Gerçek İman

Gerçek İman

İman; “Allah’ın varlığına birliğine, meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra yeniden dirileceğime inandım, îman ettim.” demektir. Bir Müslüman olarak bunların hepsine birden îman etmek gerekiyor. Hepimiz bunlara îman ettik. Şimdi îmanı kökleştirmek için, îman-ı kâmil sahibi olmak için ne yapmak gerekir. En önemli mesele budur.

Herkes kelime-i şahadet getiriyor, herkes “Müslümanım!” diyor. Herkes ben de îman ettim diyor fakat îmanın yetmiş küsur şubesi var. Nasıl îman ettin? Allah indinde, îmanın ne derece? Îman, ameli gerektirir. Amel yoksa, ibadet ve taat yoksa kişinin îmanı kötüye gider. Amelin yoksa dünyan da berbat, ahiretin de berbat olur. Asıl bizim yurdumuz ahiret yurdu. Cenâb-ı Hakk bizi buraya imtihan için gönderdi. Bizi bu dünyaya göndermesinin yegâne sebebi bizleri imtihan etmektir. Burası bir mekteptir. Hiç kimse istediği gibi yaşayamaz. Allah’ın (c.c.) kullarına emirleri, kanunu, nizamı vardır. Cenâb-ı Hakk’ın yasakladığı şeyler var. Allah’ın çizdiği sınırları çiğnersen, o zaman cezayı hak ediyorsun. Allah’a doğru yürüdün mü, adımlarını Cenâb-ı Hakk’a doğru attın mı, o zaman îmanın artıyor.

Bakınız Cenâb-ı Hakk ne buyuruyor.

“Bir sure indirildiğinde, içlerinden biri çıkar: “Bu hanginizin îmanını artırdı bakalım?” der. Evet, îmanı olanların îmanını artırmıştır ve onlar müjdelenip duruyorlar.

Allah’ın âyetleri okunduğu zaman, ismi anıldığı zaman, Allah’ın emri tebliğ edildiği zaman ehl-i îmanın tüyleri ürperir. Gereğince amel eder.  İşte asıl îman sahipleri bunlardır. Yoksa ben îman ettim, ben de müslümanım demekle olmuyor bu iş. Yani Cenâb-ı Hakk’ın bir kanunu var, hudutları, sınırları var. Cenâb-ı Hakk bize harita olarak Kur’an’ını, şeriatını göndermiş. Bu haritaya göre yolunu bulacaksın. Gideceğin asıl yeri bu harita gösteriyor. Şu hudutlardan dışarı çıkmayacaksın. Şu beldelerden, bu bölgelerden dışarı çıkamazsın diye hudut koymuş, emir koymuş. Şu kapıdan içeri girmeyeceksin. Mesela zina kapısından içeri girmeyeceksin.  Zina haram… Müslüman dönüp oraya bakamaz bile. İçki kapısından girmeyeceksin! Haram! Faiz kapısından girmeyeceksin! Haram! Allah, bizi her türlü haramdan muhafaza etsin!

Bir ülke, bir millet Allah’ın kanun ve nizamının dışına çıkmış ise onun başına gelecek tehlikeyi bekleyin. Gece mi, gündüz mü, ne zaman geleceğini Allah bilir, ama O’nun azabını bekleyin!

Bugün bir gazetede şöyle bir haber vardı: “Filan yerin müftüsü hapse atılmış. Niçin? Şöyle demiş müftü efendi: “Kanun Allah’ın kanunudur.”

Ne yazık! Türkiye Müslüman, yönetenleri Müslüman, halkı Müslüman. Fakat ne yazık ki Allah’ın nizam ve kanununu kabul etmiyorlar. Bu nasıl Müslümanlık? Siz düşünün! Allah’ın kanunundan bahsettiği için, müftü efendi, imam efendi görevden alınıyor. Bu nasıl Müslümanlık?

Îman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ahiret gününe ve kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır. Hadis-i şerif, îmanın şartlarını yani mü’min olabilmenin şartlarını bu şekilde ifade etmektedir. Bunlardan biri eksik kalırsa diğerlerine îman etsen de makbul olamaz. Nasıl ki kimyevî bir karışımın maddelerini ve miktarını gösteren reçetede maddelerden birisi noksan kalsa, istenen o kimyevî karışım oluşmazsa, îman da böyledir.

İnanç ve amel, samimi iki arkadaş gibidirler. Bunlardan biri olunca diğerinin olmaması mümkün değildir. Eğer biri noksan olursa diğeri eksik kalır. Yani îman ettin ama amelin yoksa, müslümanım dedin, kelime-i şahadet getirdin fakat amel yoksa, bir şeyler noksan demektir. Cenâb-ı Hakk bizlerden hem îman hem de amel istiyor. Aslında îman, amel demektir. Ameli olmayanın îmanı zayıftır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.);

“İbadet ve taatı olmayan kişiyle küfür arasında hiçbir hicap yoktur.” buyuruyor.

