Herhangi Bir Tarikata Girmek Şart Mıdır ?

Herhangi Bir Tarikata Girmek Şart Mıdır ?

Bu soruya gelince, insan manevi açıdan olgunlaşmak, nefsinin heva ve heveslerinden kurtulmak, kendi içini temizlemek, şeriatı kâmil manada yaşayıp yaşatmak mana aleminde yükselmek niyetinde ise, şarttır.

Tarikat, kulların toplum hayatında, aile hayatında, iş hayatında kısaca her sahada Yaradanından korkması, yüreğinin O’nun adı anıldığında bile titremesi halidir. Sözün özü her gönüle manevi bir jandarma manevi bir bekçi koyma halidir. Hal böyle olunca hangi insan bunu istemez? Hangi insan buna karşı çıkabilir. Onun için şeriatın inceliklerini bilmek isteyen her insan için bir tarikat yolu şarttır diyebiliriz.

Kısaca şeriatsız olgunlaşmış bir tarikat hayatı, aynı şekilde tarikatsız olgunlaşmış bir şeriat yaşantısı düşünülemez.

Tarikatların zahirî, pratik manasını birkaç cümle ile özetledikten sonra, fakirane dilimizin döndüğü kadar biraz da batınî (gizli) manasından bahsetmek isteriz.

Tasavvuf yolu, yani tarikatlar, mana aleminde, batınî alemde devamlı surette Allah’ı (c.c.) hatırlamak ve sürekli ondan korkmaktır. İnsan nasıl zahirde hatırladığı, düşündüğü şeyden uzak kalamazsa, işte tarikat da insana hatırlattığı şeye yani Allah (c.c.) ile devamlı birlikte olmaya sevk eder ve sürükler. Nitekim Cenab-ı Hakk Zülcelal Hazretleri, Maide Suresi 35. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun, Ona (yaklaşmak) için vesileler arayın ve onun yolunda cihad edin. Ta ki muradınıza eresiniz.”

Tarikat, insanı Allah’a yaklaştırır ve Allah ile birlikte kılar. Tarikat, insanın Allah için gözünden dökülen yaştır. Gönlündeki nefs-i emmaresiyle savaştır. Tarikat, şeriat gemisine binip denize açılmak ve o enginlerdeki sırları, güzellikleri keşfetmektir. Tarikat, bütün alemi Yaradanının gözüyle görmek ve bütün mahlukatı Yaradanından ötürü sevmektir. Kısaca tarikat bütün gönülleri birleştirip Allah’ a doğru yürümektir.

Mevlana Hazretleri ne güzel söylemiş:

“Aşıkların sevinci ve gamı sadece Allah’tır. Onların el emekleri ve ücretleri de yine O‘dur. Her kim de Allah‘tan başkasına bir aşkı varsa, o aşk şeker yemek kadar tatlı da olsa yine can çekişmek kadar acıdır.” Yine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Rabb’ine şöyle iltica ve niyaz ederek der ki: “Senin öfkenden rızana sığınırım Ya Rab! Senden Sana sığınırım.” Evet tarikat, Allah’tan yine kendisine sığınma yöntemidir. Tarikat, Yaradanın kapısından başka gidilecek bir kapı olmadığını benimseten yoldur. Bunların ötesinde tarikat, aklın bile idrak edemediği olağan üstü halleri yaşamaktır. Özetle tarikat, Peygamberimizin: “Allah‘ın ahlakı ile ahlaklanınız” hadisinin özüdür, içeriğidir.

Tarikat, altunu has hale getirmektir. Daha sonra da bu has altunu kalıplara dökmek ve ondan çeşitli güzellikteki mücevherat ortaya çıkarmaktır.

Tarikat, şeriattaki su ve toprak ile yapılan temizlikle yetinmeyip kalpleri temizleme yoludur. Tarikat, Ramazan orucunu tutan bir insanın yemek içmek şöyle dursun orucu bozulacak korkusu ile kötü sözden, gıybet etmekten bile korkması halidir.

Tarikat, Allah sevgisi demektir. Allah’ı sevmektir, O’ndan korkmaktır. O’nun kapısından başka bir kapı aramamaktır.

Tarikatı zahirî-batınî manada makul ve anlaşılabilir ölçülerde dilimizin döndüğü şekilde açıklamaya çalıştıktan sonra, şimdi de tarikat nasıl başlar ve nasıl devam eder? Bunun üzerine birkaç kelâm etmek isteriz.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top