Güzel Ahlak

Güzel Ahlak

“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” AHZAB: 72

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde emanetten bahsediyor. Ayet-i celileye bakınca her şey emanet; malın, servetin, çoluğun, çocuğun, ailen. Hepsi sana bir emanettir. Sen hiç düşünmüyor musun? Sen kimsin? Emanetin başındasın, emanetin çobanısın. Süründen mesulsun. Eğer komşun yanında aç yatıyor ve sen tok yatıyorsan, mesulsun. Zaten hadis-i şerifte: “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” diye varid olmuştur.

Şimdi binlerce müslüman aç. Biz ise tok yatıyoruz. Kimsenin komşusu kimsenin umurunda değil. Hiç düşünmüyor. Düşünme bile yok. Aklına bile gelmiyor. Bir gün gelecek o tok komşunun yanında aç yatan komşu mahşer günü mahkeme-i kübrada yakasına yapışacak ve hakkını alacak. “Ya Rabbi! Bu  adam midesini doldurdu, sıcak kaloriferlerin karşısında sıcacık, yumuşak döşeklerde yattı. Benim de odunum, kömürüm yoktu. Param yoktu. Çorbam yoktu. Yemek için tencerem kaynamıyordu. Ben şikayetçiyim, ya Rab.” Cennet öyle bedava değil. Allah’ın rızası bedava değil. Zorlukları çekeceksin, zorluklara katlanacaksın, bela ve musibetlere sabredeceksin ki, Allah’ın rızasını kazanasın. Hiçbir şey bedava ve bedelsiz değil.

Ellerin, gözlerin, kulakların, dilin, ayakların, kalbin hasılı bütün malın mülkün evlatların hepsi sana emanet. Sen bunlar benim zannediyorsun. Madem senin malın, senin olan vücudunun hastalanmasına ve ölmesine engel olsana. Bu emaneti korumak zorundasın. Gözlerini koru buyuruyor, Cenab-ı Hak. Gözlerin harama, namahreme, çıplaklara, açık saçık filmlere baktı mı diye sorguya çekileceksin. Göz sana şahitlik yapacak. Şu azaların, parmakların, senin lehinde ve aleyhinde sana şahitlik yapacak. Sen başıboş gelmedin, sen yalnız değilsin. Seni takip eden gözcüler var. Gözcü melekler sağında ve solunda seni gözlüyor. Başının üzerinde de ayrıca bir melek var. o da senin yaptığını kayda alıyor. Yarın kasedini kendin dinleyeceksin mahşerde: “Ya Rabbi! Bunları ben yapmadım, bu kusurları işlemedim” diye şaşıracaksın, inkar edeceksin ama, kitabın da, kalem de sana şahitlik edecek. Yazan melekler sana şahitlik edecek. Kiramen Katibin melekleri de sana şahitlik yapacak. Kurtuluş yok.

Kurtuluş ne zaman var? Allah’ın emirlerini yerine getirip nehyettiği bütün kötülüklerden emanetleri korursun, o zaman kurtulursun. Başka bir ayette Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” NİSA: 58

 “Emaneti ehline verin.” Bu da ayrı bir husus. Devlet reisi seçiyorsan, nasıl biri olacak? Ehli olacak, Kur’an’a tabi olan bir emanet ehli. Kur’an hükmüyle hükmeden bir idareciye desteğini vereceksin. Yani yönetim emanetini ona vereceksin. Bu milletin, bu vatandaşın bütün devlet mesuliyetini üzerine almış bir emanet ehline. Biz de devlete emanetiz. Ümmet yani müslümanlar, idarecilere Allah emanetidir. Devlet bizi koruyor mu? Devlet kendini koruyaymıyor çıkardığı kanunlar kendini idare edemiyor. Hırsızlığı engelleyemiyor. Artık siz gerisini düşünün.

Hırsızlık Türkiye’yi karınca gibi sarmış.. Neden? Allah korkusu yok. Bir millette, bir toplumda, bir cemiyette veya bir fertte Allah korkusu yoksa, ondan her türlü zarar gelir. O zaman bekle zararı. Eğer bir toplumda Allah korkusu varsa Allah’ın emriyle, hükmüyle o millet, o cemiyet yaşıyorsa, caddelere paraları, altınları döksen bu milletten kimseyi yolundan çeviremezsin. Kimse dönüp bakmaz.

Sahabe-i Kiram zamanında, tabiin zamanıda sokaklarda keselerle altın bulunuyordu da kimse eğilip bakmıyor, o altınlara el sürmüyorlardı. Çünkü o emanettir. Birisi bir vesileyle, bir amaçla oraya bırakmıştır diye düşünülüyordu. Fakat şimdi banka soymak, devletin bankasını hortumlamak adet oldu. Şimdi hortumcu, vurguncu, zimmetci, ihtikarcı, görevi kötüye kullananlar daha bir sürü hırsız ve hırsızlık çeşitleri var. Hırsızlara hiçbir şey yapılmıyor. Tek tek değil, şebeke halinde teşkilatlı hırsızlık yapıyorlar. Sonuçta ne oluyor. Hırsızlar yakalanıp tutuklanıyor. Sonra ne yapılıyor? Birkaç celse yapacaklar, hakimin huzurunu çıkaracaklar, deliller yeterli olmadığından beraat edecekler.

