Fani Hayat

Aziz Müslümanlar!

Malumunuz, bu dünyadan ahirete hiç bir şey gitmiyor. Ne mal, ne para, ne altın, ne köşk ne de saray. Hiçbir şey dünyadan ahirete gitmiyor. Bir iğne iplik dahi götüremiyorsun. Bunun yanında dünyaya dört elle sarılmamızın nedeni ne? Çalışacaksın, lokmanı kazanacaksın rızkını helalinden, meşru şekilde çoluğuna çocuğuna yedirmek için çalışacaksın. Fakat haris olmayacaksın.

Aziz Müslüman! Öldüğün zaman herşeyin sırtından çıkarılıyor, anadan üryan kalıyorsun. Ağzındaki takma dişlerin bile çıkarılıyor. Parmağındaki yüzükler… hiçbir şeyin kalmıyor. Anadan nasıl doğdunsa aynı şekilde anadan üryan çırılçıplak ahirete gideceksin. Sadece ahiret için 12 mt. bir bez lazım. O da nasip mi, değil mi, belli değil. Allah korusun. Ya ateşte yanar kül olursan toprağın bile bulunmaz ya da denize düşer boğulursan cesedin bile bulunmaz. Bir çok insan bu şekilde ölüyor. Bunlar bizim için ibrettir.

Peygamberimize (sav) bir genç arabi geldi:

– Ya Resulallah, ölüm korkusu hiç içime girmiyor. Neden?

Soruyor Allah resulüne, nasihat almak istiyor. Yani, ‘niçin ölüm korkusu kalbime girmiyor, niçin bu nefis ölmek istemiyor’ diye. Allah Resulü ona üç şey tavsiye ediyor:

  1. Cenaze namazlarında bulun.
  2. Kabirleri ziyaret et.
  3. Hastaları ziyaret et.

Genç gidiyor, bunların hepsini yapıyor ama hiçbir şey değişmiyor. Yine kalbinde ölüm korkusu yok. Tekrar Allah’ın Resulüne geliyor:

– Ya Resulallah, senin buyurduklarını yaptım. Fakat yine ölüm korkusu kalbime girmiyor. Ben yine ölmek istemiyorum.

Peygamberimiz (sav), ona dedi ki:

– Ben sana dedim ki, ibret al. Sen cenaze namazına durduğun zaman diyeceksin ki; “Şu tabutun, bu sandukanın içerisinde yatan benim. Hey nefis bir gün sen de buraya yatacaksın.” Dedin mi?

– Demedim ya Resulallah.

– Hasataları ziyarete gittiğin zaman düşündün mü, ibret gözüyle baktın mı? “Bir gün bu ölüm döşeğine ben yatacağım” dedin mi?

– Demedim ya Resulallah.

– Kabirleri ziyarete vardığın zaman; “Ehl-i kubur, siz de benim gibi, gezdiniz, tozdunuz, yediniz, içtiniz. Fakat şimdi kabirde sonsuz bir yolculuğunuza çıktınız. Bir gün ben de sizin yanınıza geleceğim” dedin mi?

– Demedim ya Resulallah.

Efendim! Adam cenazesini musalla taşına getiriyor, çıkıyor kenara. Caminin bahçesinden dışarı çıkıyor.

– Peki bu adam kim?

– Babam.

– Sen neyisin bunun?

– Oğlu.

– Sen neyisin?

– Eşi… dostu… yakın akrabası… her ne ise.

– Peki siz niye bu adamın cenaze namazını kılmıyorsunuz? Bu müslüman mı?

– Evet.

– Sen?

– Ben de müslümanım

– Peki müslüman müslümanın cenaze namazına iştirak etmez mi? Bir gün de sen geleceksin buraya.

O kadar rastladım ki görev yaptığım zaman. Burada da aynı efendim. Cenaze musalla taşında, müslümanlar camide. Namaz kılan müslümanlar çıkıyor cenaze namazını eda ediyor. Cenaze sahibi dışarıda bekliyor. Fakat düşünmüyor ki, bir gün de ben geleceğim.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: “Hasta ölmez, belki hasta şifa bulur, kalkar gezer. Hastayı ziyarete giden ölebilir.” Geçen gün bir arkadaşımız öyle anlattı. Babası ağır hasta diye oğlu askerden babayı ziyaret için geliyor. Oğlu kaza geçirip ölüyor. İşte Resulullah’ın sözünün aynısı. Fakat biz neden ibret alamıyoruz. Bunu bir türlü anlamış değilim. Ölmüşlerimizden, analarımızdan, babalarımızdan, dedelerimizden, yakınlarımızdan, eş ve dostlarımızdan neden ibret alamıyoruz? Bir türlü dünyayı boşayamadık, dünyayı bırakamadık. Allah Resulü (sav) öyle diyor:

“Merak etmeyin siz dünyayı bırakmadıkça dünya sizi bırakmaz, arkanızdan koşarak gelir.”

