Evliliğin Önemi

evlilikMuhterem Mü’minler!

Nesil, ırz ve namus aileyi temsil eder. Evlenmek, nikâh altına girmek, fıtrattandır ve mutlu, huzurlu bir hayat yaşamak için gereklidir. Allah, ilk insan Hz. Âdem’i (a.s.) yarattıktan sonra gönlü huzur ve sükûnet bulsun diye, ona bir eş yaratmıştır. Ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

 “Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah’tır.”

Sonra neslinin devamı, insanlığın zuhuru için Allah doğum kanunu vazetmiştir. Aynı ayetin devamında bu konuda şöyle buyuruluyor:

 “O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah’a şöyle dua ettiler: “Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız.”

Allah, atamız Hz. Âdem’i (a.s.) yarattıktan hemen sonra ona bir eş yaratmış ve ikisinden zürriyetler var etmiş. Böylece insanlık, erkek ile kadının evlenmeleri ve birleşmeleri ile ortaya çıkmış. Bu, insanoğlunun dünya imtihanı için Allah’ın belirlediği bir vesiledir. Bundan dolayı Cenab-ı Hakk, evlenmeyi emretmiştir. Günümüzde gençler evlenmek istemiyor. Allah’ın “evlenin!” emrine karşı geliyorlar. Bundan dolayı kadın-erkek birbirine girmiş, çarşı-pazarda, eğlence yerlerinde çırılçıplak sarmaş dolaş bir halde dolaşıyorlar.

Allah (c.c.), gönderdiği bütün peygamberlerine evlenmeyi emretmiştir.

Peygember Efendimiz (s.a.v.) ise; “Nikâh, bütün peygamberlerin sünnetidir.”  buyurmuştur.

Bir başka hadiste de; “Ey gençler sizden ev­lenmeye güç yetirenler evlensin.”

Evlenme, Allah’ın koyduğu bir kanundur. Günümüzde bazıları çıkıp, “Evlenmeye ne gerek var? Her taraf kadın-kız dolu. Evlenip de ne yapacaksın? Özgürlüğün tadını çıkar! Bekârlık sultanlıktır!” kabilinden sözler söylüyorlar. İşte bu anlayış, İslâm’dan uzaklaşmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Hâlbuki İslâm, evlenmeyi dinin yarısı sayıyor.

Diyanet İşleri Başkanı çıkıp, “-Dini nikâha gerek yok, resmi nikâh da yeterlidir, diyor. İcap-kabul var, iki şahit de var. Dini nikâha gerek yok.” diyor. Evliliği medeni kanunun gereği yapılan bir akit olarak görürseniz, gençler işte böyle evlenmezler. Evlenenler de, küçük bir meseleyi bahane ederek boşanırlar.

Evlilik, nikâhlanma, dini bir merasimdir. Onu dinden uzak, dinin yasakladığı şekilde yaparsanız, dünyaya gelecek çocuklarınızın inançlı, ibadet ve taatinde olmasını bekleyemezsiniz. Günümüzde yapılan düğünleri görüyorsunuz. Herkesin elinde içkiler, kadın-erkek birbirine girmiş, zil takıp oynuyorlar.

Elhamdulillah Müslümanlar, İslâm’ın emri üzere Allah ve Resulullah ’ın razı olacağı şekilde evleniyorlar. Kur’an’la, ilahilerle, dualarla, mevlid-i şeriflerle, vaaz-u nasihatlerle nikâhlanıyorlar. Ondan sonra da, huzurlu bir ömür sürüyorlar, hayırlı evlat sahibi oluyorlar.

Peygamber Efendimiz buruyor ki; “Dört şey tüm peygamberlerin sünnetlerindendir. Utanma duygusu, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek.” Ancak hanımların, evlerinden dışarı çıkacakları zaman, namahrame karşı kokulanması caiz değildir. Kadınların câmiye, sohbete, zikre gelecekleri zaman koku sürmeleri yasaktır. Kadınlar, eşlerine karşı koku sürünmelidir. Eşine güzel görünmek için güzel elbiselerini giyinmelidir. Ama günümüzde tersi yapılıyor. Sokaklara çıktıkları zaman güzel elbiseler giyinip güzül kokular sürünüyor; kocasının, efendisinin yanına geldiği zaman da, güzel elbiselerini çıkartıp, çamaşır yıkarken giydiği elbiselerini giyiyor.

Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki;

“Miracı gezdiğim zaman Cennet bana gösterildi. Cenneti teşkil edenlerin çoğu fakirlerdi. Cehennem gösterildi, çoğunu kadınlar oluşturuyordu.”

Hz. Aişe validemiz; Ya Resulallah neden kadınlar cehennemde daha fazla?

“Kadınların çoğu dilleriyle kocalarına eza cefa ettikleri için!” Günümüzde sözü ile, hareketi ile, nazı ile kocasını incitmeyen bir kadın acaba çıkar mı?

Nikâh, Müslüman ailenin temelidir. Helal sınırlar içinde devam eden ailede muhabbet, merhamet, terbiye eksik olmaz. Bütün aileler böyle olursa, ferdi ve içtimai hayat nizama girer. Memleket huzur ve sükûna kavuşur. Bugün okullarda, çarşı-pazarda, sokaklarda huzur yoksa, nizam yoksa sebebi İslâm üzere kurulmuş ailelerin olmamasıdır. Din-îman bilmeyen nesillerin çıkmasıdır.  70-80 yaşında kadın, beli bükülmüş, elinde baston, elleri titriyor, başında saç kalmamış. Ama yine de çırılçıplak! Böyle ananın yetiştirdiği çocuklar nasıl olacak? Namazsız, niyazsız, abdestsiz, taharetsiz, Allah’a secde etmeyen o yaşlı kadın ve erkeklere bakın, yüzü-siması nasıl çirkinleşmiş. Ama ehl-i secde, ehl-i namaz, ehl-i zikir, kadın olsun erkek olsun, yaşlandıkça güzelleşiyor, yaşlandıkça yüzü nurlanıyor. Öldüğü zaman da yüzleri ve bütün azaları nurlu oluyor. Ama ehl-i secde olmayanların ölümlerinde yüzleri mosmor, simsiyah. Aynı putperestlerin ölümü gibi Allah muhafaza. Ama bizim amacımız bu insanları yargılamak değil. Bizim derdimiz, onları bu kötü durumdan kurtarmak ve Müslümanları bu durumlara düşmemeleri için uyarmaktır.

Geçenlerde bir kadın İstanbul’un bir yerinden aradı beni. Hocam, sizin sohbetlerinize, derslerinize katılmak istiyorum. Fakat ben Atatürkçüyüm. Beni cemaatinize kabul eder misiniz? Biz de dedik ki; sen gel, biz kabul ederiz. Bu cemaate ateisti geliyor, sarhoşu geliyor, serserisi geliyor. Önemli olan tövbe edip bütün gönlündeki putları yıkıp Allah’a teslim olmaktır.

Milletimizin bünyesini saran hastalığı görün. Nikâhsız yaşayan, zina eden insanlar artıyor. Nikâhta bereket vardır, derler. Bu bereket Allah’ın bereketidir. Toplumun bereketi ise nikâhlı ailelerin artması ile olur. Nikâh insana huzur verir, maddeten ve manen zenginleştirir.  Nikâh altına girmeyen, evlenmeyen, gayri meşru yoldan hayat sürdüren insanlar, hem maddeten hem de manen daralır. Huzursuz bir hayat yaşarlar. Allah (c.c.), evlatlarımıza çoluğumuza, çocuğumuza emri üzerine yaşamayı nasip etsin.

Kardeşler!

Bir kişinin kötülüğü sadece kendisinde kalmıyor. Bir komşunun kötülüğü sadece kendisinde kalmıyor. Öyle olsa belki, bana ne, dersin. Fakat bir kötünün zararı, komşulara, bütün insanlara yayılıyor. Çok af edersiniz bir köpek leşi bir mahallede olsa, bir müddet sonra o köpek leşinin kokusu, bütün mahalleye yayılır ve insanlar rahatsız olur. Kötü komşu da aynıdır. İşlenen günahlar, o pis koku gibi sağa-sola, öne-arkaya yayılır. Sonunda bütün insanlığı etkiler.

