Hakiki Oruç Tutmak

6916Muhterem Kardeşlerim!

Herkes hedefine ulaşmak için mücadele ediyor. Bir sporcuyu düşünün. Maçı kazanıp, ödülüne kavuşmak için günlerce, aylarca kamplarda antreman yapıyor. Bunun gibi biz de büyük bir mükâfat elde edeceğimiz bir zamana girmek üzereyiz. Ancak o sporcu gibi, azmetmek ve gayret etmemiz gerekiyor. İşte müslümanın affedileceği, büyük sevaplara nail olacağı Ramazan-ı Şerif ayı geliyor. Oruç tutmakla elde edilecek o mükâfatı bakınız Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl haber veriyor: “Kim Allahu Teâlâ yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.”

Sayılı birkaç gün kaldı Ramazan’a. Kollarımızı sıvadık mı? Hazırlığımızı yaptık mı? Gözyaşlarıyla, tövbeyle günahlarımıza ağlamaya hazır mıyız? Kamplarda sporcular antreman, hazırlık yapıyor! Bizim de bu muazzam aya hazırlık yapmamız lazım? Ama bir hazırlığımız yok! Hazırlığımız yok diyorum, çünkü nefsime bakıyorum. Benim nefsimde Ramazan-ı Şerife hiçbir hazırlık yok. Benim sizinle işim yok, kendi nefsimde arıyorum.

Şu hale bak. Müslümanların haline bak. Göreceksiniz! Bu mübarek ayda kahvahaneler açık olacak, harıl harıl çaylar içilecek, lokantalar, yemekhaneler açık olacak, çok sayıda insan hayâ etmeden yemek yiyecek, içki içecek, günahlara dalacak. Bu meyhanede, kahvahanede, batakhanede orucunu yiyen bu insanlar kimler? Rus mu, Alman mı, gayrimüslim mi? Hayır bunların tamamı Müslüman. Yani “Lâilaheillallah Muhammedu’r- Resûlüllah” diyen insanlar.

Peki, bunlar nasıl Müslüman?! Onların kötülükleri bizleri rencide etmeli. Ancak onlara baka baka neredeyse biz de onlar gibi olacağız. Hâlbuki biz ehl-i salât Müslümanlar olarak, öyle insanlar olmalıyız ki, o meyhanede kumar oynayan, içkisini içen o insan, bize baktığı zaman bizim cazibemiz, feyzimiz, içimizdeki îman nuru onu çekip çevirmelidir. Cenâb-ı Hâkk öyle Müslüman olmamızı istiyor. Selim bir kalp istiyor. Ne ile olur, selim kalp? İbadet ve taatla olur, Allah korkusuyla olur. Güzel ahlâkla olur.

Ramazan-ı Şerif ayı geliyor. Sohbetime başlarken okuduğum ayet-i celilesinde Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki:

 “Ey îman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”[2]

Peygamber efendimiz (s.a.v.) ise: “Ramazân hilâlini gördüğünüz za­man oruç tutun. Şevval hilâlini gördüğünüz zaman da iftar edin (bay­ram yapın). Eğer size (gökyüzü bulutlu olduğu için) hilâl gizli kalırsa, artık ramazân hilâlini (otuza tamamlamakla) takdir ve hesâb edin.” Hadislerde ramazan hilalinin gözetlenmesi emrediliyor. Ancak bunu kim yapacak? Devletin kurumları, görevlileri yapacak. Diyanet ve müftüler yapacak. Ama ülkemizde bu konuda gereken hassasiyet gözetilmiyor.

Bazı kardeşlerimiz soruyorlar; Hocam Ramazan-ı Şerif oruç tutmakla karşılanır mı? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyuruyor:  “Sizden kimse, ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse, önceden oruç tutmakta idiyse, orucunu tutsun.”