O ibadetsiz, îmanı zayıf insan, heran küfre gidebilir. Uçuruma yuvarlanabilir. Şeytan ve nefsin eline düşebilir. Allah cümlemizi şeytanın ve nefsin eline düşmekten muhafaza eylesin!

İnanç, kalbin vazifesi,  amel bedenin işidir. Bu azalarımız ibadet yapacak. Ellerimiz, kollarımız, yüzümüz abdest libasıyla boyanacak, başımız secdeye gidecek. Ayaklarımız abdestle nurlanacak. Abdest aldıktan sonra namaza duracaksın! Bütün azalarınla Rabbine secde edeceksin! İşte bütün azaların vazifesi nedir, îmanı kuvvetlendirmektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabına buyurdu:

  • “Îmanlarınızı yenileyin!”

Ashap:

  • Ya Resulallah! Îmanlar eskir mi?
  • Evet, elbiselerin eskidiği gibi îmanlar da eskir.
  • Ne ile yenileyelim Ya Resulallah?
  • Kelime-i tevhid ile îmanlarınızı yenileyin.

Bir Müslüman düşünün, kelime-i şehadet getirmiş, Allah’a îman etmiş, Kur’an ‘a îman etmiş, ahiret gününe îman etmiş, tekrar dirileceğine îman etmiş, meleklerine îman etmiş. Fakat amel yok! Bu şahıs yarın kıyamet gününde Rabbinin huzuruna varacağı zaman defteri açılacak yüzüne karşı.

Cenâb-ı Hakk;

“Ey kulum, sana peygamber gelmedi mi? Sana Kur’an gelmedi mi? Sana İslâm tebliğ edilmedi mi?”

“-Edildi.”

“Peki, bu defterin niye boş. Sana âlimler, İslâm’ı tebliğ etmedi mi?”

“-Etti.”

“-Hani amel? İmandan sana bir şey söylemedi mi âlimler.”

“-Söyledi, Ya Rabbi?”

“-Peki, niçin yapmadın. Şimdi cezan ne?” Cehennem ateşi!

Sakın cehennemi bu dünyada hapishanede yatanlara benzetmeyin. Çoğu için orası dinlenme yeridir. Hem besleniyorlar, hem de dinleniyorlar. Orada da istedikleri eylemi yapıyorlar. Fakat Cenâb-ı Hakk’ın cezaevleri ateş ve zillet! Buna nasıl tahammül edilebilir. Mevla, “La ilahe illallah Muhammedu’r- Resulullah” diyen ehl-i îmanı cehennem ateşinden korusun! Kabir azabından korusun!

Defter açıldı, yüzüne okunuyor. Câmiye gitmişsin, mescide gitmişsin, vaaz-nasihatler dinlemişsin, hocaların dediğine karşı çıkmamış kabul etmişsin. Her şeyi Allah rızası için kabul etmişsin. Bütün her şey defterine yazılmış. Amel defterin boynuna asılmış. Herkes gelecek Allah’ın huzuruna. Kaçamazsın, kaçacak yol yok.

Kabirden kalktığımız zaman, nasıl kalkılıyor biliyor musunuz? Peygamberimiz (s.a.v.) kabirden kalkışı ashabına anlatıyor:

“Kabirden herkes anadan doğduğu gibi çırıl çıplak kalkacak.”

Aişe validemiz;

“-Kadın erkek hep beraber mi?” diye soruyor.

Peygamber (s.a.v.);

“-Evet!” deyince;

“-Ya Resulallah! kadın erkek birbirini görmeyecek mi?” diye soruyor.

“-Hayır Ya Aişe! Kabirden kalkışta öyle bir korku öyle bir ürperme olacak ki, hiç kimse kimseyi sanki görmeyecek. Onun asıl derdi; mizanda günahım mı ağır basacak yoksa sevabım mı? Hangi fırkaya ayrılacağım, hangi zümreye karışacağım. Cennete mi, yoksa cehenneme mi gideceğim düşüncesi ve tasasıyla ne erkek kadını, ne de kadın erkeği görecek.”

Allah’ım!

O günde bizlere yardım et!

Bize basit geliyor. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) ashabına bunu anlattığı zaman, onların ağlamaları, hıçkırıkları mescidin dışından duyuluyordu. Çünkü o gün son gün, hiçbir şeyin telâfisi olmayacak orada. Allah’ın izni olmaksızın hiçbir yardımcın olmayacak. Bu dünyada ne yaptıysan defterinde o olacak. Tarlaya ne ektiysen onu biçeceksin. Çorbana ne doğradıysan o gelecek kaşığına. Yani mizana o koyulacak.

İslâm’a karşı çıkanlar, Müslümanları aşağılayanlar, onların düzenlerini bozanlar, aleyhinde şahitlik yapılacak. Müslümanlar hep birlikte; “Ya Rabbi! bunları cezalandır. Bunlar bize zulmetti! Bunlar bizim dinimize küfretti. Bunlar bizim haklarımızı ihlal ettiler.” diye şahitlik yapacaklar. O gün, din düşmanlarının boyunları bükülecek. Bakınız Allah (c.ş.) ne buyuruyor:

  “Yüzler de var ki o gün asıktır. Kendilerine bel kıran belalı bir iş yapılacağını anlarlar.”

