İslam

Ferris Islam in Mecca and Medina -mosque-night-c-transposition“… Allah katında din: İslam’dır…” (Ali İmran:19)

İslam, hayat dinidir. Huzur, refah, saadet, birlik beraberlik, kardeşlik, sevgi saygı dinidir. İslam, hayat düşmanlarıyla savaştır. Aydınlığın karanlıkla; sıhhatin hastalıkla; aklın gafletle; ilmin cehaletle; kemâlin noksanlıkla; genişliğin darlıkla; aşk ve şuurun donukluk ve sönüklükle savaşı gibi… İslam, bu modern cahiliye hayatının vazgeçilmez alternatifidir.

Adalet, hoşgörü, arınma, güzel ahlak, hak ve hukuka riayet ondadır. İnsanoğlu huzuru arıyor. İnsanoğlu bir çıkış arıyor. İnsanoğlu bir kurtarıcı arıyor. Kurtuluş İslam’dadır. Kurtuluş Kur’an’dadır. İnsanoğlunun aklı durmuştur. Beşer aklı artık yeni bir ideoloji üretememektedir. En son denenmekte olan şey, şehevî arzuların hegemonyasında bir hayattır. Yani hayvanî hayat; kazan-ye-iç-yat-eğlen…

İslam, hayatın bütün meselelerine çözüm içeren kapsamlı bir nizamdır. O, devlettir. O, vatandır, ümmettir, bütün bir insanlıktır. O ahlaktır, kuvvettir, rahmettir, adalettir. O kültürdür, kanundur, ilimdir, yargıdır. O cihaddır, davettir, ordudur. O dosdoğru bir inançtır.

İslam, sonsuza kadar devam edecektir. Bütün insanlığın dinidir. İnsanlığın maddî-manevî bütün problemlerinin çözümü İslam’dadır. Günümüzde bütün ideoloji ve dinler iflas etmiştir. On dört asırdır ayakta kalan tek bir sistem vardır o da İslam’dır. Bu hakikati görmek istemeyenler gözlerini kapatmaktadırlar. İslam güneşi zalimlerin, kafirlerin, zalimlerin karşı koymalarına rağmen doğmuştur.

İslam bir bütündür. Onun hiçbir rüknünü diğerinden ayıramayız. İslam’ın fert, aile, toplum, dünya ve ahiret konularında ayrı ayrı hükümleri vardır. Bu hükümlerin hepsine birden imanmak ve bunlarla amel etmek zorundayız.

Meselâ hiç kimse ‘namazı, kabul ediyorum fakat zekâtı aklım almıyor’ diyemez. Veya bazılarının dediği gibi ‘modern ekonomi faizsiz olamaz’ diyemeyiz.

‘Lailaheillallah Muhammedun Resulullah’ dedikten sonra Allah’ın bütün ayetlerine, peygamberimizin bütün hadislerine topyekün uymak zorundayız.

İslam bir hayat nizamıdır. Hayatımızın tamamını İslam’a göre şekillendirebiliriz. Birinci safta namaz kılmaya özen gösterip; onun bunun dedikodusun yapamayız. İbadet ve taatleri bihakkın yerine getirip bu arada akrabayı ihmal edemeyiz. Çocuklarımızın İslamî terbiyesini ihmal edemeyiz. Hacca gittikten sonra ‘bu devirde şeriat olmaz’ diyemeyiz. Örtünmeyi, sakalı yok sayamayız. Müslümanların uğradığı zulmü gözardı edip zalimlere ve haksızlıklara boyun eğemeyiz.

Hülasa Kur’an’ın bir tek harfini, Peygamberimizin bir tek hadisini yok sayamayız.  “Kâfirler istemezse de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff: 8)  Ve er geç İslam bütün insanlığa huzur sunacaktır.

Cenab-ı Hakk’a çok şükretmemiz, çok hamd etmemiz lazım. Allah, bize sayısız nimetler ihsan etmiş. Şu azalarımızı sağ salim bize emanet etmiş. Bu azalarımızdan  da bir gün sorguya çekecek. Ne yaptın? Ellerini, ayaklarını, gözlerini, kulaklarını, kalbini vs. azalarını nerede kullandın, diye hesaba çekecek.