 Hırsızlar ne yapıyor? Devletin parasını, mücevherlarin kucak kucak çalıyor, yurt dışına çıkarıyor. Kimisi yakalanıyor, kimisinden devletin haberi bile olmuyor. Yakalanana ne yapıyorlar? Hiçbir şey. Bir iki sorgu, doğru evine sırt üstü yatıp çaldıklarını yemeye devam. Niye? Çünkü mahkemeler o çalınan mallara halkın devlete emanet ettiği mallar olarak görmüyor. Ama eğer Allah’ın kanunu hakim olsaydı o hırsız şimdi gitmişti, toprakta kemikleri çürümüştü. Allah’ın kanunu hırsıza hakettiği cezayı veriyor. Emanete hiyanet edenin cezasını anında veriyor. Onun adaleti sonsuzdur. Adamına göre uygulaması değişmez.

Hz. Musa (as) Cenab-ı Hakk’a:

 – “Ya Rab! Beni iyi kullarından seçmene sebep nedir? Peygamber olarak neden seçtin? Hangi amelime göre beni seçtin?”

– “Ya Musa! Sen çok merhametlisin. Bütün yaratmış olduğum varlıklara karşı merhametlisin. Yetimlere, miskinlere, dullara, ihtiyaç sahiplerine, kafir dahi olsa onlara zulmetmedin. Onun için seni peygamber seçtim. Seni sevdiğim bir kul yaptım. Allahım, bizi de o merhametli kullarından eyle.

Peygamberimiz (sav) bir gün ashabına merhametten bahsederken, ashab:

“Ya Resulallah, biz merhametli değil miyiz?”

“Yalnız kendine merhametli olmak merhametli sayılmaz. Başkalarına da merhamet edesin. Yerdeki haşerelere, bütün varlıklara merhamet edeceksin” buyuruyor Allah Resulü.

Çölde gezen bir adam çok susamış. Aramış aramış bir kuyu bulmuş. Kuyuya inmiş, kana kana susamış. Kuyunun üzerinde bir köpek görmüş. Köpeğin dili sarkmış, yerlere, kumlara yuvarlanıyor. Eyvah, bu köpek de benim gibi susamıştır, ciğerleri yanıyordur, demiş. İnmiş tekrar kuyuya. Ayakkabılarına su doldurmuş, köpeği sulamış. O kişi cennete gitmiş. İşte bir köpeğe merhamet eden bir kulu, Allah günahlarına bakmadan affediyor ve onu cennete gönderiyor. Bir başka kadın ise ibadeti olmasına rağmen kediyi hapsedip ve açlıktan öldürdüğü, merhametsiz olduğu için cehenneme gidiyor. Merhameti yalnız kendimize değil, oğlumuza, kızımıza, eşimize, bütün komşulara, bütün yaranımıza karşı göstermeliyiz.

Komşun putperest,  yabancı,   dinsiz bile olsa ona komşuluk yapmak mecburiyetindesin. Onun senin üzerinde komşuluk hakkı vardır. Allah Resulü (sav) komşunun üç hakkı var:

 Müslüman komşunun iki hakkı var: Komşuluk hakkı, müslüman kardeşliği hakkı.

Akraba olan müslüman komşunun üç hakkı var: Akrabalık, din kardeşliği ve komşuluk hakkı. Gayri müslim komşunun bir hakkı var: Komşuluk hakkı. Bazı kardeşlerimiz diyor ki; ‘komşumuz, falandır filandır. Onunla komşuluk edilir mi? onların yemekleri yenir mi?’ Ne diyorsun kardeşim? Hz. İbrahim (as) mecusilerin yemeğini yemiştir. Onlara tebliğ için. Hak dine girmelerine vesile olmak için.

Hz. İbrahim’i bir kaç mecusi evlerine çağırıyor:

“Ey İbrahim, bizim davetimize icabet eder misin?”

“Evet” buyuruyor, icabet ediyor. Et geliyor, yemekler önüne konuluyor. Yemeğinizi yemem, siz Allah’a iman etmedikçe. Onlar üç kişi, birbirlerinin yüzlerine bakıyorlar. Ne yapalım? Birisi şeytanlık düşünüyor.

“Ey İbrahim, bize beş dakika müsaade ver.”

Dışarı çıkıyorlar, müşavere ediyorlar.

Birisi onlara  diyor ki; “O kolay, başımızı secdeye koyarız. ‘Allah’a iman ettik, secde ettik’ deriz İbrahim’i kandırırız. Onlar başlarını secdeye koydukları zaman.

Hz. İbrahim (as) ellerini kaldırıyor;

“Ya Rab! Onların başlarını secdeye koydurmak bana ait, hidayet ise sana ait. Onlara iman nasib et.”

