Allah ‘a İnanmak

Allah ‘a İnanmak

Allah’a iman, İslam’ın temelidir. O’nun varlığına ve birliğine inanmadan İslam dairesine girilemez. En güzel isimler, en yüce sıfatlar O’nundur. Rahman ve Rahim olan da Allah’tır. O’na kimse eş olamaz. Herşeyden âlîdir. Mahlûkâtı kudretiyle yaratan bütün işleri hikmetiyle takdir eden, ilmi her şeyi kuşatan O’dur. Kelimesi noksansız, tamam olmuştur. Rahmeti herşeyi kuşatmıştır. O’ndan başka ilah yoktur. O’ndan yüz çeviren, yalan söylemiştir.

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayan şeyleri denizde akıtıp taşıyan o gemilerde, Allah’ın yukarıdan indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, hareket eden her hayvanı orada çoğaltıp yaymasında, gökle yer arasında Hakk’ın emrine boyun eğmiş olan rüzgarları ve bulutları evirip çevirmesinde aklı ile düşünen bir kavim için nice ayetler vardır.”  Bakara Suresi: 146

“De ki, göklerde ve yerde neler var, bir bakın.”[1] Gökkuşağındaki renklere, çocuklara, minnacık ellerine, yumuşacık tenlerine, şu kısacık hayat macerasına, birbirini takip eden geceye ve gündüze evrendeki eşsiz düzene güneşe, aya, yıldızlara, geçip giden günlere, yaklaşan sona, ağaran saçlara, hergün aramızdan ayrılıp ötelere göçenlere bakıp düşünün. Hasılı, Alemlerin Rabbini, O’na döneceğimizi, sorguya çekileceğimizi düşünün…

“De ki, O Allah birdir. Her şey O’na muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir.”[2] “Sizin Rabbiniz birdir. O’ndan başka ilah yoktur.”[3] O Rahmandır, Rahimdir,[4]güçlüdür,[5] her şeye galiptir.[6]

Melik, Kuddûs, Azîz, Hâkim de odur. Birdir, tekdir. Hiç kimseye, hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Doğmadı, doğurulmadı. Hiç kimse O’nun dengi olmamıştır. Hiç bir şey O’nun benzeri değildir. Hakkıyla duyan, kemaliyle görendir. Benzeri yok, hâmisi yok, şeriki yok, veziri yok, müşaviri yok. O’nda öyle bir heybet var ki, bütün illetleri öldürür. Öyle bir tevhid var ki, bütün teaddüdü (çokluğu) yok eder. O öyle bir varlıktır ki, tarif ve tahdit edilemez. O’nun ilmi, göklerde ve yerde, bunların aralarında bulunanların hepsini kuşatır. Taşların, kumların sayısını, dağların ağırlıklarını, denizlerin ölçülerini, kulların amellerini, nefeslerin sayılarını, bilen hiç şüphe yok ki O’dur.

“Allah ve Resulü’ne itaat ediniz. Çekişmeyin ki zayıflarsınız, rüzgârınız gücünüz, kuvvetiniz gider. Sabredin zira Allah, sabredenlerle beraberdir.”[7]Yaşadığımız evrensel kaosun temeli, kula kulluktadır. Paranın, menfaatin, maddenin esiri olmaktadır… Maneviyatın son planlara atılmasındadır.

“De ki: Namazım, ibadetim, hayatım, ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur…”[8] (En’âm: 161-163) Gelin kula kulluğa son verelim. Yalnız alemlerin rabbine, bizi yoktan var edene boyun eğelim.

Yıllar geçiyor, ayaklarda derman kalmadı. Mafsallar bedenimizi taşımaktan aciz. Ölümün habercileri olan beyaz teller sardı saç ve sakalımızı. Bu meyanda oturup düşünmek ve uyanmak düşer bize. Çünkü ölüm kapımızda. Ve ölümsüzlüğe uzanan bu yolda ötesi için ne hazırladık sorusunu sormalıyız. Erzağımızı kontrol etmeliyiz. Bugün müslümanlar iktisadı iyiden iyiye anlamaya ve kavramaya başladılar. O halde hesaplasınlar o derin bilgileriyle eldeki erzakla çıkılır mı ebediyet yoluna?