Allah’a secde ettin mi? Allah yolunda yürüdün mü? Allah için adım attın mı? Bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını gidermek için yollar katlettin mi? Ağlayanların gözyaşlarını dindirdin mi? Yetimlerin başını okşadın mı? Onları sevdin mi? Yoksa onlara kahır mı ettin? Onlara hakaret mi ettin? Yetim olan evde o yetime bakanlar, o yetimi koruyanlar, onun malına tecavüz etmeyenler için özel olarak Allah o eve rahmetini indirir.

Yeryüzünde en hayırlı evler, en hayırlı aileler yetime yediren, içiren, güzel bakanların evleridir. O evler nurlar içerisindedir. Çünkü onlar her gün yetimi okşuyorlar. Onların ağlamalarıyla ağlıyorlar. Gülmeleriyle de gülüyorlar. Öyle insanlar var. Yüce Allah buyuruyor ki   “Onlar Rablerinden korkar ve kendilerine ne emredilirse onu yaparlar.”  NAHL: 50

Peygamberimiz (ass), Allah korkusundan kişinin vücudu ürperdiği zaman son baharda ağaçların yapraklarının dökülmesi gibi günahları  affedilir. Zaten bir insanda Allah korkusu oldu mu, hiç bir kötülük yapmaz. İsyan etmez. Fakir ise fakirliğine sabreder. Zengin ise Allah’ın verdiği nimetlerden infak eder. Allah yoluna verir. Saklamaz, cimrilik yapmaz.

Allah korkusu olan bir toplumda kötülük  olmaz. Allah korkusu olmayan bir topluluktan her türlü zarar gelir. İşte  görüyorsunuz. Televizyonların halini, çarşı pazarların halini. Ülkemizde hırsızlık son yıllarda giderek yaygınlaşmaktadır. Kapkaç korkusuyla insanlar sokağa çıkamıyor. İnsanlar evlerine hırsız girer endişesiyle uyuyamıyorlar. Neden? İslami eğitimden yoksun  bir nesil yetişiyor. O neslin kötülüğü  iyilere de dokunuyor. İyilere de sirayet ediyor. Seni de rahatsız ediyor. Çünkü seni de korkutuyor. Artık malından, canından, ırzından, namusundan emin değilsin. Öyle bir hale geldi ülkemiz. Emin misiniz?  Cevabı ben vereyim: Hayır. Hiç kimse malından canından, ırzından, namusundan emin değil. Çünkü ülkemizde fuhuş zirveye çıkmış. Neredeyse serbest. Avrupa birliği sevdasına  zina ve fuhuşun önündeki bütün kanuni engeller kaldırılmış.

Bir adam  günah işlemek için yola çıkıyor. Günah işleyeceği zaman yanındaki arkadaşı buyuruyor ki:

-“Sen bu günahı işliyorsun ama seni gören biri var.”

-“Kim yahu, herkes uyudu.”

-“İşte herkes uyudu. Muhafızlar da uyudu. Gidelim onların mücevherlerini alalım, gasp edelim.”

Arkadaşı:

“Allah da uyudu mu?”

“Hayır, Allah uyumaz.”

“Peki madem ki Allah görüyor, sen Allah’tan korkmuyor musun ki onların mallarını çalacak, haram yiyeceksin” deyince,  Allah korkusu kalbine  yerleşen  arkadaşının   sözü onu  irşad ediyor.

“Ben de vazgeçtim” diyor.

Siyonistler, bu ülkede yaşayan  müslümanları neden yok etmeye çalışıyor.. Çünkü bu ülkede İslam’ı yaşayan, Kur’an’ı yaşayan, Sünneti yaşayan, Allah korkusuna sahip bir topluluk var. İslami şuuru bu ülkeden nasıl yok edebilirim, diye seferber olmuşlar. Masonlar kollarını sıvamış. Misyonerler  harıl harıl çalışıyorlar. Bizim daha çok çalışmamız gerekmez mi?

