamak ne saadet. Bütün insanlık böyle yaşarsa, mutluluğa, selamete ilerleyecektir. Cenab-ı Resulullah’ın buyurduğu adil devlet reisi, Kur’an’la hükmeden, Kur’an’ın emriyle, Allah’ın emriyle hükmeden adil devlet reisi. İbadetli genç, yaşlısı ihtiyarı omuz omuza durup Kur’an hükmüyle adil bir devletin himayesinde yaşasalar ne güzel bir olur. Ne güzel bir cemaat, ne güzel bir ümmet, ne güzel bir İslam cemiyeti, İslam topluluğu! Bilir misin o ülke ne olur? O ülke cennete döner, cennete. Yani ölmeden evvel cennette yaşanır o ülkede. Kur’an ve Sünnet hayatı yaşayan bir ülke, Kur’an hükmüyle adil bir devlet reisinin himayesinde yaşamak, Allah’ın gölgesinde yaşamaya benzer.

Allah’a, hükümlerine aykırılıktan kaçınınız. Zira dine ve ahlaka muhalefet kıyamet gününün karanlıklarından demektir. Aman şeriate muhalefet etmeyin buyuruyor, Cenab-ı Hak. O, başınıza kıyameti getirir, karanlıkları getirir, zulmetleri getirir, ayrılıkları getirir, perişanlıkları getirir başınıza. Kur’an’dan, sünnetten ayrıldınız mı, bela, musibet gelir.
Ya Rabbi! Bize kamil imanı nasib eyle. Kamil imana kavuşmadan cennet göremezsin. Kolay değil öyle, cennete girmek. Cennet temiz insanları kabul eder. Günahsız insanları kabul eder. Cennet, kirli, paslı insanları kabul etmez.

Allah’ım!

Kirimizi, pasımızı yıka. Tevhid nuruyla kalbimizi nurlandır ya Rab! Gözlerimizden perdeleri kaldır ya Rab! Ne olur, Allahım, bizlere hak ve hakikatleri göster. Sen Allah’sın. Biz aciz, miskin, günahkar kullarınız. Kusurlarımıza, günahlarımıza, isyanlarımıza bakmadan bizleri bağışla ya Rab! Kapına geldik, bir dilenci olarak. Bizi boş çevirme kapından, kovma kapından ya Rab! Habibin hürmetine, nuru Kur’an, nuru tevhid hürmetine, evliyan, enbiyan hürmetine bizleri kapından boş çevirme. Evlatlarımızı hayırlı eyle, amel-i salih işleyenlerden eyle. Din-i mübine, Hz. Kur’an’a hizmetkar eyle. Yolunu izini kaybetmiş kullarına da hidayet eyle. Ya Rabbi! Onları da sen yarattın. Onları da o isyandan, o kirden, o günahtan, o pastan kurtar ya Rab! Onlar, eğer içki iptilasına, içki belasına, zina belasına, kumar belasına, sair haram belasına yakalanmışlarsa oları bu beladan kurtar ya Rabbi!

Bir insan insanlığını kaybetti mi şerefini kaybetmiş demektir. Müslümanın vakarı vardır ve devamlı o vakarı korumak mecburiyetindedir. Bakınız Peygamberimiz, eğer bir kişi sana selam vermek istemiyor, mütekebbirlik yapıyorsa senin de ona karşı mütekebbirlik yapman caiz olur, demektedir. Çünkü senin vakarın vardır ve ona karşı yağcılık yaparsan vakarını düşürmüş olursun. Sen de koru kendini diyor. Gururlu kibirli insanlar var. Yanından geçiyor, selam veriyorsun, selamını almıyor. Senin verdiğin selamı almıyorsa sen de selam verme, caizdir. Müslümanın şerefi, vakarı vardır. İmanı, inancı, ihlası vardır. Bu erdemlerimizi korumak için böyle davranmak caizdir, buyuruyor Peygamberimiz (sav). Mütekebbire karşı mütekebbirlik caiz ama müslümana, mü’mine karşı, ehli zikire, ehli imana karşı haramdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top