Adam parayı çıkarıyor, yüzüne sakalına sürüyor, öpüp başına koyuyor. İşte yarın yevmül mahşerde o Mahkeme-i Kübrâ’da bu parayı sevenlere ne diyecek biliyor musunuz?

-“Git rabbine git. Kimi öptün başına koydunsa senin rabbin odur.”

Dünyayı kim sevdiyse Cenab-ı Hak onu dünyanın yanına gönderecek. Kim şeytanın uşağı olduysa, şeytanın yolundan izinden gittiyse, Cenab-ı Hak o insanları, o cemiyetleri şeytana gönderecek. O televizyonlarda şarkı söyleyen, göbeğini açıp gezen kadınlar da şeytana gideceklerdir. Cenab-ı Hak, onlara sahip çıkmayacaktır:

-“Gidin, sizin rabbiniz şeytandır. Kimin yolundan, izinden gittiyseniz gidin oraya.”

 Gidecekler, bir bakacaklar ki şeytan aleyhilla’ne ateşten kürsü üzerinde cayır cayır yanıyor. Ona; “Bizi kurtar” diyecekler. Şeytan kahkahayla gülecek o kendine tabi olanlara:

“ Yazıklar olsun size, vay size, yuh olsun size. Siz Kur’an’da duymadınız mı ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır’ diye. Rabbiniz Allah size bildirmedi mi? Sizin peygamberiniz size bildirmedi mi? Din alimleri size söylemedi mi? ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdar, siz de ona düşman olun’ demedi mi? ”

“ Dedi ama biz dinlemedik. ”

Böylece onlar mahşer yerinde sahipsiz kalacaklar. Allah’ım bizi orada sahipsiz bırakma. Orası öyle bir yer ki,

Yevme yefirrul mer’u min ehihi ve ümmihi.. ABESE 34-36

Orada ne kardeş kardeşe, ne evlat ana-babaya, ne ana-baba evladına dönüp bakabilecek. Ana-baba bağıracak evladına;

“Oğlum! Evladım! Şu sırtımdan yükü al, yürüyemiyorum.”

“Git ana, yahu. Ben kendi yükümü taşıdım mı ki, sen kaldın?

İşte “vay nefsi” orasıdır. Peygamberler bile orada vay nefsi diyecek. Yalnız bir peygamber hariç: Hz. Muhammed (sav). Şefaat-ı uzmâ tacını başına giydirecek Cenab-ı Hak. O nebilerin, resullerin imamı, evliyaullahın rehberi Hz. Muhammed’in (sav) başına. O bize şefaat edecek. Allah bizleri onun şefaatine nail eylesin. En kısa zamanda dönelim, nefsi bırakalım. Arkadaşlar, nefis hiçbir zaman iyiliği söylemez. Şeytan bize hiçbir zaman iyiliği söylemez. Bunu iyi bileceksin. Bize çok şikayete gelen var. Oğlundan şikayet, kızından şikayet eden var. Geliniden şikayete gelen var, kocasından şikayete gelen var. Nedir bu? Hep nefsin belasıdır, nefsin belası. Adam kendi karısını bırakmış, başka kadınla geziyor. Kendi öz çoluk çocuğu var evde. Başka yerde otluyor hayvan gibi. Senin çoluk çocuğun var. Bakınız her şeyi ispatla söylüyorum. Bir genç Peygamberimize gelerek:

– “Ya Resulallah nefsim zina yapmak istiyor.”

Bu sözü duyan Hz. Ömer celallanır, heybetlenir.

– “Ya Ömer, dur.” der Allah Resulü ve genci çağırır, yanına oturtur. –Şimdi iyice pür dikkatle dinleyin Peygamberimizin (sav) sözünü. Ben de aynen size aktarmaya çalışıyorum. Aklımızı başımıza alalım- Peygamberimiz o gence diyor ki:

– Sen zina mı yapmak istiyorsun?