Müslüman uyanık olur. Kadın kocasını şikayet ediyor, kocası eşini şikayet ediyor. Evler, aileler bozulmuş. Ahlaksızlık evlere kadar girmiş. Kadına soruyorum, “Niçin kocanı şikayet ediyorsun?” “Kocam başka yerlerde oturuyor, evine gelmiyor, çoluğuna çocuğuna sahip olmuyor.”  Bir karakola telefonla bunu yakalattırabilirim sanıyor. Karakola telefon ettiği zaman karakol ne buyuruyor? “Bir şey yapamıyoruz ki ” Elleri kolları bağlı. Yetkileri ellerinden alınmış.

Televizyonlara bir bak. Sokaklara, çarşılara  bir bak. Allah korusun bu nesil de giderse arkadan gelen nesiller ne olacak? Bu nesil de yok olursa, ölüp giderse yok olacağız.  Torunlarımız, neslimiz ne olacak?

Şimdi senin çocuğun kalkıyor bakıyor ki, anam babam namaz kılıyor. O da seni taklit ediyor. Kız annesini, oğlan babasını taklit ediyor. Ebeveyni namaza eğildiği zaman beraber eğiliyor. Babasıyla beraber camiye geliyor. Neticede bir şey görüyor. İslami bir birikim ve şuura kavuşuyor. Anadan, babadan bir şey görüyor, alıyor küçükken. Zaten İslami terbiye küçükken verilir.

Peygamberimiz (ass)  buyuruyor:

“Beş yaşında  çocuklarınıza İslami terbiye vermeye başlayın. Yedi yaşında namazı öğretin. Oniki yaşında namazı emredin.”

Peygamberimiz (ass) buyuruyor ki:

“Öyle bir zaman gelecek ki, alış-veriş yapılırken  arkadaş, ortak dahi birbirinin alış-verişinden memnun olmayacak, birbirine itibar etmeyecek, birbirine inanmayacak”. O gün gelmiş. Efendimiz buyurdular: “Öyle bir gün gelecek ki, İslam’ı yaşamak, kor ateşi elinde tutmaya benzeyecek.” İşte bu asrı, bu tarihi 21. yüzyılı işaret etmiş, Allah’ın Resulü.

Görüyor musun sen, genç evladına İslam’ı yaşatman ne kadar zor. Ona namaz kıldırmak ne kadar zor? Ne kadar zorluk çekiyoruz değil mi? Nefis istemiyor, nefis bırakmıyor, müsaade etmiyor, o gencin namaz kılmasına. Fakat ana-baba zorluyor. Evladım kalk namazını kıl. Namaz kılmak mecburiyetindesin. Evlat o kadar direniyor ki, baba çileden çıkıyor. Acaba biz, bu hale niye geldik? Okullar bozulmuş, okulların kapısında tinerciler, uyuşturucu satıcıları kol geziyor. Jandarma toplayıp götürüyor, ertesi gün  bırakıyor. 12-13 yaşlarında  gencecik yavrular bali kullanıyor, uyuşturucu tuzağına düşmüş. İçim sızlıyor. Bu ne Allah aşkına bu ne? İslam’a sahip çıkmadık. Kur’an’a sahip çıkmadık. Biz İslamı tebliğ etmediğimiz için Allah bu cezayı verdi Kapıları her taraftan kilitliyorsun. Ama hırsıza kilit mi dayanır. Sahabe gibi dört elle islamın yaşanması ve yayılması için çabalamalıyız.

Mason, kalemiyle İslam’ın aleyhine çalışıyor. Müslümanların zihinlerini bulandırmak için gazeteleri ayağına kadar getiriyor, Fakat sen İslam için çalışmıyorsun. Sen Allah için çalışmıyorsun. Onun için çocuğuna da sözün geçmiyor, geçmez. sen İslam’ı istemiyor musun? Sen, Peygamberi istemiyor musun? Sen, Kur’an’ı istemiyor musun? İslamiyet’i yaşayacaksın ki, senin sözün evladına geçsin.