Bir bedevi Peygamberimiz (sav)’e geliyor:

  • Ya Resulallah, bana Allah’ı gösterir misin?

Allah Resulü (sav), onu yakınına alıp oturuyor. Kumların üzerine oturmuş o rahmet peygamberi. Öyle bugünkü gibi köşkte, sarayda değil. Kumların üzerinde, hasır üzerinde ömrü geçmiş. O rahmet peygamberi, alemlere rahmet olarak gönderilen o Nebi, o Resul (sav), otur demiş.

  • Allah’ı mı görmek istiyorsun?

Evet” demiş bedevi. Kumların üzerinde bir deve geçmiş, o devenin izi var. Allah Resulü (sav), o bedeviye diyor ki:

  • Bu iz, neyin izi?
  • Bir devenin izi, ya Resulallah.
  • Şimdi devenin kendisini görebiliyor musun?
  • Hayır
  • Bu iz şimdi neyi ıspat ediyor?
  • Devenin buradan geçtiğini izah ediyor.
  • Şöyle yere, gökyüzüne, şu kâinata bir bak. Bunları yaratan biri var ama biz onu göremeyiz.

İşte Allah’ın varlığının, kudretinin ıspatı çevremizde gördüğümüz varlıklardır. Yer, gök, ay, güneş, yıldızlar, dağlar ağaçlar, çiçekler, böcekler, denizler zerreden kürreye kadar bütün varlıklar, Cenab-ı Hakkın varlığını birliğini ıspat ediyor. Hem de zerresinden kürresine kadar kadar hepsi Rabbini zikrediyor.

Ey insan! Şöyle bir düşün. Sen ne idin? Seni yoktan var eden kim? Sen ana rahminde olduğunda kim şekil verdi sana? Bir et parçası idin. Sen açtın, O seni doyurdu. Annenin sütüyle seni doyurdu, sana süt bahşetti. Sana ana kucağını nasibetti. Annen seni bağrına bastı. Sen çıplaktın seni giydirdi. Sen aç idin seni doyurdu. Susuzdun seni suya kandırdı. Sana göz verdi, görmen için. Kulak verdi, duyman için. Akıl ve fehim verdi idrak için, inanman için. Fakat gözünle hakikati göremedin. Kulak verdi hakkı duymadın. Akıl verdi inanmadın. Bunların hepsinin sualini Allah kullarına soracak. Ebu Cehil’e; “Gel ey kafir, sen O Nebi’nin, O Resul’ün O alemlere rahmet olan Hz. Muhammed (sav)’in mucizelerini gördüğün halde iman etmedin. O’na eza, cefa ettin. Müslümanlara zulmettin. Müslümanları öldürttün. Şimdi cezanı çek” diyecek, Yüce Allah.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Mübin’inde herşeyi açıkça beyan etti. Bizlere ne mutlu ki, Cenab-ı Hakk’ın “ey insanlar” hitabına mazhar olduk: “Ey insanlar! Biz, sizi bir kadınla bir erkekten yarattık. Sizi şube şube, kabile kabile, millet millet kıldık. İyice birbirinizi tanıyasınız diye. Allah katında en üstününüz, takvaca en üstün olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”[9] Hiçbir kavmin diğerine, beyazın siyaha, sarının kırmızıya üstünlüğü yoktur. Ancak Allah’tan korkmak ile, Allah’ın emirlerine itaat etmek ile, nehiylerine itina edip kaçınmakla üstünlük olur.

