Haram ve Günahlardan Kaçınmak

ehlibeyt_k-765589Eğer Cenab-ı Hakk, günahlarımızı yüzümüze vurmuş olsa çarşıya, pazara çıkıp kaldırımda gezemeyiz. Boyunlara bir levha olarak asmış olsa günahları utancından kimse dışarıya çıkamaz. Kendi günahlarından haya eder, utanırlar. Fakat Cenab-ı Hakk Settâre’l-uyûb olduğu için günahları setretmiş, örtmüş. Bu dünyada kimseye bildirmiyor. Kimse, kimsenin sevabını, günahını bilmiyor. O, affedicidir. O, bağışlayıcıdır. O, affetmeyi sever. Rahmeti bol, merhameti bol, affı bol, mağfireti boldur. Allah’ım, bizleri kendine hakiki kul, Habibin Muhammed Mustafa’na hakiki ümmet eyle.

Gerçekten İslam’ı kabul ettiysek, gerçekten tarikata bağlandıysak, İslam’ı gerçekten yaşamaya çalışıyorsak günaha yaklaşmayalım. Günah işlediğimiz zaman da derhal tevbe edip bütün günahlardan kaçınmalıyız. Allah’a, Resulü’ne ve bağlı olduğumuz kapıya gerçekten teslim olalım. Allah ve Resulü ne emrediyorsa o yönde, o istikamette yürüyelim.

Hayatını İslam’a göre ayarlayacaksın. Sahabe-i kiram zamanında her bir ayet-i celile indiğinde, Cenab-ı Resulullah (sav), ashabına ‘şu emredildi, şu yasaklandı, şu helal kılındı, şu da haram kılındı’ dediği an ashab buna aynen uyuyordu. Hayatında bunları hemen uyguluyordu. Ona tabi oluyordu. Haramdan kaçınıyordu. Ashab-ı kiram şüpheli lokmalardan da, her türlü günahtan da kaçınıyordu. Çünkü Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştu:

Küçük günahlardan sakının, küçümsemeyin. Küçük günahlar sizi büyük günahlara götürür.

Müslümanın gönlüyle günahtan uzaklaşması gerektiği gibi diliyle de günahlardan kaçınması gerekir. Hz. Musa (as) zamanında İsrail oğullarına müthiş bir kıtlık isabet ediyor. Musa (as), inananları topluyor yüksekçe bir yere dağa çıkalım buyuruyor. Rabbimize dua edelim, belki bir rahmet yağdırır. Musa (as) duaya başladığı an Yüce Allah’tan hitap geliyor:

“Ya Musa, ümmetinin içerisindeki nemmamları çıkar, onları kov. Ondan sonra duanı kabul ederim.”

Nemmam kimdir biliyor musun? İki müslümanın arasında söz taşıyıp onları birbirine düşüren, düşman eden münafık iki yüzlü kimsedir.

“Ya Rabbi, o nemamlar söz taşıyanlar kimdir ?  bana bildir” dedi.

Hz. Musa (as).

“Ya Musa, ben onları sana söylersem nemmam olmaz mıyım. Ben onları tek tek sana bildiremem”

Hz. Musa:

“Peki ne yapayım ya Rabbi? Emrin nedir?”

“Ya Musa, kavmini topla, dağa çık ve topyekün dua edin. Dua edin duanızı kabul edeyim. Tevbe edin tevbenizi kabul edeyim. Rahmet yağdırayım.”

Musa (as) kavminin hepsini topluyor, bir dağın üstünde tevbe istiğfar ve dua ediyorlar. Ellerini yüzlerine sürmeden gökyüzünden rahmet iniyor.

Eskiden Allah dostları, alimler faiz alıp veren yerlerin önünden bile geçmezlerdi.

“Niye buradan geçmiyorsun da arkaları dolaşıyorsun?” diye sorduklarında onlara: “Orada pislik var, üzerime bulaşır” diye cevap verirlerdi. Biz çoktan pisliğe bulaştık. Bulaşmayan kalmadı ki. Onun için bu hale geldik. Faiz var, zina var, içki var, tefecilik var, adam öldürme var. Bütün kötülükler işleniyor. Bu topluma ne olmuş böyle? İşte Allah Celle Şanuhu, bu toplumun içinden iyi kullarını seçip ayırmış.

