İslam Alemi

İslam Alemi

Zaman döne, döne devrini tamamlamak üzere… Ahir zaman Peygemberi göçeli onbeş asır oldu. İyiler birer birer çekip gittiler aramızdan… Kötüler cirit atıyorlar ortalıkta… Kalplerimiz hırs için sandık; karınlarımız haram için küp olmuş… Amellerin en sevimlisi olan ihlas gönüllerimizden sıyrıldı gitti… Gönüllerimizin üzeri kat kat gaflet perdeleriyle örtülmüş. Göz pınarlarımız kurumuş… Ağlanacak haldeyiz ama ağlayacak göz yok bizde…

Hasan-ı Basrî (ra)’nin dediği gibi ‘evlerimizi genişletiyor, kabirlerimizi daraltıyoruz.’ Kalplerimiz, ruhlarımız karmakarışık. Toz duman içimiz… Durulması kelime-i tevhide sarılmamıza bağlı…

Şimdi halimize ağlamak zamanı. Uyanmak, silkinmek zamanı.

Üzerimizden namazlar geçiyor. Minareler ağlıyor… Üzerimizden ezanlar okunuyor, hiç umursamıyoruz… Camiler mahzun… Kur’an-ı Mübin okunmak, anlaşılmak, yaşanmak istiyor ama mü’minler gafil. Kalp aynaları is tutmuş is. Bize hükmediyor emmâre nefis.

Bazımız namaz kılar ama isteksiz, neşesiz, heyecansız, huşusuz, kupkuru… Namazı yansıtmayız hayatımıza… Allah (cc) için cihadı, O’nun rızası için gayreti, çalışmayı bir tarafa bırakmışız…

Çocuklarımız büyüyor, onlara İslamî terbiye vermiyoruz…

Günlar, geceler, haftalar, aylar ve yıllar geçiyor halimize ağlayıp Rabbimize yönelemiyoruz.

Nereye gidiyoruz?

Ne düşünüyoruz?

Hangi amelimize güveniyoruz?

Hangi gözyaşına, hangi namaza, hangi oruca, hangi güzel ahlaka?

Dikkat edelim hüsrana uğramak üzereyiz… Mallarımız, evlatlarımız bizi Allah’tan uzaklaştırdı… Artık Allah’ın ismini duyunca ürpermiyoruz.

Dünya eğleniyor. Dünya oyalanıyor. Acıyor melekler, kendi kendimizi kandırışımıza, rahatımıza, gafletimize, halimize… Şeytanlar, kıs kıs gülüyor. Çünkü dünya; çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden, oturup dinlenmeden ve durup düşünmeden eğleniyor. Ama sonu zehir. Ama sonunda heba olan bir ömür. Eli boş günahkâr kullar. Ma’lûl, mahzûn, endişeli, bunalımlı.

Dünya hayatının süsleri, zevkleri, yemekleri insanoğlunu cezbediyor. Zevk u sefâsı, telaşesi zihinlerden, gönüllerden ahireti, Allah korkusunu silip atıyor. Cennet arzusu, cehennemin dehşetinden habersiz… Ebediyet yurdu sanki burası. Dört elle sarılmışız… Her gün aramızdan ayrılanlara, ölüm şerbetini içenlere dönüp bakamıyoruz… Hayatımızda Kur’an’a yer bırakmadık… Allah’ın emir ve yasaklarını unuttuk…

Ezanlarla yapılan ilahi çağrı sanki başkasına… Ölecek olan sanki başkası… Bu ne gaflet ya Rabbi! Bu ne uyku… Derin mi derin… Her halimizi gören, bize şah damarından daha yakın Rabbimize nasıl hesap vereceğiz? Dünyadaki gayretimiz yemek, içmek, giyinmek, evlenmek, güzel ve rahat evlerde oturmak, mal-mülk ve servet toplamaktan ibaret olmasın…

Günümüz dünyasında yürürlükte olan paracı sistem, insanları tüketime, refaha, yemeye-içmeye, eğlenmeye sevketmektedir. Malesef müslümanlar da bu çarka kendilerini kaptırmışlardır. Artık müslümanlar da bencilleşti. Kendilerinden başkalarını düşünemez oldular. Kat, yat sevdasına kapıldılar. Paranın esiri, kulu ve kölesi oldular.

Bu yüzden de müslümanlar hiç bir asırda benzeri görülmeyen, zulüm, işkence, eza ve cefaya maruz kaldılar. Dünyanın her yanında yüzbinlerce müslüman bütün insanların, güya insan haklarını savunduğunu söyleyenlerin ve hepsinden en acısı müslümanların gözü önünde her türlü hakarete, işkenceye, katliama maruz kalmaktadır. Müslümanlarsa, sıcak evlerinde, televizyon karşısında kuruldukları rahat koltuklarında Amerikan filmlerini seyretmekteler… Silkinelim, uyanalım. Bu gaflet, bu uyku hayra alâmet değil.