Bilal-i Habeşî Hazretleri siyahi bir köle idi. Bu yüzden kadınlar onu sevmezdi ve onunla evlenmek istemediler. Ama Allah’ın Resulü (sav) miracdan döndüğü zaman Bilal’e ne müjde verdi, bilir misiniz? “Ey Bilal! Sekiz cennet de senin için titredi, seni bekliyor” dedi, Allah Resulü. Bilal’in siyahlığı önemli değil. Bilal’in kalbinde olan nur, gönlünde olan iman önemli.. Allah’a ve Resulü’ne olan itaat önemlidir. İşte üstünlük buradadır. Adam çirkinmiş, , elbisesi kirli paslı imiş, saçı sakalı birbirine karışmış, hiç önemli değil. Onun inancı, imanı varsa artık üstün odur.

“Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı “Ol” demekten ibarettir. Hemen oluverir.Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah’ın şanı ne kadar yücedir! Siz de O’na döneceksiniz.”[10]Mülkün mutlak hakimi O’dur. Dilediği gibi yapar. Herşeye kadirdir. O’nun dilediği olur. O bir şeyi yaratmayı murad etti mi hemen olur. ‘Yok ol’ dedi mi, yok olur, ölür gider. Çünkü mülkün sahibi Cenab-ı Hakktır.

Bakıyorum bütün aleme, yazılanları okuyorum. Onlar yabancı, henüz Allah’a iman etmemişler ama Hz. Muhammed’e, onun kişiliğine hayran kalmışlar.. Onlardan biri şöyle diyor: “Ey Muhammed! Gerçekten sen mümtaz bir insansın. Bütün kainatın idaresini sana verseler, sen adil bir hükümdarlık yaparsın. Sana ulaşamadım, seni göremedim. Fakat saygıyla önünde eğilirim, ya Muhammed.” Bizim ateistlerin haline bak. Peygamberimiz (sav)’in ismini bile anmıyorlar. Ağızlarına, dillerine bile almıyorlar. “Sallallahu aleyhi ve sellem” dediğin zaman bazıları: “Bırak be ne ‘sallallahu aleyhi ve sellem’ diyorsun? O da bizim gibi bir kişi” diye zırvalıyorlar. Ey idraki kıt adam, O’nun şefaati olmadan sen cennete giremezsin, o inançsızlığın, o itaatsizliğin seni cehenneme götürecek.

Kur’an bize rehber, Hz. Muhammed (sav) bize önderdir. Yetmez mi? Bu nimet yetmez mi sana? Elinde Kur’an, göğsünde iman, kalbinde iman, önderin Hz. Muhammed (sav), dinin İslam, kitabın Hz. Kur’an, peygamberin Hz. Muhammed (sav). Yetmez mi bu nimet sana kardeşim? Sen niye nankörlük yapıyorsun. Sen niye cahillik yapıyorsun? Niçin inanmıyorsun? Bakınız Cenab-ı Hak ne buyuruyor:

“O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!”[11]Allah’ın nimetlerini sayalım derseniz, sayamazsınız. İşte ben sizin Rabbinizim, Rezzakınızım. Sizi yaratan benim. Bana hakkıyla ibadet ediniz. Bana hiçbir şeyi ortak, şerik koşmayınız. Size rızık veren benim. Başkasına eğilmeyin. Başkasına teşekkür etmeyin. Bir sigara verene teşekkür ediyorsun da sana bunca nimet verene niye teşekkür etmiyorsun. Sana akıl vermiş, göz vermiş, kulak vermiş, ayak vermiş. Bütün evreni en güzel biçimde donatmış, sana sıhhat vermiş, afiyet vermiş. Sen bu nimetleri inkar ediyorsun. Fakat insanların yaptığı küçük bir iyilik yüzünden süklüm büklüm oluyorsun. Hayır istek, temenni ancak Allah’adır. O’nun hazinesinde herşey var. O’nun hazinesinde her şey var. İstedin mi verir. Yeter ki sen iste.

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Yoruma kapalı.

Scroll To Top