İslamı Öğretmek

DSC00643Kâinatın kendisine müsahhar kılındığı iyiliği ve kötülüğü ayırt edecek akıl ve vicdana sahip ilahi emir ve risalete muhatap insanoğlu bir takım emir ve nehiylerle prensiplerle mükellef ve yaptıklarından mes’ûldür. Kişi yaptığı iyiliğin ve kötülüğün karşılığını görecektir.

Bildiğimiz gibi ilahi din, insanlığın dünya ve ahiret saadetini temin için Cenab-ı Hakk tarafından vaz’olunan ve peygamberler vasıtasıyla tebliğ olunan prensipler manzumesidir. İlk insan Hz. Adem aynı zamanda ilk peygamber, ilk davetçidir.

İnsanlar tabiatları icabı her zaman irşada, öğüt ve nasihata muhtaçtırlar. Dün nasıl insanlık peygamberlere muhtaç idiyse bugün de peygamberlerden sonra onların varisleri olan alimlere, mürşidlere ve davetçilere muhtaçtır.

Ferdin sadece kendisini ıslah etmesi ve nefsiyle meşgul olması yeterli değildir. Kişi aynı zamanda cemiyetin ıslahı ile de mükelleftir.

Bunu gerçekleştirmek için seferber olmak zorundadır. Şunu unutmamalıyız ki, tebliğ aile ocağında başlar. Her yer ve şartta hakkı tebliğ gerektiği gibi kötülükleri de engellemek lazımdır.

İslam toplumunda görülen bir hata, işlenen bir suç müslümanlar tarafından sırası ile el ile, dil ile engel olunmalı. Bunlara güç yetmiyorsa kalp ile tashih ve tamir edilecektir.

Ve artık bu üç şıkkın ötesinde olan kötülüklere aldırış etmeyen ‘bana necilerde zerre miktarı hayır yoktur.

Hz. Peygamber’de bizim için örnekler vardır. O’nun hayatının her safhası bizim için bir delil, uyulması gereken bir rehberdir. İlk peygamberlik yıllarında put gibi sağır olan putperestlerle yaptığı mücadele, bu uğurda çektiği çileler, sıkıntılar, meşakkatler bize birşeyler anlatmaktadır.

 “Ey iman edenler! Eğer siz Allah için (O’nun dinini hayata hakim kılmak suretiyle) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed: 7)

Tarihin hiçbir devrinde İslam’ı tebliğ kolay olmamıştır. İşkence çekmeden, ezâ görmeden din yayılmamıştır.

Firavun, Hz. Musa’ya ve ümmetine…

Nemrud, Hz. İbrahim (as)’a her türlü işkence ve zulüm yaptı.

Sırf hakkı tebliğ ettiği için yahudiler Hz. Yahya’yı öldürdüler. Babası Hz. Zekeriyya ‘yı bir ağaç kovuğunda acımasızca ikiye biçtiler.

Ayet-i kerimede meâlen şöyle buyurulur: “Andolsun, senden evvelki Peygamberler de yalanlanmıştı da, yalanlanmalarına ve ezâya uğradıkları şeylere karşı sabretmişlerdi.” (En’am: 34)

Şüphesiz bunca işkencelere katlanmanın, İslam’ı tebliğ uğrunda her türlü işkenceyi göze almanın kudsî bir gayesi var.

Efendimiz (sav)’e müşrikler yapmadıkları işkenceyi bırakmadılar. Yoluna diken döşediler. Mübarek başına deve işkembesi geçirdiler. Horladılar, yalanladılar. O’na deli, kâhin, sihirbaz dediler… Sahâbe-yi kirâma ne zulümler yaptılar!

Bilal-i Habeşî’yi, o yüce sahabîyi düşünün. Kızgın kumların üzerinde yanıp, göğsüne konan kaya parçası altında ezilirken; “Ahad, Ahad, Ahad” “Allah bir, Allah bir, Allah bir” diyordu. Allah’a ortak tanımadı. Şirk koşmadı. Akıl almaz işkencelere rağmen imanını korudu.

Habbab b. Eret (ra)’ı kızgın ateşe yasladılar.

Ammar ‘ın babası Yasir ve annesi Sümeyye işkence altında can verdiler, şehid oldular.

Bu dava onların omuzlarında yükseldi. Acaba bizler İslam uğruna neleri göze aldık. Rahatımızı, keyfimizi bırakıp Allah’ın dinini yaşamaya, yaymaya ne zaman başlayacağız?

Müslümanların en önemli vazifelerinden biri, yeni yetişen nesli İslamî bir terbiye üzere yetiştirilmesidir. Bugün küfür öyle bir düzen hazırlamıştır ki, evimizde, sokakta, okulda gençlerimizi, çocuklarımızı yutmakta, arı duru gönüllerini günahlarla kirletmektedir.

