Dünya Hayatı

057505-d180d0b0d0b7d0bdd0bed0b5-d181d182d0b0d180d18bd0b9-d0b4d0bed0bc-d0b2d0b5d182d185d0b0d18f-d181d182d0b5d0bdd0b0-d0bed0bad0bdd0be-d0b4Malumunuz, bu dünyadan ahirete hiç bir şey gitmiyor. Ne mal, ne para, ne altın, ne köşk ne de saray. Hiçbir şey dünyadan ahirete gitmiyor. Bir iğne iplik dahi götüremiyorsun. Bunun yanında dünyaya dört elle sarılmamızın nedeni ne? Çalışacaksın, lokmanı kazanacaksın rızkını helalinden, meşru şekilde çoluğuna çocuğuna yedirmek için çalışacaksın. Fakat haris olmayacaksın.

Öldüğün zaman herşeyin sırtından çıkarılıyor, anadan üryan kalıyorsun. Ağzındaki takma dişlerin bile çıkarılıyor. Parmağındaki yüzükler… hiçbir şeyin kalmıyor. Anadan nasıl doğdunsa aynı şekilde anadan üryan çırılçıplak ahirete gideceksin. Sadece ahiret için 12 mt. bir bez lazım. O da nasip mi, değil mi, belli değil. Allah korusun. Ya ateşte yanar kül olursan toprağın bile bulunmaz ya da denize düşer boğulursan cesedin bile bulunmaz. Bir çok insan bu şekilde ölüyor. Bunlar bizim için ibrettir.

Peygamberimize (sav) bir genç arabi geldi:

  • Ya Resulallah, ölüm bana hiç tesir etmiyor. Neden?

Soruyor Allah Resulü’ne, öğüt almak istiyor. Yani, ‘niçin ölüm korkusu kalbime girmiyor?’ diye. Allah Resulü ona üç şey tavsiye buyuruyor:

  • Cenaze namazlarında bulun.
  • Kabirleri ziyaret et.
  • Hastaları ziyaret et.

Genç gidiyor, bunların hepsini yapıyor ama hiçbir şey değişmiyor. Yine kalbinde ölüm korkusu yok. Tekrar Allah’ın Resulüne geliyor:

  • Ya Resulallah, senin buyurduklarını yaptım. Fakat yine ölüm korkusu kalbime girmiyor. Ben yine ölmek istemiyorum.

Peygamberimiz (sav), ona dedi ki:

  • Ben sana dedim ki, ibret al. Sen cenaze namazına durduğun zaman diyeceksin ki; “Şu tabutun, bu sandukanın içerisinde yatan benim. Ey nefis bir gün sen de buraya yatacaksın.” Dedin mi?

Demedim ya Resulallah.

  • Hasataları ziyarete gittiğin zaman düşündün mü, ibret nazarıyla baktın mı? “Bir gün bu ölüm döşeğine ben yatacağım” dedin mi?

Demedim ya Resulallah.

  • Kabirleri ziyarete vardığın zaman; “Ey Ehl-i kubur, siz de benim gibi, gezdiniz, tozdunuz, yediniz, içtiniz. Fakat şimdi kabirde sonsuz bir yolculuğa çıktınız. Bir gün ben de sizin yanınıza geleceğim” dedin mi?

Demedim ya Resulallah.

  • Böyle yaparsan o zaman ölüm korkusu kalbine girer, buyurdu Peygamberimiz (sav)

Adam cenazesini musalla taşına getiriyor, çıkıyor kenara. Caminin bahçesinden dışarı çıkıyor.

  • Peki bu adam kim?
  • Babam.
  • Sen neyisin bunun?
  •  Oğlu.
  • Sen neyisin?
  • Eşi… dostu… yakın akrabası… her ne ise.
  • Peki siz niye bu adamın cenaze namazını kılmıyorsunuz? Bu adam müslüman mı?
  • Evet.
  • Sen?
  • Ben de müslümanım
  • Peki müslüman müslümanın cenaze namazına iştirak etmez mi? Bir gün de sen geleceksin buraya.