– Evet, ya Resulallah.

– Bacın var mı?

– Var, ya Resulallah.

– Annen var mı?

– Var, ya Resulallah.

– Karın var mı?

– Var, ya Resulallah.

– Peki bir başkası senin annenle, bacınla, karınla zina yapmak isterse razı olur musun?

– Olmam, ya Resulallah.

– Peki sen niye başkasının ya anası yahut bacısı veyahut da karısı olan birisiyle zina yapmak istiyorsun? diye sorunca Allah Resulu (sav), genç şöyle cevap veriyor:

– Ya Resulallah, nefsimden zina yapmak arzusu gitti.

Değerli müslüman!

Eğer sen de aileni bırakıp başkasıyla otluyorsan –sizleri tenzih ediyorum sözüm onlara- ilk önce kendi ananı, bacını, karını düşüneceksin ondan sonra başka yerde otlayacaksın. Bu gibi insanlara ben hayvan diyorum. Hatta hayvandan da aşağıdır diyor Cenab-ı Hak

Bel hum adall. Ulaike humul gafilun ARAF: 179

Onlar, hayvandan da aşağıdırlar. Onlar gaflette olanların ta kendileridir.

Aziz müslüman, değerli genç kardeşlerim!

Allah bizlere öyle bir nimet nasibetmiş ki, bu genç yaşınızda size zikrullah nasibetmiş. Şeriatı yaşamayı, Kur’an’ı yaşamayı hasılı İslamiyeti nasibetmiş. Allah bu yolda bizleri daim eylesin. Bu yolda bizlere yardım eylesin. Ayaklarımızı kaydırmasın. Nefis, şeytana uydurmasın. Nefsin ve şeytanın tuzağına bizleri düşürmesin.

Aziz müslüman!

Allah akıl vermiş sana. İrade vermiş. Hiçbir varlıkta irade yoktur. İnsanoğluna irade vermiş. Tetiği çekersen öldürürsün adamı, çekmezsen öldürmezsin. Cenab-ı Hak diyor ki; ‘tetiği çekersen, ölümü yaratırım, çekmezsen yaratmam.’ Ne kadar irade vermiş sana? Nasıl bir hürriyet vermiş görüyor musun? Sen dilersen camiye gelirsin, dilersen meyhaneye gidersin. İradeni kullanıyorsun. Ama hayvan öyle değil. Hayvanda o irade, o akıl, o şuur yok. Hayvan gider otlar otlar gelir. Aynen o başkalarına giden insan-hayvanlar gibi sağa sola gider, akşam sahibinin kapısına gelir. Fakat insan öyle değil.

Lekad haleknel insane fi ahseni takvim. TİN: 4

Allah insanı öyle güzel bir biçimde halketmiş ki, methu sena etmiş yaratmış. Hele ümmet-i Muhammed’i bütün ümmetlerin üzerinde üstün yaratmış.

Bu arada size tarikatten, aşktan ve muhabbetten de anlatalım: Hz. İsa (as), bir vadiden geçerken bir genç, Hz. İsa’nın karşısına çıktı:

– “Ya Nebiyyallah, rabbine rica et, bana O’nun aşk ve muhabbetini versin” dedi. Hz. İsa, Cenab-ı Hakk’a:

– “Ya Rab! Bu kulun senden aşk, muhabbet istiyor” diye seslendi. Cenab-ı Hak:

– “O benim aşkıma dayanamaz, yanar kül olur” dedi. O genç bunun üzerine:

– “Ey İsa, ey Allah’ın resulü! Zerrenin yarısı kadar bile olsa aşkullahı istiyorum. Şu gönlüm Rabbimin aşkını muhabbetini istiyor” dedi.