Yarın mahşer gününde yüce Allah şöyle seslenecektir:

“Ey mücrimler, ey asiler, ey günahkarlar, mümin kullarımdan seçilin, ayrılın.” YASİN: 59

İşte Allah, camiye, sohbetlere, zikirlere gidenleri bu dünyadayken seçmiş. Ancak bunu muhafaza etmek, korumak lazım. Bir fırtına estiği, yollara toz geldiği zaman evlerimizi nasıl koruyorsak dinimizi, imanımızı da öyle korumalıyız. İffetimizi ve namusumuzu öyle korumalıyız. Artık kimseye itibar yok. Zina serbest, içki serbest, fuhuş serbest, faiz serbest her kötülük serbest. Allah’ım, kötülüklerden, pisliklerden, günahlardan bizleri çocuklarımızı, yavrularımızı, müslüman kardeşlerimizi sen muhafaza eyle.

Ebubekir-i Sıddîk, şüpheli bir lokma yemiş ve yemek midesine inmiş. Hemen ardından hizmetçisine sormuş;

Bunu nereden aldın?

Kölesi diyor ki:

Ey Ebubekir, ben önceleri kâhinlik yapıyordum onu da beceremiyordum ya işte bu para oradan kalma. O parayla aldım.

Sıddîk (ra), parmağını ağzına sokarak istifra etmiş ve o lokmayı geri çıkarmış.

Arkadaşları diyor ki:

Ey Ebubekir, bir lokma için mi canını acıtıyorsun?

Vallahi bilsem ki canım çıkacak, yine de o lokmayı çıkarırdım. Yüce Resulullah ‘tan duydum ki ‘haram lokma yiyerek gelişen azalar cehenneme müstehak olur’.

Peygamberimiz (sav), tahsildarlar, zekat memurları tayin etmiş. Zekat memurları köyler, kasabaya şehirlerde zekatı toplayıp getiriyor, kasaya vezneye teslim ediyor, devlete veriyor. Müslümanlar tarafından hediyeler veriliyor, hediyeler geliyor memurlara. Memurlar, tahsildarlar Allah Resulüne buyuruyorlar ki:

Ya Resulallah!

Bu da bizim hediyelerimiz.

Allah’ın resulü buyuruyor ki onlara:

Siz daha önce de bu adamlardan zekat parası almazdan önce, bu adamlar size hediye verdi mi?

Hayır ya Resulallah.

Resulullah (sav):

“O da rüşvettir, haramdır. Onları da beytülmale vereceksiniz. Onu da alamazsın, eğer dinin işini yapıyorsan, dinin işini takip ediyorsan, dininden karşılık alıyorsan bal gibi haramdır” buyuruyor.

Dikkat et müslüman!

Dikkat et, çoluğuna çocuğuna öyle şeyler yedirme. Sakın ha! Allah bizi hesaba çekecek. Hiç kimse kurtulamayacak. Hiçbir varlık, Allah’ın hesabından kurtulamayacak. Çünkü herkes, bütün canlı varlık, cansız varlık, ins, cin, bütün hayvanat, haşerat kısmı bile bütün canlı varlık Allah’ın huzuruna toplanacak. Boynuzsuz koç, boynuzlu koçtan hakkını alacak. Zerre kadar hayır yaptın ise karşılığını görecek, zerre kadar şer işledin ise onun da icazatını, mükafatını göreceksin. Allah’ım! Bizleri sana layık kullardan eyle. Habibine layık ümmet eyle.

Siz ne zannediyosunuz? Biz İslam’a uymuyoruz, İslam’ı kendimize uyduruyoruz. Müslüman, İslam’ı kendine uyduruyor, uydurmaya çalışıyor. Sen İslam’a uyacaksın, sen Kur’an’a uyacaksın, sen Allah’ın emirlerine uyacaksın, sen Resulullah’a uyacaksın, sen O’nun sünnetine uyacaksın, O’nun çizmiş olduğu yoldan gideceksin, müslüman!

Bir defasında Ramazan’da bir yere gitmiştim. Sanki Ramazan değilmiş gibi büfeler yine açık, yine yemekler satılıyordu. Lokantalar açık, çay ocakları açık. Herkes orucunu yiyor. İnsan bilmiyor ki, bir sonraki Ramazan’a ulaşabilecek mi.