O kadar rastladım ki görev yaptığım zaman. Şimdi de aynı durum devam ediyor. Cenaze musalla taşında, müslümanlar camide. Namaz kılan müslümanlar çıkıyor cenaze namazını eda ediyor. Cenaze sahibi dışarıda bekliyor. Fakat düşünmüyor ki, bir gün de ben öleceğim.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: “Hasta ölmez, belki hasta şifa bulur, kalkar gezer. Hastayı ziyarete giden ölebilir.” Geçen gün bir arkadaşımız öyle anlattı. Babası ağır hasta diye oğlu askerden babasını ziyaret için geliyor. Oğlu kaza geçirip ölüyor. İşte Resulullah ’ın sözünün tezahürü. Fakat biz neden ibret alamıyoruz.? Bunu bir türlü anlamış değilim. Ölmüşlerimizden, analarımızdan, babalarımızdan, dedelerimizden, yakınlarımızdan, eş ve dostlarımızdan neden ibret alamıyoruz? Bir türlü dünyayı boşayamadık, dünyayı bırakamadık.

Allah Resulü (sav) şöyle buyurur:

“Merak etmeyin siz dünyayı bırakmadıkça dünya sizi bırakmaz. Siz dünyayı bırakırsanız dünya arkanızdan koşarak gelir.”

Adam parayı çıkarıyor, yüzüne sakalına sürüyor, öpüp başına koyuyor. İşte yarın yevmül mahşerde o Mahkeme-i Kübrâ ’da bu parayı sevenlere ne denecek biliyor musunuz?

  • “Git rabbine git. Kimi öptün başına koydunsa senin ilahın odur.”

Kim şeytanın uşağı olduysa, şeytanın yolundan izinden gittiyse, Cenab-ı Hak o insanları, o cemiyetleri şeytana gönderecek. Cenab-ı Hak, onlara sahip çıkmayacaktır:

  • “Gidin, ilahınız şeytandır. Kimin yolundan, izinden gittiyseniz gidin oraya.”

Gidecekler, bir bakacaklar ki şeytan aleyhillane ateşten kürsü üzerinde cayır cayır yanıyor. Ona; “Bizi kurtar” diyecekler. Şeytan kahkahayla gülecek o kendine tabi olanlara:

  • “Yazıklar olsun size, vay size, yuh olsun size. Siz Kur’an’da duymadınız mı ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır’ diye. Rabbiniz Allah size bildirmedi mi? Sizin peygamberiniz size bildirmedi mi? Din alimleri size söylemedi mi? ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, siz de ona düşman olun’ demedi mi?”
  • “Dedi ama biz dinlemedik.”

Böylece onlar mahşer yerinde sahipsiz kalacaklar. Allah’ım bizi orada sahipsiz bırakma. Orası öyle bir yer ki,

“O gün orada kişi annesinden, babasından, kardeşinden, eşinden kaçacaktır.” ABESE 34-37Ne kardeş kardeşe, ne evlat ana-babaya, ne ana-baba evladına dönüp bakabilecek. Ana-baba bağıracak evladına;

  • “Oğlum! Evladım! Şu sırtımdan yükü al, yürüyemiyorum.”
  • “Git ana, yahu. Ben kendi yükümü taşıdım mı ki, sen kaldın?

İşte “vay nefsi ”denen yer orasıdır. Peygamberler bile orada “vay nefsi” diyecek. Yalnız bir peygamber hariç: Hz. Muhammed (sav). O’nun başına Şefaat-ı uzmâ tacını giydirecek Cenab-ı Hak. O nebilerin, resullerin imamı, evliyaullahın rehberi Hz. Muhammed’in (sav) başına. O bize şefaat edecek. Allah bizleri onun şefaatine nail eylesin.

