Bir Müridde Bulunması Gereken Özellikler Nelerdir ?

Bir Müridde Bulunması Gereken Özellikler Nelerdir ?

Tarikata giren bir müridin her şeyden önce doğru olması gerekir. Çünkü bütün tarikatların temelinde doğruluk yatar. Doğruluğu kendine şiar edinmeyen bir mürid hiçbir yere varamaz. İlk önce hakkı ve doğruluğu benimsemek ve yaşamak gerekir.

Gerçek tarikat şeyhleri hiçbir zaman müridlerine zor, aşılması, gidilmesi, varılması imkansız yollar göstermemişlerdir. Aksine en kısa ve en doğru yolu gösterip onu yaşatmaya çalışmışlardır.

Mürid daha sonra niyetini ve amelini düzeltmelidir. Helâli haramdan, farzı sünnetten ayırt edecek kadar fıkıh ilmini bilmesi gerekir. Mürid, sürekli, her an Allah’ın kudret eli altında olduğunu bilmeli ve buna göre hallerini hareketlerini kontrol etmelidir.

Mürid, kendisine ait olsun başkalarıyla ilgili olsun sırları çok iyi saklamalıdır. İçinde bulunduğu maddi ve manevi halleri, dereceleri hiç kimseye söylememelidir. Ancak her şeyini her durumunu kendisiyle ilgili tüm ayrıntıları, bilgileri şeyhine, mürşidine bildirmelidir. İfrat ve tefride sapmadan şeyhinden aldığı maddi ve manevi görevleri ve emirleri yerine getirmelidir.

Mümkün surette haramlardan kaçmalıdır. Mürid, haramlardan kaçtığı kadar şüpheli olan şeylerden de kaçmalıdır. Çünkü şüpheli olan şeyler insanı zamanla takva ehli olmaktan uzaklaştırır. Mürid kendisini aynı zamanda nifaktan koruyarak kalbini bu tür şeylerle meşgul etmemelidir.

Şeyhinin sohbetlerine devam etmelidir. Müridin, şeyhinin sohbetlerine devamlılığı çok önemlidir. Tabi ki bu söylemimiz, şeyhin yakınında olan müridler için geçerlidir. Fakat diyelim ki şeyh İstanbul’da, mürid Erzurum’da yada İzmir’de ise, bu mürid de şeyhinden almış olduğu rabıta ve tefekküre devam etmeli, varsa kitaplarını, risalelerini takip etmelidir. Onu tarikatından, şeyhinden uzaklaştırabilecek gururlu, kendini beğenmiş insanlardan kaçarak son derece edepli olmalıdır.

Şazeli Hazretleri (k.s.) şöyle buyuruyor. “Bir müridde sayacağımız şu kötü hasletler varsa o kendini mürid olarak değil de taş, toprak olarak kabul etsin. Bu hasletler şunlardır:

– Küçüklere şefkat ve merhamet sahibi değilse,

– Büyüklere saygısız davranıyorsa,

– Kendi öz canına acımıyorsa,

-Nefsini her şeyi yapabilecek kadar serbest bırakıyorsa,

– Zalim insanlarla oturup kalkıyorsa.

– Gerçek tarikat erbaplarından uzak kaçıyorsa,

-İhtiyaçlı, fakir ve yetimlerin yardımına koşmuyorsa,

– Beş,vakit namaza devam etmiyorsa (Cemaatle namaz kılmaktan acizleniyor, kaçıyorsa)

O kendisine mürid değil de ben taşım, benim topraktan, ağaçtan farkım yok desin.”

Mürid, bir gününü yani 24 saatini gayet itina ile Rızaullah için değerlendirmelidir. Şöyle ki; nefsini hesaba çekmeli, tefekkür etmeli, dualardan ve münacatlardan ayrılmamalı, zikir meclisleri ve o meclislerdeki ihvan ve kardeşler ile sohbetlere devam etmeli, bunların dışında kalan vaktinde de Allah’ın mübah kıldığı şeyleri yapmalı yasaklara ve haramlara uzanmamalı, bulaşmamalıdır.