 “Ey mü’minler!

Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin.” (Nisa 29)

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Mü’min mü’min için bir binanın birbirini bağlayan kerpiçleri gibidir.”

“Mü’min mü’minin kardeşidir. Ona zulmetmez, kötü söylemez ve ona karşı azgınlık etmez.”

Günümüz insanı topyekün bir maddeciliğe doğru kayıp gitmektedir. Aramızdaki ilişkileri manevi değerler yerine maddi değerler belirlemektedir. Manevi değerler de, onları tanıyan bilenler tarafından maddiyat için istismar edilmektedir. Helal rızık endişesi kalkmış. Malesef müslümanlar ‘helal lokma yemek’ hususundaki titizliklerini yitirmişlerdir.

‘Para, mal gelsin de nasıl gelirse gelsin’ zihniyeti müslümanlara yollarını, izlerini şaşırttırmıştır. Bu durum cemiyet hayatına aksettiğinden zulüm, kargaşa, anarşi, güvensizlik alıp yürümüştür. Bir Batılı’nın; “vicdanım temiz, çünkü onu hiç kullanmadım” dediği gibi kimse vicdanını kullanmıyor.

Geliniz, yeniden manevi değerlerimize dönelim. Manevi hastalıklardan sıyrılalım. Hakiki müslüman olmanın yollarını arayalım. Helal kazanç yollarını arayalım. Para ve mal için kardeşlerimizi aldatmayalım. Yoksa Efendimiz (sav)’in “bizi aldatan bizden değildir” tehdidinin sahasına gireriz.

“Faiz yiyenler, tefecilik yapanlar kabirlerinden ancak kendilerine şeytanın dokunmasıyla çarpılmış ve saraya tutulmuş kimse gibi bir perişanlık içinde kalkarlar. Bütün insanlar mahşerde onların faiz yediklerini yüzlerinden anlayacaklardır. Bu ceza ve zilletleri onların ‘alış-veriş de ancak faiz gibidir’ demelerindendir. Halbuki Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kim ki Rabbinden ona bir öğüt gelip de ondan sonra faiz yemekten vazgeçerse affı ve mağfireti Allah’a aittir. Kim ki haram olan faizi yemeğe dönerse onlar o ateş cehenneme yuvarlanırlar ki orada bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar.”

“Allah, faizin bereketini tamamen giderir ve sadakası verilen malları bereketlendirerek arttırır. Allah, haramı helal kılmakta ısrar eden kâfir ve günahkâr hiçbir kimseyi sevmez.”

“Şüphesiz iman edip de salih amel ve hareketleri işleyenler, farz namazlarını dosdoğru kılanlar, bir de ödenmesi lazım gelen zekâtlarını veren kimselerin Rableri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve mahzûn olacak da değillerdir.”

“Ey iman edenler! Eğer faizin haram olduğuna inanan müminler iseniz Allah’tan korkun ve faizden kaçının.”

“Şayet böyle yapmazsanız Allah ve Resulü’yle savaş halinde olduğunuzu bilin… Eğer tövbe ederseniz, sizin için ana sermayeniz vardır. Ne zulmedersiniz, ne de zulme uğrayınızı.” (Bakara: 275-279)

Bütün dünyada yaygın olduğu gibi bizde de faiz yaygındır. Faizli uygulamalara geçiş yaptığımız son bir asırda insanımızda huzur kalmamış; toplumumuza mutsuzluk hakim olmuş; hayatımızın bereketi gitmiş; bencilleşmişiz; paramız pul olmuş; kötülükler, fuhuş, içki, ahlaksızlık had safhaya çıkmış.

Faiz bizi köleleştirmiş; insanımızın alınterini, emeğini bilmem hangi bankaya, bilmem hangi borç dağıtan uluslararası kuruluşa akıtıp duruyoruz.

Faizle, manevî değerlerden uzaklaştık. Faizle batağa battık. Allah’ın hitabından uzaklaştık.