Cenab-ı Hak, güneşin içindeki zerrenin yarısı miktarınca o gencin kalbine aşkını koyuyor. O genç mecnun olup dağlara düşüyor. Hz. İsa (as) o vadiden geri döndüğü zaman;

– “Allah aşkını isteyen o genci bir göreyim, ne oldu?” diye sordu. Oradakiler:

– “Ya İsa, o genç mecnun oldu dağlara gitti” dediler. Hz. İsa (as) öğrenir öğrenmez arkasında gider. O genç bir taşın üzerinde oturmuş, kafasını gökyüzüne dikmiş gökyüzüne bakıyor. “Esselamu aleyküm” diye üç kez selam veriyor Hz. İsa. Genç hiç aldırış etmiyor. Cenab-ı Hak’tan vahiy yoluyla şu mesaj geliyor:

– “Ya İsa, o genci testereyle alıp biçsen yine duymaz. Onun kalbine benim aşkım girmiş”

Şimdi bazı yerlere gidiyorum. Cemaat çok takva görünüyor. Namazda başkasının kusurunu arıyor. ‘Hocam, bunlar hep namazı yalnış kılıyor’ diyorlar. Eğer sen namaza dururken o namazı kılanın kusurunu görüyorsan asıl namazı sen kılmıyorsun. Asıl sen namazda değilsin. Eskiden tabiîn, Peygamberimizin arkasında namaz kılan sahabe öyle kıyamda durmuş ki, kuşlar, kargalar, serçeler, güvercinler onların omuzlarına, başlarına konmuş, onları bir ağaç, bir taş zannetmiş, insan olduklarını farketmemişler. Namaza böyle duran bir müslüman yanındaki yalnış kılanın kusurunu nasıl görebilir? Efendim, yapmayın bunu, yapmayalım bunu. Sen o zaman namazda değilsin. O zaman sen namaz kılmıyorsun. Başkasının kusurunu arıyorsun. O namaz Allah indinde kabul edilmez. Aman başkalarında kusur aramayalım. Sakın ha. Sen kendine yetersin. Senin hataların sana yeter, başkalarını düşünmene gerek yok. O sana kâfi gelir. Yeter de artar da. Sen üstelik bunun yanında başkasının kusurunu arıyorsun. Bir de başkalarının hatasını yükleniyorsun. O insanlardan eyleme bizi ya Rab! Zaten biz eğer doğru dürüst namaz kılmış olsak, huşu ile Allah’ı zikretmiş olsak, huşu ile Allah’a bağlansak Allah bize çift kanat takar uçurur havada. Namazı kılamıyoruz. Kılamadığımız gibi de onun yanında kötülüklerden vazgeçemiyoruz. Cenab-ı Hak diyor ki:

– “Eğer musalli bir müslümanın ibadet ve namazı onu kötülüklerden alıkoymuyorsa o namaz onu Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir şeye yaramaz.” Bir insan namaz kılıyor kötülük yapıyor, namaz kılıyor yalan söylüyor, namaz kılıyor faiz yiyor. Namaz kılıyor gıybe ediyor. Namaz kılıyor iftira ediyor. Caminin önünde oturuyor herkesin aleyhinde dedikodu yapıyor. Bu namaz değildir. Bu namazın zerre kadar, sivrisineğin kanadı kadar Allah indinde değeri yoktur. Halis, saf bir müslüman olman lazım.

Bazı müslümanlara saf müslüman dediğin zaman kızıyor. ‘Ben deli miyim?’ diyor. Keşke Allah, beni o saf müslümanlardan eylese. Saf müslüman demek deli demek değildir ki. Yani süzülmüş, süzme bal gibi gerçek müslüman. Allah, bizleri de o müslümanlardan eylesin. Kendini Kur’an’a göre ayarlayacaksın. Kendini Sünnet’e göre ayarlayacaksın. Bunun dışındaki hayatın batıldır. Dilini gıybete kaydırıyorsun. Kalbini bir müslüman kardeşine düşmanlığa kaydırıyorsun. Ayaklarını kötülüklere kaydırıyorsun, kötü yollara gidiyorsun. Sen doğru, samimi bir müslüman değilsin. Yamuk yumuk bir müslümansın. Namazını da kılsan, orucunu da tutsan yorgunluktan, açlık ve susuzluktan başka bir şey kalmaz sana. Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:

“Ümmetimin üzerine öyle bir zaman gelir ki, beş şeyi severler beş şeyi unuturlar:

  1. “Dünyayı severler ahireti unuturlar.” Öyle değil mi? Biz hep dünyayı sevdik. Ahirete yönelen ahireti seven yok. Zaten ölmek istemiyoruz. Hep yaşamak istiyoruz. Nefis bir türlü ölümü kabul etmiyor.
  2. “Malı mülkü severler, sonunda hesap vereceklerini unuturlar.” Diyor ki Peygamberimiz (sav): “Bir kişiye zenginliğinden dolayı tazim ve ikramda bulunursan, (onun önünde el bağlar, ceketinin düğmelerini düğmelersen, zengin diye önünde eli bağlı durursan) dinin gider. Tazim ancak Allah’a mahsustur. El bağlayıp huzurunda durmak sadece Allah’a mahsustur.
  3. “Halkı severler, Hakk’ı unuturlar.” Evet halkı da seveceksin. Biz müslüman kardeşlerimiz birbirimizi Allah için seviyoruz. Buraya onun için geliyoruz. Istirahatlarınızı terkediyorsunuz, sohbete gideceğiz diyorsunuz. Işte bu istirahatından, uykundan, dünyadan, her şeyinden fedakarlık yapman senin Hakkı unutmamandır.
  4. “Günahı işlerler, tevbeyi kötü huyu iyi huya çevirmeyi unuturlar”
  5. “Saraylarda köşklerde yaşamayı severler, fakat kabri unuturlar” Sen sarayda oturuyorsun ama saray bir gün başına yıkılacak, kabre gireceksin. Eğer amelin yoksa o kabir de başına yıkılacak; o kabir cehennem çukurlarından bir çukur olacak. Perişanlık hali alacak seni, öyle çepeçevre azap seni çevirecek, kurtuluş olmayacak.

İşte değerli müslüman!

Malın, mülkün, sarayın bütün hepsi burada kalıyor. Hiçbir şey iğne iplik dahi ahirete götüremiyoruz. Kendimizi Kur’an ve Sünnet’e göre ayarlamamız lazım.

Hz. Musa (as) Cenab-ı Hakk’a:

“Ya Rab! Beni iyi kullarından seçmene sebep nedir? Peygamber olarak neden seçtin? Hangi amelime göre beni seçtin?”

“ Ya Musa! Sen çok merhametlisin. Bütün yaratmış olduğum varlıklara karşı merhametlisin. Yetimlere, miskinlere, dullara, ihtiyaç sahiplerine, kafir dahi olsa onlara zulmetmedin. Onun için seni peygamber seçtim. Seni sevdiğim bir kul yaptım. Allahım, bizi de o merhametli kullarından et.

Peygamberimiz (sav) bir gün ashabına merhametten bahsederken, ashab:

“Ya Resulallah, biz merhametli değil miyiz?”

“Yalnız kendine merhametli olmak merhametli sayılmaz. Başkalarına da merhamet edesin. Yerdeki haşerelere, bütün varlıklara merhamet edeceksin” diyor Allah Resulü.

Çölde gezen bir adam çok susamış. Aramış aramış bir kuyu bulmuş. Kuyuya inmiş, kana kana su içmiş. Kuyunun başına çıkarken kuyunun üzerinde bir köpek görmüş. Köpeğin dili sarkmış, kendini yerlere, kumlara sürüyor. Eyvah, bu köpek de benim gibi susamış, ciğerleri yanıyor, demiş. İnmiş tekrar kuyuya. Ayakkabılarına su doldurmuş, köpeği sulamış. O kişi cennete gitmiş. İşte bir köpeğe merhamet eden bir kulu, Allah günahlarına bakmadan affediyor ve onu cennete gönderiyor. Bir başka kadın ise ibadeti olmasına rağmen merhametsiz olduğu için cehenneme gidiyor. Kediyi hapsedip ve açlıktan öldürdüğü için. Efendi, merhameti yalnız kendimize değil, oğlumuza, kızımıza, eşimize, bütün komşulara, bütün yaranımıza karşı göstermeliyiz.

Komşun putperest dahi olsa, yabancı dahi olsa, dinsiz dahi olsa ona komşuluk yapmak mecburiyetindesin. Onun senin üzerinde komşuluk hakkı vardır. Allah Resulü (sav) komşunun üç hakkı var diyor: Müslüman komşunun iki hakkı var: Komşuluk hakkı, müslüman kardeşliği hakkı. Akraba olan müslüman komşunun üç hakkı var: Akrabalık, din kardeşliği ve komşuluk hakkı. Gayri müslim komşunun bir hakkı var: Komşuluk hakkı. Bazı kardeşlerimiz diyor ki; ‘efendim, komşumuz, falandır filandır. Onunla komşuluk edilir mi? onların yemekleri yenir mi?’ Ne diyorsun kardeşim? Hz. İbrahim (as) mecusilerin yemeğini yemiştir. Onları imana getirmek için, onları evine getirmek için mecusilerin yemeğini yemiştir.