Mürid, yaptığı her şeyi Rızaullah için yapacak, sürekli olarak Cenâb-ı Hakk’ın (c.c.) kontrolü altında olduğunu unutmayacak, çevresindeki her şeye, her fiile bir sebep gözüyle bakacak ve onları yani o sebepleri birer basamak olarak kabul edip o basamaklarla Allah’a (c.c.) yükselmeye çalışacaktır. Allah’tan başka her şeyi gönlünden çıkarıp atmaya çalışmalıdır. Mürid Allah’tan başkasından bir şey istememeli ve beklememelidir. Allah’ın vereceğini kullardan beklemek o müridin acizliğine delalet eder.

Müridlik Allah’ın servetine güvenip her şeyi ondan dilemek ve her şeyi ondan beklemek, O’ndan gayrisine minnet etmemek ve el açmamaktır. Gerçek zenginliğin bu olduğunu unutmamalıdır. Yine Ahmed Ziyaüddin Hazretleri (Camiul Usul) adlı eserinde mürid hakkında şöyle buyuruyor:

“Salik (mürid) kalbini diri tutacak şeylerle diriltmeli ve arızaları varsa tamir etmelidir. Kalbin tamiri de dört şey karşılığında yine başka dört şeye dikkat etmekle olur:

Birincisi: Dünyanın bir gurbet evi olduğunu hatırdan çıkarmamak ve bu evde kötülüğe götürücü nefse acımamak ve ona uymamaktır. Nefsi emmarenin kötülüğü karşısında ona teslim olmamak lazımdır.

Böyle olmazsa ne olur? Kalp nefsi fenalıklarla meşgul olur ve maksadına ulaşamaz.

İkincisi: Ölüm anında vukuu bulacak dehşeti hatırdan çıkarmamaktır. Bu hal öyle bir hal ki insana dünyanın geçici bütün güzelliklerini unutturur. İnsanı zühd ve takva sahibi yapar.

Böyle olmazsa ne olur? Ölümü unutup dünyadan dünyalıktan mahrum kalma endişesi başlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi ümitlere kapılır bu halde kendisine her türlü bela ve mihnet getirir.

Üçüncüsü: Kalbi Allah sevgisinden boş ve mahrum etmemektir.

Böyle olmazsa ne olur? Müridde uzun ümit ile gururun kalbi kuşatması başlar. Kalbin bütün gururla, uzun ümitlerle kaplanması ibadette tembellik etmenin veya tamamen bırakmanın anahtarıdır.

Dördüncüsü: Daima Allah’ın huzurunda olduğunu ve onun kapısında beklediğini hatırdan çıkarmamaktır. Böyle olursa mürid her hareketinin şeriata uygun olup olmadığını sürekli kontrol eder. Her işinden sonra kendini yani nefsini hesaba çeker. Bu durumdaki her müridi ise her an haya duygusu kuşatır.

Böyle olmazsa ne olur? Mürid her an Allah’ın huzurunda olduğunu unutursa, Allah’a karşı cüretkar davranmaya, kendi nefsini beğenmeye başlar hareketlerin de şımarıklık gibi çok çirkin haller baş gösterir. Allah’ı (c.c.) İslamı ve onu bütün değerlerini hafife almaya başlar.”

Nitekim Cenab-ı Hakk Kur’ân-ı Kerim’de Fussilet suresi 23. ayeti celilesinde mealen şöyle buyuruyor:

“İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti ve zarara uğrayanlardan oldunuz.”

Tarikatlarla hatta İslam diniyle alâkası yokken sonradan uydurulup dine ve tarikatlara mal edilen bid’at ve hurafelerden mürid, şiddetle sakınmalıdır.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top