Yeni yetişen nesiller bunalım içinde. Maneviyattan uzak nefsinin arzularının peşinde. İsyan ve tuğyanda. Haya yok. İman yok. İnanç yok. Allah’a giden yollar kapalı, şeytana giden yollar serbest.

Gençlerimize, İslamî terbiye verilmemiş. En güzel yılları stadyumlarda, sinemalarda, bilardo, salonlarında, eğlence yerlerinde heba olup gitmekte. Süfli duyguları tahrik ediliyor. Hülasa, gençliğimiz elden gidiyor. Gençliğe ibadet yasaklanmış adeta. Hayvan gibi yaşaması isteniyor.

Düşünelim; bizim hiç mi sorumluluğumuz yok? Ne zaman Allah (cc)’ın bize emanet olan gençleri ve çocuklarımızın terbiyesini düşüneceğiz? Manzaradan memnunuz galiba! Memnun değilsek niye çare aramıyoruz?

 ‘Elveda boş yıllar, elveda aldanış’ diyecek gençlik lazım bize. Para, şöhret, kadın ve daha bir sürü engeli aşıp Rabbinin rızasını kucaklayan gençliği yetiştirelim. Mus’ab b. Umeyr’in heyecanıyla gövdesini Resulullah’a siper eden gençler yetiştirelim.

Bugün Resulullah (sav) aramızda değil ama, O’nun Sünnet’i saldırıya uğruyor. Nerdesiniz inananlar? Niçin hâlâ tüyleriniz kıpırdamıyor? Onları mukaddes hedeflere yöneltelim. Hayatlarının en kıymetli ve en verimli çağlarını İslam’a hizmetle, ibadetle değerlendirsinler.

Asr-ı saadet müslümanları başlangıçta azınlıktı. Çoğu fakir, yoksul ve köle idiler. Elbiseleri eski, yırtık, üstleri başları perişan. Cahiliyye devrinde hor hakir görülmüşler, ezilmişler, zulme uğramışlardı. Nihayet İslam’ın güneşi Hz. Muhammed (sav) gelmiş, O’nun çevresine toplanmışlar, O’nun sohbetlerini dinlemişler ve İslam ‘la hayat bulup serpilmişlerdi. Neticede Peygamberimiz (sav)’in çevresinde müslümanlar yavaş yavaş artmaya başladı.

Ebu Cehil, Peygamberimize heyet göndererek: “Ya Muhammed yanındakileri kovup, onları uzaklaştırsan, biz de gelir seni dinleriz.” Yüce Allah sevgili peygamberimizi ikaz ederek: “Habibim, Resulüm akşam sabah Rablerini zikredenleri sakın gözünün önünden ayırma. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz (sav) Ebu Cehil ‘in önerisini kabul etmiyor ve onlardan gözlerini bile ayırmıyor. Peygamberimizin gayesi ne? Onlar da gelsin iman etsinler. Belki iman ederler. Ebu Cehil ise, müslümanları Peygamberden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Allah da ona İslamı hiçbir zaman nasip etmedi.

Raydan çıkmış bir tren gibi yoldan çıkan evladını ana baba terbiye edemez. Çünkü o ana baba da bir şey bilmiyor. İslam’dan Kur’an’dan Hadisten habersiz. Bir şey bilmiyor ki. Sadece Kur’an-ı Kerim’i yüzüne okumayı biliyor. Ondan da bir şey anlamıyor ki. ayet-i celile ‘nin, hadis-i şerifin mealini bilecek ki ana baba, onu evladına işleye, ona aşılaya. Allah korkusunu evladının gönlüne yerleştire. Fakat maalesef öyle bir hale geldik ki artık gece dışarı çıkmak tehlikeli. Gündüz sokaklar emniyetli değil. komşuya  Çarşıya pazara alış-verişe göndermek korkunç. Niye? Çantasını çalıyorlar, kaçırıyorlar, parasını gasp ediyorlar.  Allah korkusu yok, din eğitimi eksikliği var toplumda. Hep beraber, el birliği ile, gönül birliği ile, söz birliği ile bu topluma dini eğitim verelim.

Bu topluma İslam’ı anlatalım. Topluma Kur’an ve Sünneti anlatalım. Topluma Allah korkusunu işleyelim. Allah korkusunu anlatalım. Topluma güzel ahlakı anlatalım. Topluma helal ve haramı anlatalım. “Kur’an’da helal de bellidir, haram da. Allah beyan etmiş; ‘zinaya yaklaşmayın, içkiyi içmeyin, kumar oynamayın, tefecilik yapmayın, faiz alıp vermeyin, rüşvet alıp vermeyin” diyelim.