Rabbimiz! Bizlere o günde yardım eyle! Bizleri bu dünyada uyandır. Gözlerimizi aç. Basiretlerimizi aç. Hakkı söylemeyi, hakkı tebliğ etmeyi, hakkı haykırmayı, ölünceye kadar bizlere nasip eyle! Korkaklıktan, cimrilikten, tembellikten sana sığınırız Ya Rabbi! Çünkü peygamberimiz öyle dua etmiş. Bizim memleketimizin Müslümanlarında korkaklık da var, cimrilik de var, tembellik de. Neden korkuyorsunuz? Kimden korkuyorsunuz? Kimin kanunundan korkuyorsunuz? Kimin cezasından korkuyorsunuz? Sen Allah’ın cezasından kork! Allah’ın kanunundan kork! Allah’ın azabından kork!

Sakın şeytan sizi kandırmasın. Allah affedicidir, bağışlayıcıdır, diyerek sakın günahlara dalmayın, ibadetleri terk etmeyin. Bakınız Allah (c.ş.) bir ayetinde ne buyuruyor:

“Ey insanlar, haberiniz olsun ki, Allah’ın va’di muhakkak gerçektir; sakın o dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o aldatıcı şeytan, sizi Allah’a karşı aldatmasın!”

Allah ğafurdur, rahimdir, ancak aynı zamanda “Şedîdu’l-‘ikâb”dır, “Züntikâm”dır. İşte bizler bunları bildiğimiz için Allah’tan korkuyoruz. Allah’tan korktuğumuz için de başka hiç bir şeyden korkmuyoruz. Korkmamalıyız. Allah’ın emirlerini tebliğ edeceğiz. Allah niçin peygamberler gönderdi, kitaplar gönderdi? Biz Müslümanlar, bu kitaplarda yazılan helal ve haramı insanlara bildirmek zorundayız.

Günümüzde zinanın cezası yok. Hırsızlığın cezası yok. Faizin, rüşvetin cezası yok. Bunları devlet yasak kabul etmese de, biz insanlara bunların yasak olduğunu, haram olduğunu anlatacağız. Namazı, orucu, haccı, zekâtı anlatacağız. Tesettürü anlatacağız. Ey insanlar! İslâm’a gelin. Allah’ın kanunlarına uyun. Allah’ın “Tarik-i Müstakîm”i vardır. Bu yol Allah’a gidiyor. “Tarik-i Müstakîm”den ayrılan şeytanın tuzağına düşer. Onun için Cenâb-ı Hakk Müslümanların, ehl-i îmanın yardımcısıdır. Allah bizlerin yardımcısıdır. Hiç merak etmeyin. Allah-ü Azîmu’ş-Şân kâfirlere yardım etmez, zâlimlere yardım etmez. Münafıklara yardım etmez. Allah din düşmanlarına yardım etmez. Allah şeriat düşmanlarına yardım etmez. Fakat şöyle bir kayıt vardır: Eğer Müslümanlar dinine sahip çıkmazsa, eğer Kur’an’ına sahip çıkmazsa, câmisine sahip çıkmazsa, Allah-ü Azîmu’ş-Şân birilerinin eliyle o Müslümanları cezalandırır. İşte başımızdaki idareciler, bu millete verilmiş en büyük cezadır.

Onun için biz çalışacağız. Her yerde haykıracağız, hakkı söyleyeceğiz. Müslüman kardeşimize tebliğ edeceğiz. Namaz kılmıyorsa namaza çağıracağız, tarikatı yok ise tarikata getireceğiz. Şeriatı yoksa şeriata getireceğiz. Oruç tutmuyorsa oruç tutmasına vesile olacağız. Bir kardeşimizi bataklıktan, kötülükten, günahtan koruyabilmek için onun elinden tutmak mecburiyetindeyiz.

Bak şu gençliğe! Bu gençlik bizi sevindiriyor. Sohbetleri dinleyenlerin büyük çoğunluğu gençler.  Türkiye’de bütün okullarda, liselerde, üniversitelerde İslâmi gelişmeler var. Tesettürlü kızlara, fakültelerin kapısında niçin zulmediyorlar? Başörtülülerden niçin bu kadar korkuyorlar? Çünkü onlar inançlarını, bilgilerini okuldaki arkadaşlarına anlatacaklar. Bu korkudan dolayı üniversitenin kapıları başörtülülere kapalı. Bizim bu söylediklerimiz bazılarının hoşuna gitmiyor. Çünkü biz gerçekleri söylüyoruz. Niçin bizi televizyona çıkarmıyorlar? Bir saat müsaade etsinler konuşalım. Fakat kabul etmezler ki.

Cenâb-ı Hak, milletimize, memleketimize birlik-beraberlik versin. Şu Müslümanları, şu inançlı Müslümanları birlik ve beraberlikten ayırmasın. Birliğimizi ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere Cenâb-ı Hakk fırsat vermesin! Amin!

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top