Fakat bu insan, pazartesi-perşembe orucu tutmayı adet haline getirmişse ve Şaban ayının son günü bu günlerden birine rastlarsa, oruç tutmasında bir sakınca yoktur. Çünkü o kişi, ramazanı karşılamak için bu orucu tutmamıştır. Ayrıca nafile bir ibadeti vird edinen kişiye, o ibadet vâcip haline gelir. Bir özrü olmadığı halde o ibadeti terk ederse onu kaza etmesi gerekir. Aynı bizim virdlerimiz, günlük derslerimiz gibi. Ruh bedenden çıkıncaya kadar o dersi çekmek mecburiyetindesin. Nasıl ki bir şeye adak adayınca o sana vâcip oluyorsa, günlük dersler de şeyhinin, mürşidinin şahsında Cenâb-ı Hakk’a ve Resûlüllah’a (s.a.v.) verdiğin sözden dolayı sana vâcip olur. Bu zikrullahı, kelime-i tevhidi, ruhum bedenimden, canım vücudumdan çıkıncaya kadar seni zikredeceğim Ya Rabbi!, diye söz verdin. Ya Rabbi! Bizleri zikrinden, fikrinden alıkoyma!

Bu konuyu tekrar ediyorum. Ramazan-ı Şerif ayı oruç tutarak karşılanmaz. Yukarıda naklettiğim hadisle bu yasaklanmıştır.

Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ramazan ayı geldiği zaman cennet kapıları açılır. Ateş çukuru cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar sıkıca bağlanır.”[6] Allah! Allah! Bu ne güzle müjde! Sıkıca bağlanmanın zincire vurulmanın manası, bu mübârek ayda Müslümanlar öyle güzel ibadetler yaparlar ki, cennetin bütün kapıları ona açılır. O insan kalbini öyle Rabbine verir ki, şeytanlar ona hiçbir şekilde yaklaşamaz, vesvese veremez. Çünkü o kişi yaptığı ibadetlerle, dualarla, Allah aşkıyla, Allah korkusuyla, Rabbi ile arasındaki perdeleri açmıştır. Artık o kalbe şeytan yaklaşamaz. Yoksa gerçekten şeytanların eline, koluna, boynuna zincir vurulmuyor. Cenâb-ı Hakk onları Müslümanlara müsallat olmaktan men ediyor. Fakat Allah hiçbir kulunu nefs-i emmaresinin eline bırakmasın. Ufacık bir yüz verdin mi -Allah korusun- seni parça parça eder. Îmanını, yaptığın nice ibadeti yok eder, yakıp kül eder. Ona yüz vermemek için ne yapmamız gerekir? Zikrullah. “Kelime-i tevhid nefs-i emarenin kılıcıdır.”

Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kim farz olduğuna inanarak ve Cenâb-ı Hak’tan sevabını umarak Ramazan ayında oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” buyuruyor.

Oruç, ruha faydalı olduğu gibi, bedene de faydalı bir ibadettir. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.):“Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.” buyuruyor. Ramazan-ı Şerif gelince, çok sayıda insan hocalara müracaat edecek. Hocam midem ağırıyor, oruç tutmazsam olur mu? Benim midem kırk senedir ağırıyor. Oruç tutmaya başladım mı, şifa buluyorum biiznillah. Doktor bana, hiç oruç tutmayacaksın diyordu. Sık sık yiyeceksin. Ama Hz. Peygamber oruç tutarsan sıhhat bulursun buyuruyor. Ben oruç tuttuğum zaman şifa buluyorum elhamdulillah. Hiçbir ağrım olmuyor. Oruç ayı çıktımı bayram ettikten sonra ağrılar, acılar başlıyor.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Oruç günaha karşı bir kalkan, ateşten koruyan sağlam bir kaledir.” buyuruyor. Ya Rabbi! Bizi Resululah’ın dediği gibi oruç tutanlardan eyle! Oruç, savaşta kişiyi düşman darbelerinden koruyan kalkan gibi dinin, îmanın kalkanıdır, kalesidir. Oruç, insanın eli için, dili için, gözü için, kulağı için hatta kalbi için kalkandır. Orucu böyle tutmak lazım. Orucu bütün uzuvlara tutturmak gerekiyor. Böyle oruç tutan kişiye namaz ağır gelir mi?