Şimdi faizi, fuhuşu, içkiyi, zinayı hayatımızdan atmak zamanı…

Allah’ın hükmüne, O’nun Kur’an’ına, O’nun sistemine dönmek zamanı…

Özümüzden uzaklaşmamızın bir örneği de, Efendimiz (sav)’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği tarihi esas alan Hicrî takvimi terkederek yerine miladî takvimi esas almamızdır. Hadi takvim değiştirmek bir yere kadar. Peki yılbaşı kutlamaları da ne oluyor? Kesilen ağaçlar, oluk oluk içilen içkiler; arşı titreten ahlâksızlıklar… Ya devlet eliyle organize edilen kumarlar?

Kur’an’da var mı? Hadis-i Şeriflerde var mı? Geleneklerimizde? Tarihimizde? … Yok.

“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları şüphe yok ki, şeytanın işi olan pisliklerdir. Bunlardan sakının ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide: 90)

“Muhakkak şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık sokmak, Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan sakınırsınız değil mi?” (Maide: 91)

Her türlü içki ve kumar ebediyyen yasaklanmıştır. Bu bağlamda “sadece yılbaşı gecesi bir iki kadehten ne çıkar?” demenin dinle imanla uyuşur hiç bir tarafı yoktur. Yılbaşı kutlamaları her ne şekilde olursa olsun ve kim tarafından yapılırsa yapılsın haramdır.

Malesef müslümanların da almak için ellerini uzattıkları piyango kumardır ve haramdır. Piyangoyla zengin olunmaz. Başına millî kelimesinin getirilmesi hiçbir şey değiştirmez. Bunun devlet tarafından yapılması da herhangi bir meşruiyyet kazandırmaz. Buna bakılacak olsa, faizi serbest bırakan hatta bizzat yürüten de devlettir. Müslüman bu gecede nefislerinin her istediğini yapan hayvanlardan daha aşağı bir konuma gelen, kendisine, çoluk çocuğuna ve bütün insanlığa zarar verenlerden olamaz. Herkesin Rabbini unuttuğu yerde o hatırlar. Zavallılaşan insanlığa hidayet için dua eder. Haram işlemekle kurtuluşa eremeyiz. Ona buna benzemekle sırtımızı doğrultamayız. Özümüze dönmedikçe, Kur’an ve Sünnet’e bağlanmadıkça aşağılanmaktan, ezilmişlikten kurtulamayız.

Yıllar var ki, özümüze hasret kaldık. Bizden olmayanlara benzetilmek istendik. Bin yıllık tarihimize, medeniyetimize, kültürümüze ters düştük. Özümüzden, koparıldık. Hayat damarlarımız kurutuldu. Kıblemiz değiştirildi. Batılı hayat tarzını benimsedik. Onlar gibi yemeğe, onlar gibi içmeğe, onlar gibi konuşmağa özen gösterdik. Aile hayatımız, geleneklerimiz, sanatımız, mimarimiz onalara benzedi. Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî’nin dediği gibi oldu: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”

İnancımızda olmayan şeyleri yapmaya devam edersek bir gün yaptığımıza inanmaya başlarız. İçkiyle tefekkür edilmez. Özünden, tarihinden, dininden kopan bir millet iflah olmaz… Geliniz inandığımız gibi yaşayalım. Özümüze dönelim. Şu kısacık hayatımızı hebâ etmeyelim. Nesillerimizi ifsad ederek Ebediyet Yurdu’nda cehenneme yakıt olmayalım. O halde her şeye ve herkese rağmen biz hassasiyetlerimizi koruyalım. Bize bunların dinin esasından olmadığını söyleyen yalancılara kanmayalım. Aksi halde kafirlerin önce geleneklerini, sonra eğlencelerini, daha sonra da ibadet şekillerini alır duruma geliriz ki bu da dinin elimizden kayıp gitmesidir.

Allah (cc) kullarına diyor ki:

“Ey kulum, İçki içme, zina yapma, Rüşvet alıp verme, faiz üretme. Yoksa seni cezalandırırım, hapsederim, mahkum ederim.”

Kur’an’da içki içmenin, faiz yemenin, haksız kazancın kötülüğünü ve cezasını beyan buyurmuş. Helal de belli haram da belli Kur’an’da. İradesini kullanıp helal yoldan kazanan, namazını dosdoğru kılan, zekatını veren, Allah’a ve Resulüne itaat eden kurtuluşa eriyor.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top