Mallarıyla canlarıyla Allah yolunda savaşanlardan bahsediyor, Cenab-ı Hak. Mallarıyla, canlarıyla nice aslanlar Allah yolunda İslam için can verdi. Bizim ecdadımız Kur’an’ı, İslam’ı  Avrupa’nın her tarafına götürdü. Ta Viyana kapılarına kadar İslam’ı ulaştırdı. Kimseye dokunmadı. Halktan kimseyi öldürmedi, malına göz dikmedi. Canına, ırzına, namusuna dokunmadı. Peygamberimizin yolundan gitti. Onun için de dünyaya hakim oldu. Gördüğünüz  Avrupa, o zaman senin ecdadının elini ayağını öpüyordu. Atının dizginini tutmak için kuyruğa giriyordu. Aman Kanuni Sultan Süleyman  geliyor. Aman Osmanlı ’nın padişahı geliyor. Çünkü onlar da bir vakar vardı. Çünkü onlarda iman vardı. O İslam padişahları, O Kur’an’ı başına tac eden İslam padişahları küfre meydan okudular. Fakat şimdi ne oldu? Durum tam tersine döndü. Osmanlı’nın torunları Avrupa’nın elini sıkıyor, elini ayağını öpüyor. Kuyruğa girmişler, onların devlet başkanının elini sıkmayı şeref sayıyorlar. İsrail’in kapısına kadar gittiler. Yalvarıyorlar: “Aman bize darılmayın ne olursunuz. Ağzımızdan bir laf çıktı yani, ufak bir laf. Kusura bakmayın özür dileriz.”  Yazıklar olsun.

Peygamberimiz (ass) buyuruyor ki: “Yedinci kat gökte Allah’ın kendilerini yarattığı günden beri öyle melekleri var ki Allah korkusundan tir tir titrerler. Ey Rabbimiz sana gereği gibi kulluk yapamadık Melekler nurdan halkedilmiş varlıklardır. Yemezler, içmezler, uyumazlar. İbadet taatte geçer ömürleri kimi secdede, kimi kıyamda, kimi rükuda, kimi tahiyyatta, kimi tenzihte, kimi tevhitte, kimi zikirde vazife ne görev verilmişse onu yapıyorlar.

Cebrail (as) buyuruyor ki:

“Biz meleklerin bir makamı vardır. O makamın ikinci katına çıkamayız. Her meleğe Allah bir rütbe, bir makam vermiştir. O makam yükselmez. Kıyamda dur emri varsa o melek kıyamda duruyor. Rükudu dur emri varsa rüku yapıyor. Yaratılıştan kıyamete kadar. Fakat Allah’ın mümin kulları öyle değil Mertebeleri ve dereceleri yükseliyor. Mukarreb melekleri de geçiyorlar.

Cenab-ı Hak kudsi hadisinde buyuruyor: “Benim öyle kullarım var ki, onlar beni özler, ben de onları özlerim.” Allah’ım, bizleri de o kullarından et.

Gönüllerimiz taş olmuş taş. Vaaz u nasihatten, Kur’an tilavetinden etkilenmiyoruz. Namazlarımızı huşu ile kılamıyoruz. Huşusuz, itaatsiz, şuursuz bir ibadet yapıyoruz. Onun için ibadetimizin lezzetini alamıyoruz. Eğer bir kul zikrullahın lezzetini alsa gece uyumaz. Uyku ona haramdır, uyuyamaz. Acaba uyumayan var mı?

Yeri gelmişken size yaşanmış bir vakayı anlatayım. Kars’ta Evliya Camii. Kars’ın selatin camilerinden biri. Yıkılıp yeniden yapıldı. Orada bir yatır var: Ebu’l-Hasan Harakanî, Nakşi tarikatı silsilesinde yedinci halife. Selçuklu şehitlerinden.

Orada görev yapan imam arkadaşım anlattı.