Haftada bir veya birkaç gün her müftü mıntıkasında, bölgesinde gençleri bir araya toplayıp onlara dini, imanı, ahlakı anlatsa ne olur? İlan etse, camilere yazı gönderse, imamlar cemaate; ‘Cuma günü falan yerde, Pazar günü filan yerde müftü beyin toplantısı var’ diye bildirse hoş olmaz mı? “Gençler, siz davet ediliyorsunuz. Ey müslümanlar, davetlisiniz. İslam anlatılacak, din anlatılacak, Kur’an ve Sünnet anlatılacak, güzel ahlak anlatılacak, Allah korkusu anlatılacak.” diye ilan etmemiz lazım.

Bu nesle, bu topluma, bu gençliğe böyle yaklaşmadıkça, bunların önüne böyle geçilmedikçe nasıl aydınlığa çıkarız. Kur’an ve Sünnetle yönelmedikçe korkarım bu gençliği, bu nesli kaybedeceğiz. Korkmayın, neden korkuyorsunuz? Misyonerler ve Masonlar kollarını sıvamış gençleri Hıristiyan yapıyorlar. İncil ‘lerin  arasında çuvallar dolusu dolar dağıtıyorlar. Basın da bunu biliyor. Gazeteler yazıyor, haberler yayınlanıyor. Ankara’nın göbeğinde İncil dağıtılıyor. Ey müftü efendiler! Neden korkuyorsunuz? Gelin şu nesle, şu gençliğe, şu evlatlarımıza Allah rızası için sahip çıkalım. Gençliğe İslam’ı anlatalım,İslami eğitim verelim, İslam’ı öğretelim. Güzel ahlakı öğretelim, Allah korkusunu gönüllere aşılayalım.

Yoksa biz uyudukça gençlik elden gidecek. Misyonerler öyle çalışıyor ki. Gece gündüz kolunu sıvamış çalışıyor. Onlara serbest, onlar rahat da bize niye yasak? Niye yasak? Bir müftü efendinin bölgesinde insanları, müslümanları merkezi veya selatin bir camiye toplayıp orada her hafta İslam’ı anlatması niye yasak olsun ki? Sadece Cuma günü vaazu nasihat etmek yetmez. Cumaya gelen müslümanların yüzde sekseni beş vakit namazı kılmıyor. Cuma namazına geliyorlar sadece. Bu yetmez ki. Gençlik elden gidiyor. Evlatlarımız, neslimiz elden gidiyor. İlgili ve yetkililerin kulaklarını çınlatıyorum.

Gönülleri fethetmedikçe, gönülleri kazanmadıkça bu nesil yola gelmez. Gönülleri fethetmemiz lazım. Taşa duvara değil gönüllere hitap etmemiz lazım. İnsanlığın, gönlüne hitap edip gönüllerini kazanmak lazım.

Bu topluma Allah korkusu aşılanmadıkça, Allah korkusu işlenmedikçe, huzura kavuşulamaz. Yeni kuşaklara Allah korkusu aşılanmadıkça bir yere varılamaz.  İslami  terbiye almamışsan, din eğitimi almamışsan evladını terbiye edemezsin. Çünkü İslam’ı bilmiyorsun, nasıl öğretebilirsin? Sen bileceksin ki evladına da anlatabilesin.

Şu toplumun içerisinde şöyle bir imtihana tabi tutsak çoğu Fatiha ‘yı okuyamaz, ihlası okuyamaz. Felak ve Nas’ı okuyamaz. Niye? Okuyamamış. Çok kişiye desen ki, gel şuradan ayet oku, Kur’an oku, okuyamaz. Niye? Neden İslam dinini bilmiyorsun. Hristiyan  bâtıl dinini öğreniyor. Hiç geçerliliği olmayan, yeryüzünde hükmü kaldırılmış bir dini öğreniyor ama sen yeryüzünde tek hak din olan İslam dinini öğrenmiyorsun. Üstelik hristiyanlar dinlerini bizim aramızda yaymaya çalışıyorlar. Memleketimizde, doğudan batıya kadar, güneyden kuzeye kadar öyle bir misyonerlik faaliyeti var ki, aklın hayalin durur. Fakat müslüman hocalar, alimler, müftüler, vaizler, imamlar dillerini yutmuşlar, dine sahip çıkmıyorlar. İslam’a sahip çıkan yok. Hristiyanlar Türkiye’de cirit atıyor, rahatça çalışıyorlar. Biz İslam dinini yaymak için rahat çalışamıyor, İslam dinini rahatça yayamıyoruz. Onlar çarşı pazarda incil dağıtıyorlar. ‘Ben İslam’ı yayıyorum, şeriatı yayıyorum, İslam dinini tanıtıyorum’ dediğin an başına binbir türlü şey gelir. Fakat hristiyan, dinini yayıyor. İncil dağıtıyor. İncilin arasında dolar dağıtıyor. Polisin gözünün önünde kimse müdahale edemiyor.