Hz. İbrahim’i bir kaç mecusi evlerine çağırıyor: “Ey İbrahim, bizim davetimize icabet eder misin?” “Evet” diyor, icabet ediyor. Et geliyor, yemekler önüne konuluyor. Yemeğinizi yemem, siz Allah’a iman etmedikçe. Onlar üç kişi, birbirlerinin yüzlerine bakıyorlar. Ne yapalım? Birisi şeytanlık düşünüyor. “Ey İbrahim, bize beş dakika müsaade ver.” Dışarı çıkıyorlar, müşavere ediyorlar. Birisi onlara diyor ki; “O kolay, başımızı secdeye koyarız. ‘Allah’a iman ettik, secde ettik’ deriz İbrahim’i kandırırız. Onlar başlarını secdeye koydukları zaman Hz. İbrahim (as) ellerini kaldırıyor; “Ya Rab! Onların başlarını secdeye koydurmak bana ait, hidayet ise sana ait. Onlara iman nasib et.” Onlar, başlarını secdeden kaldırarak; “Eşhedü enlailaheillallah ve eşhedü enne İbrahim Halilullah” diyorlar ve imanla şeref buluyorlar. Şimdi biz tebliğ ediyoruz. Allah’ın ve Resulullah’ın emirlerini kullara anlatıyoruz.

Nereden başladık? Sokaklarda otlayanlardan, öyle değil mi? sohbetimizin başlarında kendi karısını, kızını bırakıp, anasını düşünmeyen, bacısını düşünmeyen serserilerden bahsettik. İşte ona da bir örnek verdik. Tekrar ediyorum; O genç, Peygamberimize gelip; “Ya Resulallah, benim nefsim zina yapmak istiyor” demişti. Allah’ın Resulü o gence sormuş; “Annen var mı?” “Var.” “Bacın var mı?” “Var.” “Peki bir başkası senin annenle, bacınla zina yapmak isterse razı olur musun?” “Olmam ya Resulallah.” “Sen nasıl başkasıyla zina yapmak istiyorsun?”

İşte bu kenarlarda hain görler var hain. Zalim gözler var. Zina dolu gözler var. Hanımların ahlaksızlıklarından dolayı Allah, tesettürü emretmedi. Allah, hanımları hain gözlerden korumak için örtünme emrini verdi. Başkasının ırz ve namusuna göz diken hain, zalimler vardır. Ama kendi karısını düşünmez, kendi bacısını düşünmez, kendi gelinini düşünmez, kendi öz anasını düşünmez. Başkasıyla otlar. İşte bunu da böyle kayıtladık.

Demek ki, ne mal, ne evlat, ne saray, ne köşk hiçbir şey buradan ahirete götürülemiyor. Ne götürüyoruz?

Illa men etellahe bi kalbin selim… ŞUARA 88 89

Allah, kâmil bir iman, selim bir kalp istiyor bizden. Malın da, mülkün de, sarayın da, köşkün de hepsi burada kalıyor. Bakınız Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:

“Cenab-ı Hakk’ın öyle kulları var ki, yevmu’l-mahşerde herkes korku içinde yaşarken, onlar tahtlar, kürsüler üzerinde oturmuş, korku ve hüzün bilmez, görmezler.” Ashab:

“Ya Resulallah, onların ameli nedir?”

“Onlar sevdiklerini Allah için sevmişler, sevmediklerini de Allah için sevmemişler.”

İşte şimdi biz birbirimizi Allah için seviyoruz. Allah için buraya geliyoruz. Burada para mı dağıtılıyor? Aman gelin, her pazar şu kadar para vereceğim, sohbete gel diyen yok. Siz rızaullah için geliyorsunuz. Ya Rab, ayaklarımızı rıza yolundan ayırma. Tarik-i müstakimden kaydırma. Şeytan ve nefsin tuzağına düşürme. Evlatlarımızı bu melanet sokaklardan, çarşı pazarlardan, televizyonun melanetlerinden sen koru ya Rab. Şu alem-i İslam’a yardım eyle. Ya Rab, küffarı kahret, küffarı perişan eyle. Kâfire fırsat verme ya Rab. Amin diyen cemaate yardım eyle ya Rab.. 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top