Bakınız mahallemizde hırsızlar geceleri, dükkânların kilitlerini kırıp, içerideki malları alıp götürüyorlar. Neden? Ahlâk yok! Neden? Din terbiyesi yok! İslâm üzere kurulmamış ailede yetişen bir çocuk başıboş bırakılıyor. Allah korkusu, cennet-cehennem inancı verilmiyor. “-Yaptığın en küçük iyilik de, en küçük kötülük de önüne gelecek, hesaba çekileceksin!” denilmiyor. Sonunda dünyaya tertemiz gelen o çocuk, hırsız oluyor, katil oluyor, ateist oluyor. Çünkü o çocuğa İslâmi terbiye verilmemiş. Çünkü ana babanın kendisinde de İslâmi terbiye yok. Bu şekilde yetişen bir nesil de işsiz kalınca, hırsız oluyor, gaspçı oluyor, katil oluyor, Allah muhafaza. Bakınız, özelleştirme adına hergün fabrikalardan işçiler çıkarılıyor. Binlerce genç işsiz güçsüz dolaşıyor sokaklarda, kahvehanelerde. Bütün bunlar hep İslâm nizamının dışına çıktığımız için, dinin emrine aykırı yaşadığımız için başımıza geliyor. Cenab-ı Hakk, bizi bu şekilde cezalandırıyor. Ama gerçekten ağır bir ceza! Aç insan ne yapacak? Oraya buraya saldıracak tabi. Senin malına da, canına da, her şeyine de saldıracak. Memursa rüşvet alacak.

Bugün gençler haram yollardan cinsel isteklerini tatmin ettikleri için evlenmek istemiyorlar. “-Evlenip bir sürü masrafa gireceğime, bu şekilde yaşarım.” diyor yeni nesil. Ama Allah bunu yasaklamıştır. Nikâhsız olarak bir kadınla birlikte olmayı, onunla sarmaş-dolaş olmayı Cenab-ı Allah yasaklamıştır. Bir millet, kadın-erkek ilişkilerinde Allah’ın sınırlarını gözetmezse bunun faturasını ağır öder. Zinanın, fuhşun arttığı bir toplum kendini kendi elleriyle yok ediyor demektir.

Ama hayırlı evlat yetiştirenler hem bu dünyada hem de ahrette mutlu olacaklardır. Ayet-i Kerime’de Rabbimiz;

“Kendileri inanmış, zürriyetleri de îmanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevâb)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.”

Bu memleket İslâm nizamına girmedikçe düzelmez. Çırpınmaya, bağırıp çağırmaya gerek yok. İslâm nizamına girmedikçe bu memleket, bu dünya düzelmez. Nikâh da Allah’ın koyduğu en önemli kanunlardan biridir. Bugün memleketimizde milyonlarca insan nikâhsız, gayri meşru hayat yaşıyor. Bu, Kur’an nizamının dışına çıkmaktır. Ne zaman düzelecek Allah bilir. Ben düzelirsem, siz de düzelirsiniz. Sen düzelirsen, öbürü de düzelir. Mehmet Akif Mahallesinden meyhaneler kalkar, içki bayileri kalkar. Her tarafta intizam olur. Bu mahalle örnek mahalle olur. Ondan sonra bu mahalledeki nizam intizam, diğer mahallelere yayılır. Yavaş yavaş Esenyurt’u kaplar.

Gerçek Müslümandan hiçbir kötülük gelir mi? Müslümanlar bir başkasına zarar verir mi? Vermez! Çünkü Müslüman Allah’tan korar. Müslüman Rabbine hesap vermekten çekinir. Yanlış bir iş yapmaktan korkar. Yaşlı amca bu soğuk havada abdestini alıp sabah namazına geliyor, namazını kılıp gidiyor. Bu insandan kötülük gelir mi? Bu gençlik, ne kadar uzak yerlerden buraya geliyor. Bu gençlikten kötülük çıkar mı? Bu gençlik senin karına, kızına kötü gözle bakar mı? Hayır, çünkü o Allah’tan utanır, Rabbinden hayâ eder. Sakal bırakan bazı kardeşlerimize soruyorum; sakalın ne faydasını gördün. Çünkü bu soruyu bir zamanlar bana da sormuşlardı. Ben de gençliğimde sakal bırakmıştım. Gençliğimde bu sakalım simsiyahtı, bir tane dahi beyaz yoktu. Şimdi hepsi tarla yemiş, yakında belki biçilir. Bu sakal insanı birçok kötülük den men ediyor. En azından, insanlar “Sakalından utan!” derler diye kötülük işlemekten korkuyor, utanıyor.

Sakal seni birçok kötülüklerden frenliyor, engelliyor. Cenab-ı Hakk korkusunu kalbine koyuyor. Çünkü sakal, Peygamber (aleyhisselam) Efendimizin sünnet-i seniyesidir. Beş vakit namaz kılan bir insan kötülüklere düşse de, bir gün o kötülüklerden mutlaka vazgeçer. Çünkü namaz insanı fuhşiyyattan, münkerattan, kötülükten men eden bir ibadettir.