Şu memleketimizdeki Müslümanların haline bir bakın! Oruç tutuyor, namaz kılmıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İslâm beş temel üzerine kurulmuştur.” buyuruyor. Nasıl oluyor da İslâmın bir şartını yerine getiriyorsun da, bir başkasını getirmiyorsun ve bundan hiç rahatsız olmuyorsun. İkisini de emreden Allah değil mi? Bu tuttuğun orucun sana ne kadar faydası olacak? Bakınız Peygamberimiz (s.a.v.) ne buyuruyor:  “Nice oruçlular vardır ki, tuttuğu oruçtan yanına sadece çektiği açlık kâr kalır. Nice gece namazı kılanlar vardır ki, onların da kârı gece uykusuz kalmaktan ibarettir.” İslâm’ı kendi indi fikrine göre yaşayamazsın. Allah ve Resülü’nün emrine göre yaşayacaksın. Yoksa kendi indi fikrine göre, namaz kılıp oruç tutarsan bu olmaz. Aynı Cuma namazını kılıp beş vakit namazı kılmayanlar gibi. Onlara beş vakit namazı nereye koydunuz, deyince bize darılıyorlar. Ya Hocam, bir cumaya geliyoruz ona da mı gelmeyelim, diyorlar. Ben onu demek istemiyorum. Namaz kılmayanlar oruç tutmasın demek istemiyorum. Ancak bu tuttuğun oruç, beş vakit namaz kılmanı niçin sağlamıyor? Ben bunu anlamıyorum.

Müslüman kardeşim!

Cenâb-ı Hakk bizleri insan olarak yaratmış. Bize sayısız nimetler vermiş. Lutfetmiş Müslüman anadan babadan dünyaya göndermiş. Madem Müslümanız, madem Cenâb-ı Hakk bizlere îman nasip etmiş, o zaman onun hükümlerini uygulamak mecburiyetindeyiz. Onun programını uygulamak mecburiyetindeyiz. Müslümanlık Allah’ın dediğini yapmaktır. Yap dediğini yapacaksın, yapma dediğinden kaçınacaksın. Peygamber (s.a.v.)‘in getirmiş olduğu şeriatı tatbik edeceksin.

Şimdi Ramazan-ı Şerifin arefesindeyiz. Kolları sıvayacağız. Tövbe edeceğiz. Geçmiş günahlarımıza gece gündüz ağlayacağız. Kılmıyorsak beş vakit namaza başlayacağız. Yüzümüzü, gözümüzü, alnımızı, secdelere süreceğiz. Taklitten, gösterişten de uzak duracağız. Fakat Allah’a karşı riya olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki; “Ağlamak gönlünden gelmiyorsa Allah’a karşı ağlamaklı ol.” Çünkü Allah seni görüyor.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kim îman ederek ve sevabını Allah’tan umarak ramazan orucunu tutar­sa önceki günahları affedilir.” Ramazan-ı Şerif ayında sevabına inanarak, Allah tarafından emredildiğine inanarak ve sevabını Cenâb-ı Hak’dan umarak oruç tutanı Allah cehennemden azat ediyor. Ancak bu beş vakit namaz kılmayanların cennete gireceği anlamına gelmiyor. Namaz ibadeti, bir borçtur. Borcunu ödeyeceksin. Cenâb-ı Hakk kullarına bunu farz kılmış, ödemek mecburiyetindesin. Hacca bir vekil gönderebilirsin. Çok yaşlısın veya ölüm döşeğindesin, oğlunu veya bir başkasını kendi yerine gönderebiliyorsun. Oruç tutamayacak durumdaysan, fidyesini veriyorsun. Hatta kasten yemiş olsan dahi köle azat ediyorsun, altmış fakiri doyuruyorsun. Cenâb-ı Hakk senin o günahını bağışlıyor. Fakat namaz ibadeti öyle değil. İlla ödeyeceksin.

Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevapları da kat kat yazılır. Onun için Müslümanlar zekâtlarını daha ziyâde bu ayda verirler. Zekât da oruç gibi başka bir şeyle ödenmeyecek bir ibadettir. İlla zekâtını vereceksin. Hatta kişi zenginken vermediği zekâtını, fakirleşse bile ödemek zorundadır. Zekâtlarını vermeyenler hakkında bakınız Cenâb-ı Hakk ne buyuruyor ki:

 “O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): “İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi, şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!” denilecek.”

Mal-mülk, altın-gümüş biriktirip zekâtlarını, sadakalarını vermeyenlere sevdikleri şeylerle azap edilecek.

Zekât borcundan kurtulmak için onu dünyada iken ödeyeceksin. Fakirleşsen bile, zenginken ödemediğin o borçları ödemek zorundasın. Sana verilen zekât ve sadakanın bir kısmıyla bu borcunu ödeyeceksin.  Cenâb-ı Hakk, kullarının bu dünyadan günahkâr olarak, huzuruna çıkmasını istemiyor. Çünkü çok ağır bir sorgu var. Orada her şey ağır. Orada, sorguya çekileceksin inceden inceye. Yaş-kuru, gizli-aşikâr her ne yaptıysan onun hesabını vereceksin. Kullarına olan şefkat ve rahmetinden dolayı Cenâb-ı Hakk, her zaman tevbe kapısını açık tutmuş, daha önce yapamadığın ibadetlerini kaza ile, fidye ile, kefaret ile yerine getirme imkanı vermiş. İşlediğimiz günahlar için gözyaşıyla, yalvarıp yakarmaya, tevbeye davet ediyor:

 “Ey mü’minler, top yekûn Allah’a tevbe edin ki, mutluluğu bulabilesiniz.”

Hep birlikte Allah’a tövbe edin ki, günahlarınızı bağışlıyayım ve cennete koyayım. Hala niçin bu günahlarda ısrar ediyoruz kardeşler? Bu hâlimiz ne? Niçin Allah’dan korkmuyoruz? Ramazan ayı geliyor, İnşallah! Kahve çalıştıran kardeşlerimize Allah rızası için mesaj gönderiyorum. Ey kahve çalıştıran kardeşlerimiz! Ramazan-ı Şerif ayında Rızaullah için kahvenin üzerine yazın. “Bir ay kapalıyız.”Oradan gelen ticareti Allah sana başka yerden kat kat verir. Allah rızası için söylüyorum. Ramazan ayında hiç olmazsa çoluğuna çocuğuna haram yedirme. Ümmet-i Muhammed’in günah işlemesine sebep olma. Adam hem oruç tutuyor, hem kâğıt oynuyor. Oraya girince, hele bir de kafası bozuksa ya sigara içiyor ya da çay içiyor. Müslümanın haline bak. Hem oruç tutuyor, namaz kılıyor hem de kumar oynuyor.

Görev yaptığım bir yerde, cemaate yine böyle sitem etmiştim. Kahvenin önünden geçerken içeridekiler diyormuşlar ki; “-Hoca mahalleyi kontrole çıkmış, yatın sipere, Hoca bizi görmesin.” En sonunda kahvelerin camlarına perde çektiler hoca görmesin diye. Allah görüyor sizi. Hoca kim? Hoca bir kul! Hoca seni günahtan men ediyor. Çünkü günahtan men etmeyi Cenâb-ı Hakk bize görev olarak vermiş. Kullarımı günahtan men edin, onları uyarın. Onlara benim emirlerimi tebliğ edin. Biz de diyoruz ama kimseye dinletemiyoruz. “Hoca’yı ne ilgilendirir? Ben namaz da kılarım, kumar da oynarım. O kumarın cezasını çeker ama namazın da sevabını alırım.” diyor. Nasıl bir namaz kılıyorsun ki bu namaz seni Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzaklaştırmıyor. Allah buyurmuyor mu;

 Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar.”

Senin namazının sevabı olsa, seni kötülüklerden alıkoyar. Allah kendine ve peygamberine aykırı işler yapanların güzel amellerini de iptal ediyor:

   “Ey îman edenler, Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin de yaptıklannızı boşa çıkarmayın!”