Hani Allah’ı seviyorduk! Resulullah’a müştâkdık! Nerede dinî heyecanımız? Nasıl da kurudu gözpınarlarımız. Kaskatı oldu kalplerimiz. Nerede ağlayanlarımız? Nerede canını, malını herşeyini Allah yolunda feda edenlerimiz?

İnsanların maddeye karşı besledikleri hırsın çok az bir kısmı ahirete yönelseydi dünyanın çehresi değişirdi. Zulüm olmazdı. Haksızlık, sömürü, çirkef olmazdı. Malesef hemen herkeste gelecek kaygısı, rızık endişesi kahredici boyutlara varmış. Kendi elleriyle mutsuz, bunalımlı, yaşanılmaz bir hayatın hazırlayıcıları olmuşlar…

Sahip olamadıkları mallar, bekledikleri fakat kaçırdıkları mevki ve makamlar beyinlerinde, gönüllerinde, konuşmalarında, rüyalarında… Kısaca hayat: Madde ve para. Bu yöneliş, bu gidiş maddeyi (parayı) putlaştırmaya varmıyor mu? Ve insanlar farkında olmadan tapınıyorlar, aşağılık fani maddeye. İnsanlar madde sarhoşluğunda. Allah ve ahiret unutulmuş… Öylesine sarhoş olunca ne uyarıcı dinlemekte, ne sınır tanımakta ne de kanun.

Dünyamız kara bulutlara bezendi. Hergün binlerce, milyonlarca vahşete tanık oluyoruz. İnsanlık, kendisini kaybetti. Huzursuzluk ve anarşi had safhada. Hapishaneler dolmuş taşıyor. Yuvalar yıkılıyor. İtimad kayboldu. İhtikâr arttı. İnsanlar isyanlarda. İtaat kayboldu. Saygı, sevgi, hürmet, bereket aramızdan uçup gitti. Neden? Çünkü Kur’an’dan uzaklaştık. Gençliği ibadet ve taatten uzak tuttuk.

Radyo ve televizyonda yayınlanan bir maça gösterin ilgi, ezana gösterilmiyor. Üzerimizden ezanlar okunuyor. Günde beş vakit Rabbimiz bizi huzuruna çağırıyor. Kur’an ile gıdalanmağa, huzura, saadete, kardeşliğe, sevgiye, birliğe, beraberliğe çağırıyor. Bizlerse hâlâ kahvehane köşelerinde pinekliyoruz. Bizlerse nefsimize uymağa, tembelliğe devam ediyoruz. Halbuki ölüm var. Dünya fani, aldatıcı, bütün lezzetleri geçici.

“Onlar tevbe ederler, ibadet ederler, hamdederler, seyahat ederler, rükûya varırlar, secdeye kapanırlar, iyilik emrini verir, kötülüğü yasaklarlar. Hadlerini bilirler. Bunun için mü’minleri müjdele…” (Tevbe: 112)

Acaba bu vasıflar var mı bizlerde? Yoksa biz… desinler, görsünler için mi yapıyoruz. Baş olma sevdasıyla mı? İçimizde buğz, tamah, cimrilik sebebiyle mi?  Zenginlere, makam sahiplerine yönelmek, fakirleri düşük görmek… Övünmek, kibirlenmek, gönlü katılık, gaflet, kana kana uyumak, nefsi doyuncaya dek yemek…

Dünya rağbeti. Ahireti bırakıp tamamen dünyaya çalışmak… Günahlarımıza sevap süsü vermek. Giden gençliğe, ilerleyen yaşa rağmen hâlâ tevbe etmemiş olmak, tek bir damla gözyaşı dökmemiş olmak…

İşte bizim çabamız. Yaptıklarımız bunlar… Halimiz ne olacak? Allah dostlarına itiraz ediyoruz. Allah’ı, ahiret gününü unuttuk. Silkinelim. Uyanalım. Yarın çok geç olabilir. Ecel kapıda.

“Kim benim zikrimden yüz çevirirse ona dar bir geçim vardır. Ve onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz.” “Artık o zaman Kur’an’dan yüz çeviren şöyle der: ‘Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin?’ Halbuki ben dünyada görüyordum.” “Allahu Teâlâ şöyle cevap verir: ‘Öyledir. Sana ayetlerimiz geldi de sen onları unuttun. İşte bugün sen de böylece unutulursun” (Tâhâ: 124-126)

İçinde bulunduğumuz geçim sıkıntısının sebebini anladınız mı? Kazancımız artıyor lakin bir türlü geçim sıkıntısından kurtulamıyoruz.
Ailemizde huzur, kazancımızda bereket kalmadı. Neden acaba?