Dedi ki:

“Hocam, Ramazan ayunda bir misafir geldi.  Emekli bir albay. Dedi ki;

‘Hocam, sana bir sır söyleyeceğim. Sırrımı ifşa etmeyeceksin. Ramazan boyunca bu zatın dergahında kalacağım.’ ‘tamam’ dedim. Misafir hocaya bazı sırlar tevdi etmiş, demiş ki, Hoca efendi ben onbeş yıldır yemem içmem, uyumam. Gıdamı tevhitten alırım Hoca efendi buyuruyor ki;

“Ben de kürsüye çıktım: Adamın sırrını ifşa ettim.  O gün bu gündür adamı göremedim.

Peygamber öyle değil miydi? Ashab öyle değil miydi? Evliyaullah öyle değil miydi? Ashab-ı kiram çoğu zaman aç yaşıyordu. Peygamberimizin üniversitesinde, O’nun eğitiminden geçen Ashab-ı suffe, yoksul gariban kimselerdi. Peygamberimize bir yiyecek gelirse önce onlara gönderirdi. Gelmezse Efendimiz de ashab-ı suffe de aç beklerlerdi. Tevhidden aldılar gıdalarını, o guzide insanlar.

Maneviyatı tadacaksın ki, anlayasın. Maneviyatı tatmadan anlayamazsın. 30 senede 40 senede bu yolda yürüsen yine anlayamazsın. Lezzetini anlayacaksın ki sevgin artsın. Gece uykundan fedakarlık yapacaksın. O seherde kalkıp yalvaran kulları için Cenab-ı Hak, “onlar beni özler, ben de onları özlerim” buyuruyor. Biz midemizi tıka basa dolduruyoruz. Döşek de yumuşak. Sırtını yere vurdun mu, bir de bakıyorsun ki eyvah, o yemeğin aşkına sabah namazı da gitmiş. Nerde kaldı ki gece teheccüd, zikir.

Bakınız hikmet ehlinden birisi ne buyuruyor:

“Vücudun sıhhat ve selameti az yemek, ruhun sıhhat ve selameti günahsız olmak, dinin selameti ise, mahlukatın en hayırlısı Hz. Muhammed’in ahlakını yaşamaktır.”

Efendi, miden rahatsız oluyor, biraz az ye. Öyle tıka basa yeme. Mideyi dolduruyorsun bu sefer de midem ağrıyor diyorsun. Az yesene! Az uyusana! Az konuşsana!

Peygamberimiz, az yememizi emrediyor. Rahmet peygamberi az yemiş, az uyumuş. O, İslamı böyle yaymış. Çöllerde, toprakların üzerinde yatmış, kumlara serilmiş yatmış, yumuşak döşekte yatmamış. O, hurma lifinde örülmüş hasır üzerine uzanmış yatmış.. O mübarek vücudunda hasır iz yapıyordu. Onun yüzü gözü yanaklarında hasır iz yapıyordu. Hz. Ömer (ra) bir defasında Sevgili Peygamberimizin hane-i saadetlerine  varmış. Efendimiz o sırada hasırın üzerinde uzanmış istirahat ediyordu. Hz. Ömer (ra), Peygamberimizin bu halini görünce hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Peygamberimiz:

–  “Ya Ömer niye ağlıyorsun?”

– “Ya Resulallah, senin bu haline ağlıyorum. Kisralar, padişahlar saraylarda köşklerde yaşıyor. Siz ise hasırda yatıyorsunuz. Hasır iz yapmış yüzünüzde. Kıyamam Ya Resulallah. Anam babam size feda olsun.”

– “Ya Ömer, dünya neyime. Onlar dünyayı tercih ettiler. Biz de ahireti tercih ettik.”

Bu zikrullah, bu tevhid, bu tarikat yeryüzünde devam ettiği müddetçe Allah kıyameti koparmayacak. Peygamberimiz (ass) buyuruyor:

“Yeryüzünde bir kişi bile ‘Lailaheillallah Muhammedun resulullah’ dediği müddetçe Allah kıyameti koparmayacak.”