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) birgün bir genç gelir:

“Ya Rasûlellah, zina için bana izin ver, çünkü tahammül etmem mümkün değil.” der.

Orada bulunan ashabın farklı tepkileri olur.

Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.v.), o genci dinler, sonra da yanına çağırır, dizlerinin dibine oturtur ve sorar:

-Böyle bir şeyin senin annenle yapılmasını ister miydin?

– Hayır istemezdim, ey Allah’ın Resulü.

– Hiçbir insan da annesine böyle bir şey yapılmasını istemez.

-Senin bir kızın olsaydı, ona böyle bir şey yapılmasını ister miydin?

– Hayır istemezdim, ey Allah’ın Resulü.

– Hiçbir insan da kızı için böyle bir şey yapılmasını istemez.

– Halanla veya teyzenle böyle bir şey yapılmasını ister miydin?

– Hayır, Ya Rasûlellah, istemezdim.

– Hiç kimse de halasıyla, teyzesiyle ve kız kardeşiyle zina edilmesini istemez.

Genç bu konuşmadan sonra ikna olur ve Hz. Peygamber (s.a.v.) elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua eder: “Allah’ım, bunun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu muhafaza eyle.” İslâm işte böyle güzel bir din. İslâm böyle insanı iffet ve hayâ sahibi kılıyor.

Yine bir genç Hz. Peygambere (s.a.v.) geliyor; “-Ya Resulallah ibadet ve taatım, namazım beni kötülüklerden men etmiyor.” diyor. O genç gittikten sonra Peygamberimiz buyurur ki; “Bir gün gelecek ki, bu gencin namazı, orucu, onu bütün kötülüklerden men edip alıkoyacak”. Bir zaman sonra bu genç gelerek şöyle der: “Ya Resullallah, namazım beni bütün kötülüklerden men etti.”

İşte hayırlı ameller devamlı ve düzenli olarak yapılmaya devam ederse, mermeri delen su misali, insanı kötülüklerden alıkoyar. Yaptığın hayırlı işler ve salih ameller, yavaş yavaş kalbine işler. O gönlündeki kötülükleri, kiri, pası tertemiz eder. Hele Zikrullah, hele Allah’ı (cella şanuhû) zikretmek ne büyük bir ibadettir.

Zikrullah, kalpteki bütün hastalıkların devâsıdır. Zikrullah selim bir kalp için en önemli ibadettir. Selim bir kalp ise, insanı cennete götüren en önemli şeydir. Çünkü Cenab-ı Hakk, Kur’an’da;

 “O gün ki, ne mal fayda verir, ne oğullar! Ancak Allah’a temiz bir kalp (kalb-i selim) ile varan başka!”

Allah ahirette bizden temiz bir kalp, selim bir kalp isteyecek. İşte zikrullah, selim bir kalp için çok önemlidir. Zikrullah kalpteki tüm isyanı, küfrü, fuhşiyyatı silip atar. Zikrullah insanın hücrelerine kadar, kemiklerine kadar işler. Özellikle o gençlerin “Allah“ demesi, “La ilahe illallah” demesi, “Hay Ya Hay” esmasını çekmesi, gökyüzündeki melekleri bile bir araya topluyor. Cansız varlıklar bile o zikre iştirak ediyor. İşte bu meclisler, böyle değerli bir meclislerdir. Gelin ihmalkârlık etmeyin, bu meclislerden mahrum olmayın. Her hafta pazar günleri burada sohbet oluyor. Erkek cemaatimize aşağısı yetmiyor. Fakat biz yine de hanım kardeşlerimizin, kız kardeşlerimizin de bu sohbetlerden faydalanmalarını istiyoruz.  Bunda onlar için çok faydalar var biiznillah. Onlar da dinlerinin, şeriatlarının emirlerini öğrensinler. Allah ve Resulünün sevgisi onların da gönüllerine yerleşsin.