Çünkü zikrullahtan uzak kaldık. Kur’an’ı rafa kaldırdık. Nefsimize, hevâmıza uyduk; içkiye, şaraba sarıldık, kahvehaneleri mekan edindik, her köşebaşına meyhaneler diktik… Camileri boşaltıp stadyumları, diskoları doldurduk. Sapık bir şarkıcıyı ihyâ etmek için seferber olduk… Faize dadandık. Gıybeti çoğalttık. Sohbeti, muhabbeti öldürdük. Saygıyı kaldırdık aramızdan… Fasıklara itibar gösterdik, inananları horladık. Hülâsa hakkı, hakikatı, kur’an’ı kaldırdık. Madden ve manen basiretlerimiz köreldi. Perişanız… Ağlanacak haldeyiz… Sefalet içindeyiz… Yalnızız… Rabbimizden uzağız… Geliniz! Yeniden Kur’an’a dönelim. Başka da çaremiz yok…

Bugün insanlık Allah’tan kopmuştur. Bugün insanlık Resulullah’tan kopmuştur. Bugün insanlık İslam’dan kopmuştur. Bugün insanlığın başına gelen bela ve musibetin sebebi bu kopuş değil mi? Biz Peygamberimizi dinlemedik. Biz Allah’ı dinlemedik. Kur’an’ı rafa kaldırdık. İslam’a zarar verdik, yerine küfürü getirdik, batılı getirdik. Ne zannediyorsunuz, bu insanların başına gelecek bela, musibet nedendir? Bakınız, dikkatinizi çekiyorum: İslam ülkelerinin başında olan liderlere bir bakın. Bir bakın, İslam ülkelerinin başında olan liderler kimlerin emriyle gelmiş oraya. Ürdün’e bakın, Suudi Arabistan’a bakın, Irak’a bakın, Afganistan’a bakın, Filistin’e bakın; Bütün, masonların uşakları gelmiş. O müslümanlar şimdi inim inim inliyor. Gel bizimkilere bak. Kimler getirdi bunları iktidara? Masonlar getirdi, masonlar.  Şimdi İslam düşmanlığı her yerde. Misyonerler kol geziyor her yerde, rahat rahat çarşı pazarda incil dağıtılıyor, dolar dağıtılıyor. Para karşılığı dinler satılıyor. Ne zannediyorsunuz? Müslümanlar uyuyor, emperyalistler çalışıyor.

Kafirler çok korkuyor. Onların bugün gelip İslam ülkelerinde oturmasının sebebi biziz. Bunu kimse inkar edemez. Biz yol açtık, buyurun dedik, bağrımıza bastık. Geldi geçtiler. Yoksa buralara gelemezlerdi. Ama buralardan çıkıp gidecek, buna da inanıyorum. Allah, bu dinin sahibini, bu Kur’an’ın hadimini bir gün gönderecek. Fakat onlar Medine’yi, Uhud, Hendek Savaşı’ını, Hayber’i, Peygamberimiz zamanındaki yahudilerin zayiata uğrayıp oralardan çıkarılmalarını unutamıyorlar. Haçlı dedelerini Selçuklular’ın, Osmanlıların durdurduğunu düşünüyor ve düşmanlıklarını sürdürüyorlar. İslam’a, müslümanlara, Kur’an’a, Peygambere karşı düşmanlığını o zamandan beri asla unutmamışlar. Yahudinin gözü hala Medine’dedir, Urfa’dadır, Bağdat’tadır. Hıristiyanın gözü hala İstanbul’dadır, İzmir’dedir, Hatay’dadır, Kars’tadır.

Fakat buraların sahibi var, dinin sahibi var ve bir gün gelecek. Çünkü  Hz. Musa (as)’ı Cenab-ı Hak, Firavunun kucağında büyüttü. Hz. Musa’nın eliyle firavunu helak etti. Allah (cc), Muhammed’ini (sav) puta tapan amcasının himayesinde büyüttü. Allah öyle bir Allah’tır (cc). Neden korkuyoruz ki? Fakat ne yazık ki müslümanlar Kur’an’dan koptular. İslam’dan koptular, İslam’dan ayrıldılar. Allah’tan,  uzaklaştılar. Hele gençlerin haline bak. Hele televizyonların haline bak, hele eğlence yerlerinin haline bak, Allah aşkına. Bu fuhşiyata bu içkiye, bu şaraba, bu zinaya kim dur diyecek. Yılbaşı gelince tırlarla şarap dağıtılıyor. Büfeciler, kuruyemişçiler, manavlar tanzarayı oynuyorlar, yılbaşı geldi satış yapacağız diye. Zehir zıkkım olur o kazanç size. İçki satacaksın, şarap satacaksın, müslümanları sarhoş edeceksin. Allah’ın şakası yok. Kur’an’a sırt çevirdin mi, Kur’an’dan yüz çevirdin mi, Kur’an’ı elden bıraktın mı, Kur’an’a uymadın mı Allah’ın şamarını yersin.