Onlar, başlarını secdeden kaldırarak; “Eşhedü enlailaheillallah ve eşhedü enne İbrahim Halilullah” diyorlar ve imanla şeref buluyorlar.

Şimdi biz de tebliğ ediyoruz. Allah’ın ve Resulullah ‘ın emirlerini kullara anlatıyoruz. Tebliğimizi merhametle yapmalıyız.

Demek ki, ne mal, ne evlat, ne saray, ne köşk hiçbir şey buradan ahirete götürülemiyor. Ne götürüyoruz?

“O gün ki ne mal, ne mülk, ne evlat insana fayda eder. O gün insana fayda sağlayan tek şey, Allah’a teslim ettiği selim bir gönül olur.” (Şuara Suresi: 88-89)

Allah, kâmil bir iman, selim bir kalp istiyor bizden. Malın da, mülkün de, sarayın da, köşkün de hepsi burada kalıyor. Bakınız Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:

“Cenab-ı Hakk’ın öyle kulları var ki, yevmu’l-mahşerde herkes korku içinde yaşarken, onlar tahtlar, kürsüler üzerinde oturmuş, korku ve hüzün bilmez, görmezler.”

Ashab:

“Ya Resulallah, onların ameli nedir?”

“Onlar sevdiklerini Allah için sevmişler, sevmediklerini de Allah için sevmemişler.”

İşte şimdi biz birbirimizi Allah için seviyoruz. Allah için bir araya geliyoruz. Bir araya geldiğimizde para mı dağıtılıyor? Biz rızaullah için bir araya geliyoruz. Ya Rab, ayaklarımızı rıza yolundan ayırma. Tarik-i müstakimden kaydırma. Şeytan ve nefsin tuzağına düşürme. Evlatlarımızı sokaklardan, çarşı pazarlardan, televizyonun melanetlerinden sen koru Ya Rab.  Alem-i İslam’a yardım eyle.

Ebu Hureyre (ra) şöyle buyuruyor:

“Bir gün Resulullah’la birlikte bir topluluğa bir cemiyette Allah Resulü sohbet ediyordu. Allah’ın Resulü mübarek başını kaldırarak oradaki cemiyete dedi ki:

“Burada bu toplum içerisinde akrabalık bağlarını koparan var mı?”

Hiç kimsede ses yok.

“Eğer bu toplum içerisinde akrabalık bağlarını koparan varsa kalksın gitsin. Çünkü buradaki duamız kabul edilmez.”

Ebu Hureyre (ra) buyuruyor ki:

“Bir genç kalktı gitti. Az sonra geldi. Resulullah ona sordu:

”Nereye gittin?”

“Ya Resulallah, teyzemle aram bozuktu. Gittim teyzemin elini öptüm, helalliğini aldım geldim ya Resuallah.”

“Evet şimdi duamız kabul oldu.”

Akrabalık bağınızı iyi tutuyor musunuz? Akraba şimdi birbirine akrep olmuş. Birbirini ısırıyor, birbirinin aleyhinde. Akrabalık bağlarını koparan varsa duası kabul edilmez, buyuruyor Resulullah.

Cenab-ı Hak sıla-i rahim yapmayı emrediyor. Sıla-i rahim yapmak ne demek? Akrabayı ziyaret etmek demek. Ben senede bir defa akrabalarımı ziyarete gidiyorum. Beni sevmeyenleri  aleyhimde olanları biliyorum. Onların da ,ziyaretine gidiyorum.

Peygamberimiz buyuruyor ki,  vermeyene ver, gitmeyene git, sana zulmedeni bağışla.

“Ya Resulallah, Allah indinde en hayırlı, en faziletli, en kıymetli sadaka hangisidir?” diye sormuşlar.

Şu cevabı vermiştir:

“Seni sevmeyen akrabaya verdiğin sadakadır.” Seni sevmeyen, istemeyen, aleyhinde konuşan, her gün seni çekiştiren akrabana verdiğin sadakadır. Allah indinde en faziletli sadaka odur.

“Ey iman edenler!

Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe: 119)

Doğrulardan murad; davasına inanmış, istikametten ayrılmayan, en zor ve en tehlikeli şartlar içinde dahi O’na yar olanlardır.

“Onlara düşen itaat etmek, tatlı dil kullanmaktır. Fakat iş ciddileşip karar verilince, onlar Allah’a sadık kalsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu.” (Muhammed: 21)

“Gerçek sadık olan erkeklerle, gerçek sadık olan kadınlar, sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlar… Hak Teâlâ onlara mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab: 35)

“Hak Teâlâ böylece kimlerin gerçek sadık, kimlerin yalancı olduklarını dener…” (Ankebut: 3) “

Bugün doğruların doğruluğunun kendilerine fayda verdiği gündür…” (Maide: 119)

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete ulaştırır. Kişi Allah katında sıddîklar zümresinden olmak için doğrulukta bulunsun. Yalan insanı ahlaksızlığa, ahlaksızlık da cehenneme götürür. Bir kimse Allah katında yalancılar sınıfına yazılmak isterse, yalan söylesin.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top