Sen kumar oynayacaksın, oynatacaksın, Ramazan-ı Şerif’te kahvehaneni açık tutacaksın, Ümmet-i Muhammed’i zehirliyeceksin, sonra da ben oruç tutuyorum, namaz kılıyorum deyip bununla övüneceksin.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek sözlerini yukarıda nakletmiştim: Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir” Nice namaz kılanlar vardır ki, namazın onlara ayakta durmaktan ve uykusuz kalmaktan başka faydası yoktur. Ben söylemiyorum Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor.

Mümin oruç tuttuğu zaman yalnız midesine değil, tüm azalarına oruç tutturmalıdır. Göz harama bakmaktan, dil yalan söylemekten ve gıybet etmekten,  el-ayak, başkasının malına ve canına zarar vermekten uzak olmalıdır.

Oruç tutanlara müjde vereceğim: Resulullah  (s.a.v.), buyurdu ki;  “Cennette Reyyan isminde bir kapı vardır. O kapı kıyamet gününde kapanır. Cenâb-ı Hakk bir münâdiye nidâ ettirir; “Oruç tutanlar gelsin!”  Reyyan kapısı açılır ve o kapıdan oruç tutanlardan başkası giremez.  O kapı yeniden kapanır.

 Oruç ibadetinin diğer ibadetler arasında müstesna bir yeri vardır. Bir kudsi hadiste şöyle buyuruluyor:“Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık olabilir; fakat oruç başkadır. Çünkü oruç benim içindir ve onun ecrini ben vereceğim.”  Cennete giirecek oldukları kapı bile farklıdır. Az önce hadiste arzettim. Eli ile, ayağı ile, gözü ile, kulağı ile, kalbi ile, bütün uzuvları ile oruç tutanlar bu Reyyan kapısından içeri girecekler. Cennette “Temsin” isminde bir çeşme var. Sadece oruç tutanlar o çeşmeden kana kana içecekler. Bizlere de nasip et Yâ Rabbi!

Hastanın, yolcunun, aşırı zorlanacaksa oruç tutması takvâ değildir. Allah (c.c.) ayet-i kerimede;

 “Kim Ramazan’da hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin.Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.”

Peygamberimiz (s.a.v.) bir sefere çıkmış. Seferde oruç tutanlar yorulmuş. Birisi diğerlerinden daha yaşlıymış. Onun üzerini otlarla, ağaçlarla, dikenlerle, çöplerle gölgelendirmeye çalışıyorlarmış. Peygamberimiz görmüş (s.a.v.). “-O kişiye ne yapıyorsunuz?” “-Ya Resûlallah! O oruç tutmuş, takadi kalmamış, sıcakta onu gölgelendiriyoruz. Peygamberimiz bunun üzerine buyurmuş ki, “-Oruç tutmayanlar tutanları geçti! “-Neden Ya Resûlallah? “-Oruç tutanlar ayakta hizmet ediyor. Ayakta duruyorlar. Sevabda da onları geçtiler.”

Ancak çıkacağın yolculuk hafifse ve hastalığın ciddi değilse oruç tutman daha doğrudur. Yoksa uçakla İstanbul’dan Kars’a gideceksen veya azıcık başın ağırıyor diye orucu yemek takvâya uygun değildir. Ya Rabbi! Ne muzazzam bir din İslâm dini! Ne güzel bir din!

Son olarak; hilalin görülmesi hususu çok önemli olduğu için ona dikkat çekmek istiyorum. Eğer hava sisli veya bulutlu ise, Şaban ayını otuza tamamlayın. Ondan sonra Ramazan orucuna başlayın. Ramazanın sonunda hava kapalı veya ay görülmüyorsa, onu da otuza tamamlayın. Hava açık ise, bir gün evvelden hilali gözetlemek takibe çıkmak vacibtir.

Allahım bizleri ramazana ulaştır ve tüm bedeniyle, kalbiyle gerçek oruç tutanlardan eyle. Reyyan kapısından girmeyi ve Temsin çeşmesinden kana kana içmeyi cümlemize nasip eyle.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top