Allah nice şartları bozdu. Nice zalimleri helak etti. Nice kavimleri yok etti. Tarihe bir bakın görün. Fakat Cenab-ı Hak bu ümmete, bu ümmetin Peygamberine söz vermiş: “Resulüm! Senin ümmetini helak etmeyeceğim. Kıyamete kadar devam edecek senin ümmetin. suçluların cezasını ahirette vereceğim.”

Peygamberimiz (sav) başka bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Sizin üzerinize başı kuru üzüm gibi olan bir habeşi amir olarak gelse dahi sözünü tutun ve dinleyin…” Hocalar buraya kadar okuyor.. ‘Habeşli köle dahi yöneticiniz olsa, Peygamber (sav) itaat edin buyurmuş…’ Hz. Muhammed (sav) tam burada itaat kanunu ile ilgili olarak bir şeye temas ediyor. Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “İtaat; hakka, hayra, fazilete aykırı gelmeyen emirleredir. Allah ve Resulullah’a (sav) karşı isyan hususunda emirlere itaat yoktur.” İçki, şarap, faiz, tefecilik üreten bir amire itaat yoktur. Kimeymiş itaat? Kur’an hükmüyle, Allah’ın nizamıyla, Allah ve Muhammed (sav)’e tabi olarak devleti idare eden emiredir itaat. Hz. Ömer gibi, Fatih gibi, Yavuz Sultan Selim gibi emir ve sultanlara. Bu dinin sahibi Bir gün gelecek. Allah, o günleri görebilecek bir ömür versin bize de o günleri görelim. Bu Kur’an’a sahip çıkanın gelişini, nizama uyuşunu, o Kur’an ve Sünnet yaşantısını Allah bizlere de göstersin.

Sokaklar,  çarşı pazarlar, internet, televizyonlar  İslamlaşacak. Oralarda Allah ve Resul’ü anlatılacak, Kur’an anlatılacak. O gün de bir gün gelecek.

İşte bize de Muhammed Mustafa (sav) gibi bir peygamber nasip etmiş. Bizleri O’na ümmet eylemiş. Ya Rabbi kendine hakiki kul, Habibin Muhammed Mustafa (sav)’ na gerçek ümmet eyle. Bizleri bu yolda daim eyle, bizleri bu yola layık eyle Ya Rabb! Senin rızan için, senin korkundan, haşyetinden göz yaşı döken kullarının zümresine bizleri de ilhak eyle Ya Rabbi! Günahlarımızı affeyle, günahlarımızı mahfeyle, günahlarımızı setreyle! Biz günahkarız, asiyiz, mücrimiz, isyankarız fakat Sen Rabb’sin, Sen Allah’sın, Senin rahmetin geniş, merhametin geniş, affın ve mağfiretin geniştir. Sen: “kulum tövbe etti mi , günahlarına ağladı mı, günahlarına istiğfar etti mi Benim rahmetim coşa gelir onu bağışlarım” buyuruyorsun.

Ya Rabb bizleri de o kullarından eyle. Tövbelerimizi kabul eyle. Günahlarımızı setreyle. Günahlarımızı yok eyle. Ana babalarımıza rahmet eyle. Cümle ölmüşlerimize rahmet eyle. Kalanlarımıza sıhhat afiyetler ihsan eyle. Bizlere ve neslimize güzel ahlak nasip eyle. İslami cemaatleri sohbetleri daim eyle. Alemi İslam’a yardım eyle. Ya Rabb bu ülkeye, bu cennet vatanımıza, bu milletimize güzel, sevdiğin bir kul, bir sahip gönder. İslami bir sahip gönder. İslam sahipsiz, din sahipsiz, Kur’an sahipsiz, Müslümanlar sahipsiz bir sahip gönder Ya Rabb!

Allah’ım ülkemizi, milletimizi, memleketimizi koru. Din-i İslam-ı Mübini Sen muhafaza eyle Ya Rabb. Hz. Kur’an-ın hürmetine , tevhidin hürmetine Senin için yanan aşıkların hürmetine, sadıkların, salihlerin hürmetine ülkemize, milletimize, memleketimize ve Alem-i İslam’a yardım eyle Ya Rabbi.

Cahiliyye devrinde insanlık berbat olmuştu. Heder olmuş gidiyordu. Dağlardan, ufuklardan, yerlerden ve göklerden bir yardım bir imdat bekleniyordu. Sen Muhammed’ini (sav) gönderdin. Cebel-i Nur’dan güneş doğdu, İslam geldi, putperestlik yıkıldı. Cahiliyye devri yıkıldı, yerini İslam aldı. Ya Rabbi ülkemize İslam’ı nasib eyle.

 Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top