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:

“Ümmetimin üzerine öyle bir zaman gelir ki, beş şeyi severler beş şeyi unuturlar:

  1. “Dünyayı severler ahireti unuturlar.” Öyle değil mi? Biz hep dünyayı sevdik. Ahirete yönelen ahireti seven yok. Zaten ölmek istemiyoruz. Hep yaşamak istiyoruz. Nefis bir türlü ölümü kabul etmiyor.
  2.  “Malı mülkü severler, sonunda hesap vereceklerini unuturlar.” Buyuruyor ki Peygamberimiz (sav): “Bir kişiye zenginliğinden dolayı tazim ve ikramda bulunursan, (onun önünde el bağlar, ceketinin düğmelerini düğmelersen, zengin diye önünde eli bağlı durursan) dinin gider. Tazim ancak Allah’a mahsustur. El bağlayıp huzurunda durmak sadece Allah’a mahsustur.
  3. “Halkı severler, Hakk’ı unuturlar.” Halkın kötü işlerine alet olma. Onların isyanlarına ortak olup hakkı unutma. Evet halkı da seveceksin. Biz müslüman kardeşlerimiz birbirimizi Allah için seviyoruz. Onun için biraraya geliyoruz. İstirahatlarınızı terkediyorsunuz, sohbete gideceğiz diyorsunuz. İşte istirahatinizden, uykunuzdan, dünyadan, her şeyinizden fedakarlık yapmanız sizin Hakkı unutmamanızdır.
  4. “Günahı işlerler, tevbeyi, kötü huyları iyi huylara çevirmeyi unuturlar.”
  5. “Saraylarda köşklerde yaşamayı severler, fakat kabri unuturlar” Sen sarayda oturuyorsun ama saray bir gün başına yıkılacak, kabre gireceksin. Eğer amelin yoksa o kabir de başına yıkılacak; o kabir cehennem çukurlarından bir çukur olacak. Perişanlık hali alacak seni, öyle çepeçevre azap seni çevirecek, kurtuluş olmayacak.

Malın, mülkün, sarayın bütün hepsi burada kalıyor. Hiçbir şey iğne iplik dahi ahirete götüremiyoruz. Kendimizi Kur’an ve Sünnet’e göre ayarlamamız lazım.

Allah dünyayı bizlere sevdirmesin. Dünyayı kazanırsan da sevmeyeceksin, Allah’ın verdiği nimetleri, kazandığın şeyleri infak edeceksin. Fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine vereceksin. Fakat sevmeyeceksin. Cenab-ı Hak, “zengin ol, malın olsun fakat infak et” buyuruyor.

Cenab-ı Hak Hz. Musa’ya vahy yoluyla hitap ediyor: “Ya Musa! Fakirlik sana doğru geldiği zaman, onu hoşgeldinle karşıla. Zenginlik sana doğru geldikçe onu kov. Hac yapmayan zenginler, zekat vermeyen zenginler, fakiri tanımayan zenginler var. işte bu zenginlerin malları onların başlarına bela, musibettir.

Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır: Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır. TEĞABUN: 15

“Mal ve evlat insanın başının belası, musibeti, imtihanıdır.” Eğer evladını Allah yolunda İslam terbiyesiyle yetiştirirsen, Kur’an terbiyesi verirsen, Hz. Muhammed (sav) Efendimizin ahlakını ona öğretirsen o zaman o evlat senin için bir nimettir. İşte o nimeti iyi kullanırsan Allah sana mükafat verecek, cennet köşkleri verecektir. Elindeki malı Allah yolunda infak edersen, ihtiyaç sahiplerine verirsen o mal senin için bir nimettir. Fakat evladına İslam terbiyesi vermezsen, evladına İslam’ı öğretmezsen, namazı, ibadeti, ilmihali öğretmezsen o evlat senin başına bir bela, bir musibettir.

Yüce Allah, sana bu nimetleri emanet olarak verdi. Çünkü evlad sana emanettir. Mal sana emanettir. Ellerin, ayakların, gözlerin, kulakların, dilin sana emanettir. Bu emaneti güzel kullanacaksın. Yerinde kullanacaksın. Allah. dili, sana gıybet edesin diye yaratmadı. Allah’ı zikretmek için yarattı, Kur’an okumak için, ilim öğrenmek için yarattı. Dedikodu için sana vermedi o dili. O dil senin için bir nimettir.

Allah’ın Resulü (sav) mübarek eliyle dilini tutarak şöyle buyuruyor: “Ey ashabım! Zannetmeyin ki bu dil ufacık bir et parçasıdır. Bunun bela ve musibeti çok büyüktür.” Onun bela ve musibeti nedir? Gıybettir, dedikodudur, zandır, iftiradır. Allah’ım, bizleri bu ve benzeri günahlardan koru.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top