Çevremizdeki hanımlar sohbete gelmiyorlar. Hemen sokağımızdaki hanım kardeşlerimiz sohbete gelmiyorlar. Beyleri de burada namaz kılmıyor, başka câmilerde kılıyorlar. Neymiş, onlar bizden değil, onlar tarikatçi! İşte İslâm âlemi, müslümanlar böyle parçalanıyorlar. Allahımız bir, Peygamberimiz bir, Kur’anımız bir, her şeyimiz bir. Biz onlar gibi demiyoruz. İşte huzurunuzda konuşuyorum. Allah rızası için söyleyin; içimizde Nakşî’si, Rufâî’si, her çeşit Kadirî’si yok mu? Evet, buraya her tarikatten, her cemaatten insan geliyor. Biz herkese, “Buyurun kapımız size de açıktır” diyoruz. Buyurun kadın olsun erkek olsun, buyurun bizim Kadirî dergâhımız herkese açıktır. Oniki tarikatın şeyhine de, halifesine de, hocasına da, mürîdine de açıktır. Fakat Müslümanların arasına bu nifakı Yahudiler, dinsizler soktu. Siyonistler, Hıristiyan âlemi, müslümanlar bir araya gelip birleşmesinler diye bu nifakı soktular aramıza. Hâlbuki hepimiz “Allah” diyoruz. Nakşîler hafî olarak, biz ise sesli olarak “Allah”diyoruz. Sessiz zikir bizde de var. Bizim tarikatımızda on iki tarikten ders veriyoruz. Bizim büyüklerimiz bize buyurmuşlardır; “Evladım! Siz Kadirî Tarikatını yürütün.” Fakat tüm hak tarikat ve camaate saygımız, sevgimiz sonsuzdur. Bunu buradan ilan ediyorum. Müslümanları bölmek, böyle nifak çıkarmak, müslümana yakışmaz, ehl-i tarike yakışmaz.

Hatta ve hatta gelin hep beraber gönül gönüle verelim, siz de bizim dergâhımızda zikir çekin, hatm-i hace yapın. Ben Beylerbeyi’nde bir câmide imamet görevini yürütürken, Nakşî kardeşlerimiz geldiler; Hocam akşam namazından yatsı namazına kadar câmide hatme dersimizi çekebilir miyiz? dediler. Memnuniyetle müsaade ettik. Câmi görevlisi istemese izin vermeyebilir. Ama biz memnuniyetle o kardeşlerimizi kabul ettik.

Aynen şimdi de ilan ediyoruz, bu dergâh herkese açıktır. Fakat aleyhte konuşmak yok. Müslüman, müslümanın aleyhinde konuşmaz, onun gıybetini yapmaz. Hele ehl-i tarike hiç yakışmaz.

Değerli kardeşlerim!

Gençlik elden gidiyor. Gençlik ahlâksızlaşıyor. Bu nesli kurtarmak için çok çalışmak lazım. Bu gençliği zehirli ellere bırakmayacağız inşaallah. Bu tertemiz, 15-16 yaşlarındaki genç delikanlıları, sahipsiz bırakmayacağız.  Nefis bir taraftan zorluyor, şeytan bir taraftan zorluyor, şeytanlaşmış arkadaşlar bir başka taraftan zorluyor. Ana-baba olarak çocuklarınıza sahip çıkın. Onları bu sohbetlere getirin. Onlara güzel örnek olun.

Çok sayıda hanım kardeşimiz kocalarını bizlere şiyakayet ediyor: “Hocam, kocam içki içip, eve geliyor, dinime, îmanıma, her şeyime küfrediyor, beni dövüyor, tencereyi, tabağı birbirine karıştırıyor, ne yapayım?” Kardeşimizin iki gözü iki çeşme. Allah bu kadına, bu saliha kadına, o kocayı musibet vermiş, imtihan olarak vermiş. Bu taraftan da, koca hanımını şikâyet ediyor: “Hocam, hanımıma namaz kıldıramıyorum, ne yapmam gerekir?” Bu Allah’ın takdiridir. Bu durum senin için bir imtihandır. Hemen boşanmayı düşünmemek lazım. Zira böyle bir evliliğe sabretmek boşanmaktan daha evladır. Çünkü “Boşanma, Allah katında en sevilmeyen helâldir.”

Cenab-ı Hakk bu konuda buyuruyor ki:

“Haydi, onlarla güzel geçinin! Kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, sizin hoşlanmadığınız bir şeyde Allah, birçok hayırlar takdir etmiş olur.”

Eşle imtihanda çok hikmetler vardır. Allah peygamberlerini bile bu şekilde imtihan etmiştir. Sabretmek ve her şeye rağmen şükretmek gerekir.

