Gerçek Bir Mürşid-i Kamile Bağlanmanın Önemi ve Gerekliliği

Islamic-Wallpapers-211Kâmil bir şeyhten ders almak ona intisab etmek, sefere çıkan her insana daha önceden bu sefere çıkmış tecrübeli bir rehber nasıl şartsa aynı şekilde tüm insanlara böyle bir kâmil insana intisab etmek tabi olmak da şarttır diyebiliriz. Çünkü tasavvuf yolu, tarikat yolu Allah’a giden yolda sefere çıkmak demektir. İnsanoğlu tümüyle topyekun seferde olduğunun farkında olsa, bu seferden dönüşün olmadığını bilse, seferin neticesinde karşılaşacağı akıbetinin bilincinde ve korkusunda olsa, Cenab-ı Hakk’ın “Dönüşünüz ancak bizedir” emr-i ilahîsinin farkına varsa, kâmil mürşidlere intisab etmenin, bu manevi rehberlerin kadir, kıymetini ve önemini de hemen kavrar ve bu rehberlerin yanından bir an bile ayrılmazlar.

Mürşid-i kâmillere intisab edip o nadide insanların hayatlarında onlardan faydalanmamız yaşarlarken değer ve kıymetlerini bilmemiz, onların yaşam tarzlarını kendimize rehber edinmemiz gerekir. Onların inandıkları gibi inanıp onların İslâm’a ve onun kurallarına sarıldıkları gibi sarılmamız gerekir. İntisab etmek, rehber edinmek bu şekilde olur.

Yoksa bir sıkıntı anında Eyyup Sultan’da kurban kesmek, Telli Baba’ya gidip türbesine bez bağlamak, Hacı Bayram Veli’de şeker dağıtmak, Mevlâna’da adak adamak intisab değildir. Böyle yapmak, bu mübarek zatları rehber edinmek değildir. Elbette ki bütün zatların türbelerine de saygılı olmalıyız. Ama, türbelerinde adak adamak yerine, yaşantılarını, hayatlarını rehber edinmemiz gerekir.

Hakkı bilmek, hakkı anlamak, hakkı söylemek, hakkı dinlemek, hakkı öğrenmek kısaca hakka yönelip hakka doğru yol almanın vesileleri olan tarikat yollarının değerlerini bilip onları layık oldukları yerlere getirmek onlara hak ettikleri değerleri vermek her Müslümanın vazifesidir.

Bu hak olan tarikatlara vereceğimiz değerler ölçüsünde toplum olarak lâyık olduğumuz yerlere gelebiliriz. Aksi taktirde Allah sevgisinden ve Allah korkusundan uzak, birbirinin hak ve hukukuna riayet etmeyen, sevgi ve saygıyı unutan, merhamet nedir bilmeyen kişi ve kişiler topluluğu olarak kalmaya mahkum oluruz.

Geçmiş tarihlerde Allah dostlarına gereken değeri veren toplulukları Cenab-ı Hakk (c.c.) Hazretleri yüceltti ve yükseltti. Osmanlı bunun bir örneğidir. Selçuklu bir diğer örnektir. Asr-ı saadette yaşayanlar hakeza öyle. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’e sımsıkı sarılmış ve Allah’ın sadık ve veli kullarını baş tacı etmişlerdi.

Onlar, Cenab-ı Hakk’ın, Tevbe suresi 119. ayetinde geçen “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” emrinin ehemmiyetini bilerek sadıklar topluluğu oluşturmuşlardır. Onlar Allah’a, Resulü’ne, ahiret gününe, hesab gününe son derece iman ederek, bunları en iyi şekilde bilen Ulema-i kiram ve Allah dostlarını baş tacı etmişlerdi. Bir an önce özümüze dönüp manevi benliğimize sahip çıkmamız ve ona sımsıkı sarılmamız gerekir.

 İnsan gökte taht kursa, güneşi yere çekse

Ne faydası olur ki, Hakkı bilmeyecekse

Bu yazdıklarımızı okuyacak olan değerli Müslüman ve ihvan kardeşlerimin özellikle bir konuya dikkatlerini çekmek isterim. Şu ana kadar bahsettiğimiz, anlatmaya çalıştığımız gerçek manada kâmil bir mürşid olan zatlardır. Yoksa insan her kargayı şahin sanıp ona uyarak yolunu kaybetmemelidir. Çünkü günümüzde maalesef şeyhlik maskesi altında Ümmet-i Muhammed’i dalâlete sürükleyen icazetsiz seyr-i sülûkünü tamamlamamış meşrepleri bulanık, gittikleri yol Allah’ın şeriatine ve Resulullah’ın sünnetine uymayan insanların var olduğu hepimizce malumdur. Nitekim Şeyh Beyazid-ı Bistami Hazretleri der ki: “Ben doksan şeyhe yetiştim her birine hizmet ettim ama Cafer-i Sadıka yetişmeseydim zamansız gideceğimden korkardım.” İşte bu yollarda yalan yere posta oturup şeyhlik davasında bulunan şeytan tıynetli kimseler de çoktur. Bu yüzden devamlı deriz ki, mürid talip olacağı yolu, o yolun önderini çok iyi araştırmalı, Allah’ın şeriatına ve Resulullah’ın sünnetine uygun olduğuna emin olduktan sonra teslim olmalıdır.

Bilinmelidir ki şeyh edinmek isteyen kimseler hakiki mürşidlerden irşad almış kimseleri şeyh edinmelidir. 0 şeyh halkı irşad edebilecek güce sahip olmalıdır. Ve ‘ben şeyhim’ diyen kimsenin mutlak manada müridlik ve taliplik kademelerinden geçmiş olması şarttır. Günümüzde maalesef birkaç gün bir şeyhin sohbetinde bulunup kulaktan dolma birkaç kelâm öğrendikten sonra icazetsiz bir şekilde kendisini ortaya atan vekiller ve şeyhler de çoktur.

Gerçek mürşid, mutlak manada ilim sahibi olmalıdır. İlimsiz kimselerin dalâlete düşmeleri mutlaktır ve an meselesidir. Hal böyle olunca kendisini dalâletten kurtaramayan, peşinden götüreceği insanları da dalâlete sürükler. Mürşidlerin ilim ehli olmaları gerektiğini Cenab-ı Hakk Enbiya suresi 7. ayetinde mealen şöyle işaret etmektedir: “Eğer bilmiyorsanız, ilim ehli olanlardan sorun öğrenin.”

Bu konu ile ilgili Resulullah (s.a.v.) Efendimizin şu hadis-i şerifi de dikkat çekicidir: “Bu alemin yıkılmasına ve harap olmasına üç sınıf insan sebep olacaktır. Bunlar cahil sofular, fasık alimler ve zalim idarecilerdir.” Yine bu konu ile ilgili değerli bir söz vardır: “Yarım hoca insanı dinden yarım tabipte insanı candan eder.”

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top