Bu tevhidin hürmetine bu ülke duruyor. Bu gençlerin duası hürmetine duruyor.

Allah’ın Resulü (ass)  buyuruyor ki:

“Kahkahayla güle güle günah işleyenler ağlaya ağlaya cehenneme  giderler.”

İçki içenler, içki içtiğin zaman kahkaha atıyor, keyifleniyor, Allah’a isyan ediyor, her türlü günahı işliyor. Aklı başına geldiği zaman da yine kasvetler, yine mazeretler, yine hastalıklar meydana çıkıyor. Alkolün kendisini dertlerden kurtaracağını sanıyor. Ayılınca sıkıntıları katlanarak artıyor.

Müslüman kardeşlerimiz huzur içerisinde sükun içerisinde, rahmet içerisinde yaşıyor. Niye? Rabbiyle başbaşa. O’na gönül vermiş fakirliği kabul etmiş. O öyle bir huzur içindedir ki, anlatılamaz. Ama bazı kimseler var ki, her defasında huzursuz olduklarını söylüyorlar: “Gece sabahlara kadar ölüm korkusu giriyor kalbimize bir türlü uyuyamıyoruz.” Onlara, “namaz kılıyor musunuz” diye soruyorum, “hayır” diyorlar. “Sizin hastalığınız orada, Allah sizi uyarıyor. Sizin rahatsızlığınız, sizin hastalığınız ibadetsiz, taatsiz ve secdesiz olmaktan kaynaklanmaktadır. Aman ya Rabbi! Sen bu genç kardeşlerimizi ve bizleri cümlemizi nefsin tuzağına düşürme. Aileleri bozan, nefsi emmaredir. Ailelere huzursuzluk bırakan nefsi emmaredir.

Allah Resulü (ass) buyuruyor:

“Allahım! Bana ölmeden önce senin korkundan ağlayan iki göz ver.”

Bu duayı kim yapıyor? Hz. Muhammed (ass) Rahmet Peygamberi yapıyor. Bize ümmetine mesaj veriyor. Zaten rahmet Peygamberini Allah, nurundan halketmiş. Bize mesaj veriyor: Ey ümmetim, siz de ağlayın, sızlanın. Çünkü isyanlarınız, günahlarınız çok, hem de yığın yığın. Kulların sayısı kadar, denizlerin köpükleri kadar, yerle göğün arasına yığılmış günahlar. O günahları ne eritecek, ne yok edecek? Gözyaşları, tevbe istiğfar. O yığın yığın günahları yok edecek ancak gözyaşlarıdır. Allahım, bize de ölmezden evvel senin rızan için ağlayan iki göz ver. Bizlere de o iki gözü nasib et ya Rab!

Fitne zamanında yaşıyoruz. Çoluğunuza çocuğunuza sahip çıkın, başıboş bırakmayın. Bir yere müsaade ediyorsan, ikinci yere müsaade etme. Korkulur ki ona bir zarar gelir. Peygamberimiz buyuruyor ki:

“Öyle bir zaman gelecek ki, gecenin karanlıkları gibi fitneler doğacak.”

İşte doğmuş, çarşı pazarı geziyor, kol atıyor. Müslüman çocukları hristiyan yapıyor. Harıl harıl müslüman çocukları hristiyan oluyor. Sen de bir hristiyanı müslüman yapamıyorsun. Çünkü sen çalışmıyorsun ki, dinine yardım etmiyorsun ki.

Cenab-ı Hak ayet-i kerimesinde;

“Eğer benim dinime yardım ederseniz ben de size yardım ederim” (Muhammed Suresi: 7) buyuruyor.

Allahım bize yardım et, bizi bize bırakma. Bizi bize bırakırsan biz helak oluruz. Sen bize hayatımızın her anında her alanında her yaşantımızda her bakışımızda her duyuşumuzda, her tutuşumuzda, her gezişimizde birlere yardım et ya Rabbi. (amin)

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top