Benim bu konuda bir teşhisim var. Zannediyorum ki, çoğunuz beni tasdik edeceksiniz. Amel-i salih bir ailede, kadının da erkeğin de dindar olduğu bir ailede nedense kadın, ekseriyetle kocasına eza-cefa ediyor. Bu, birçok evde böyle maalesef. Çarşaflı hanım kocasına devamlı eza-cefa ediyor. Belki sosyete ailelerde geçim sıkıntısı çok fazla olmuyor, kadın kocasını kıskanmıyor. Belki bu da etkili, ama dindar ailelerde kadın çoğunlukla kocasına sıkıntı veriyor.

Hanımın hangi elbiseyi giyiyor? Ona bakacaksın, çarşaf mı giyiyor, pardesü mü giyiyor, yoksa mini etekke mi dolaşıyor? Hangi elbiseyi giyiyorsa ona bakacaksın. Ve hanımını kıskanacaksın, hanımını sokaklara bırakmayacaksın, hele bilhassa çarşaflı, tesettürlü hanımına dikkat edeceksin. Çarşaflı hanım, tesettürlü hanım pazara gidip, alış verişini yapıp dönecek. Yoksa pazarın altını üstüne getirmeyecek. İhtiyacı nerde varsa oradan alıp dönecek. Hanım alış-veriş yaptığı zaman elleri eldivenli olacak. Hanımını evde giydiği elbise ile pazara gönderen erkeği artık düşün. Kadın örtüsünü örtecek, çarşafı yoksa şalını başına alacak, şalını yüzüne çekecek. Erkek pazara gidebilecekken karısını, kızını pazara göndermeyecek. Erkek çarşıya pazara gitse de yine lüzumsuz yere gezmeyecek. Çarşı-pazarlar şeytanların oyun yerleridir, şeytanların ordularının yeridir.

Bakınız Peygamberimiz (s.a.v.) ne buyuruyor; “Çoğalınız  Zira ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğim” Bugün Müslümanlar çocuk yapmamak için uğraşıyor. Bir-iki çocuğu bile çok görür olduk. Niçin? Bu kadar çocuğa kim bakacak? Bakınız Cenab-ı Allah ne buyuruyor;  Allah size kendi cinslerinizden eşler yarattı. Eşlerinizden de çocuklar, torunlar lutfedip güzel rızıklar ihsan etti.” Yani rızık için korkmayın. Kaç tane çocuğunuz varsa rızkını kat kat vereceğim buyuruyor.  Sakın cahiliye insanları gibi rızık telaşına düşmeyin.

Bir de, “çok çocukla kim uğraşacak, kolay mı çocuk doğurmak, büyütmek?” diyor Müslümanlar. Tabi kolay değil çocuk doğurmak, büyütmek, yetiştirmek. Ama çocuk cennetin anahtarıdır. Ana-babanın cennet anahtarıdır.

Bakınız Peygamber Efedimiz (s.a.v.) ne buyuruyor: “Büluğa erinceye kadar kim iki kız evladı yetiştirirse -parmaklarını birleştirerek- kıyamet günü o ve ben şöyle beraber oluruz.” Ne büyük bir müjde! Zamane Müslüman hanımı ise ben istemiyorum diyor, kocasına basıyor fırçayı. Koca da, zavallı, kılıbık olmuş, boyun eğmiş diyor ki, “-Hanım sen ne dersen o!” Ne yapsın ki!?

Onun için değerli kıymetli kardeşler!

Rızık meselesinden korkmayın! Allah, her canlının rızkını ezelde takdir etmiştir. Ayrıca çocuğun meşakkatine tahammül edebilecek şefkat ve merhameti ana-babaya ihsan etmiştir. Mülk Allah’ın! Sen de, senin her şeyin de Allah’ındır (cc)

Kıymetli kardeşler!

Çocuklarınız ergenlik çağına geldi mi evlenmek istiyorlarsa derhal evlendiriniz. Uygun bir aday çıkınca evlenmesi için teşvik edin. Gencin evlenmeye gücü yetmiyorsa Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Ey gençler, evlenmeye gücünüz yetmiyorsa, oruç tutarak nefislerinizi kırınız. Çünkü oruç bir kalkandır.”

Ya Rabbi!

Bizleri iffet ve hayâdan ayırma! Gençlerimizi muhafaza eyle! Çocuklarımızı ve eşlerimizi bizlere göz aydınlığı kıl! Milletimize, memleketimize birlik beraberlik ihsan et. Kardeşlik ve muhabbet ver! Bizleri birbirimizden ayırma ya Rabbi! Ya Rab! bizi bize bırakma!  Amin!

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top