Allah Resulü (sav) çocukların eğitimi için şunu emir buyuruyor: “Beş yaşında iken çocuğunuza islamî eğitim vermeye başlayın. Yedi yaşında namazı öğretin. Oniki yaşında namazı emredin.” Hani nasıl öğretiyorsun? Daha çocuk bebek, üç beş yaşında, anne ona mini etek giymeyi, süslenip püslenmeyi öğretiyor.  Çocuğa daha küçücükken islamî terbiye vermek bir yana, gayri islamî bir hayat tarzı öğretiliyor. Ben bazı evlere gidince bu hali görüp annelerini uyarıyorum:

“Karedeşim, nedir bu? Sen 10-12 yaşındaki kızı bu halde giyindiriyorsun.”

“Hocam, daha küçüktür.”

Ben sana demiyorum ona çarşaf giydir. Ancak sen ona İslamî terbiye vermemiş olursun, onu mini eteğe, açıklığa, saçıklığa alıştırır, özendirirsin. O ergenlik çağına geldi mi seni dinlemez. Küçükken ona maneviyatı  aşılayacaksın. Tesettürü küçükken öğreteceksin. İslam budur, İslam’dan taviz yok. Kur’an neyi emir buyuruyorsa onu anlatmak mecburiyetindesin.

Çocuklarımıza dini öğretmek bir yana şimdi kimliklerden İslam kelimesini çıkarmak için çalışıyorlar. Baskı yapıyorlar; nüfus cüzdanından dini İslam ibaresini kaldıracaksınız diye dayattılar. Buna muvaffakta oldular. A.B kapısında ne pahasına olursa olsun girmek için çırpınıyorlar. Okullardan Din Kültürü dersini kaldıracaksınız diye dayatıyorlar.

Ama merak etmeyin. Bunlar da gidecek. Üç adım gitti bir adım kaldı, dördüncü adımda bunlar da gidecek. Dine İslam’a ihanet eden mutlak bir gün şamar yer. Allah’ın şakası yok.

Allah’ın dinine ihanet eden, Kur’an’a ihanet eden bir gün mutlaka şamar yer. Allah’ın şakası yok. Ama er ama geç. Bir adım kaldı. Bu dinin sahibi var, bu kitabın sahibi var. Üzülüyorum, ülkemizin haline üzülüyorum. Artık herhangi bir devlet erkanı hırsızla başa gelemiyor. Artık her gece uyandığımda kapıları yokluyorum. Niye? Herkesin evine giriyorlar, en güvenilir zannedilen evlere girip hırsızlık yapıyorlar. Kanun çıkarmak da neymiş.  12, 13 yaşında çocuklar mümeyyiz sayılmadığı için ceza verilemiyor. Bunu fırsat bilen çeteler çocuklara suç işletiyorlar. suçların önlenmesi ve suçluların cezalandırılması için caydırıcı kanunlar çıkarılamıyor. Allah’a güvenmeyen hiçbir şey yapamaz.

Allah, batıla gidenlerin ellerini, ayaklarını kırar. Gavurlara meftun olmuşlar. Her gün bir gâvurun elini sıkıyorlar. Her gün bir gâvurun elini öpüyorlar. Ama ülke ahlaksızlaştı. Fuhuş, zina alabildiğine arttı. Düşünün, benzin istasyonlarında içki satılıyor. Böyle düzen olur mu? Hem sürücüye diyorsun, alkol alma. Vatandaş gidip içkiyi benzin istasyonundan almaz. Peki benzin istasyonunda içkiyi kime satıyorsun? Sürücüye, şöförlere satıyorsun? O da gidip kaza yapıp ölüyor, öldürüyor. Üreten kim? Sen. Satan kim? Sen. Kağıt veren, kalem tutan kim? Sen. Elin kırılsın. Hem sürücüye diyorsun ki, içki içme, hem de benzin istasyonunda her çeşit içkiyi satıyorsun. Gençlerin arabaları bira kutuları ile dolu. Vuruyor direğe çarpıyor, beynini dağıtıyor. Arabanın içerisinden polis bira kutularını çıkarıyor. İşte diyor, kazanın sebebi. Bunu sen satıyorsun. Benzin istasyonlarında içkinin ne işi var. Onlara bile ruhsat verip sattırıyorlar.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top