Allah ‘a Yaklaştıran Namaz

W-namazMuhterem kardeşlerim!

 Cenâb-ı Hakka sonsuz hamd-u senâlar olsun ki, bizleri Müslüman yaratmış. Müslüman olmayan ülkeleri görüyorsunuz. Her şeyleri var, geniş geniş evlerde oturuyorlar. Son model arabalara biniyorlar. Her istediklerini yiyip içebiliyorlar. Ancak mutlu değiller, huzurlu değiller. Yüzlerine bir bakın, meymenet var mı? Bir de Müslümanların yüzüne bakın. Yetmiş, seksen yaşına gelmiş bir ehl-i namaza bakın. Yüzü nur gibi. Bakın Cenâb-ı Hakk ne buyuruyor:

 “Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir.”

Namaz kılanların yüzlerinde nurlar parlar. O secde eserleri onların yüzlerinde parlar. Kim geceleyin namaz kılarsa yüzünde ayrı bir nur olur. Teheccüd namazı bundan dolayı çok önemlidir. Teheccüd namazı, mümin için dostla buluşmadır. Mesele Allah’ı dost edinebilmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ayakları şişene kadar teheccüd namazı kılıyordu. Çünkü dostla geçen bir sene, bir saniye gibidir. Namazlardan zevk alamamamızın sebebi de Cenâb-ı Hakkla dost olamayışımızdır. Resulullah’ı can-ı gönülden sevemeyişimizdir.

Allah ve Rasûlünün sevgisini, aşkını, muhabbetini gönlüne sokabiliyor musun? Kimin sevgisi gönlünde? Kimi seviyorsun? Hangi sevgi gönlünde ise onunla beraber olacaksın. Âyet-i celilesinde Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki:

 “Allâh, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübârek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır.

Yere-göğe sığmayan, mümin kulunun gönlüne sığan Allah, o kulun kalbini ve yüzünü nurlandırır. Bir kalpte o nur varsa, her tarafa ışık saçar. Parmakla gösterilir. Çünkü onun kalbinde Allah’ın nuru vardır. Allah’ın sevgisi var, korkusu vardır. Bu insan hiç inançsız, ibadetsiz bir insan gibi olur mu?  Allah kullarına şah damarından daha yakındır. Ancak namaz kılmayan kul, Rabbinden uzaktır. İşte namaz, insanı Rabbine yakın kılar. Ya da Rabbinin yakınlığını fark ettirir. Allah’ım! Senden gâfil bir hayat yaşatma bizlere! Bizleri başıboş bırakma! Bizi nefsimizin eline bırakırsan perişan oluruz. Bize sahip ol Ya Rabbi! Bize sahip ol Ya Yabbi!

Değerli kardeşlerim! İbadeti olmayan insanın, -afedersiniz- bir hayvandan ne farklı var?  Sadece yemek-içmekten, şehvetini tatmin etmekten başka zevki olmayan insanın, bir hayvandan ne farkı olabilir? İbadetin zevkini hiç almamış, Allah aşkının, peygamber sevgisinin ne demek olduğunu hiç bilmeyen bir insanı hayvandan ayıran nedir? İçinde namaz kılınmayan, Kur’an okunmayan, dua ve zikrullah yapılmayan bir evin bir ahırdan bir harabeden ne farkı var. Bu evde yaşayanlar, mutsuz ve huzursuz. En küçük bir sıkıntıda perişan olurlar. Hem bu dünyada hem de öbür dünyada perişan… Mutluluk ve nimet yurdu olan cennete ancak gönlünde Allah korkusu olan, Peygamber sevdası olan, ibadetlerle Allah’a yaklaşan kullar cennete girebiliyor.

Cenab-ı Hakk, insanı kendine halife yaratmış, onu medh-u senâ etmiş. Fakat insanoğlu bundan öyle gâfil, öyle bedbaht ki, kendine karşı öyle zâlim ki hayvandan da aşağı dereceye düşüyor. Allah’ın ona verdiği aklı, gözü, kulağı kullanamaz hale geliyor. Bakınız Rabbimiz bu konuda ne buyuruyor:

“Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar gâfillerin ta kendileridir.”

Cenâb-ı Hakk, helal-haram tanımayan, ibadet ve taatten habersiz, hayvanlar gibi yaşayan bu insanları, cehennemin en alt tabakasında yakacak. Hâlbuki hayvanlar cehenneme girmeyecekler. Cehennemin o yakıcı azabını tadanlar, keşke hayvanlar gibi toprak olsaydık da, bu ateşe girmeseydik diyecekler. İşte o zaman hayvandan daha aşağı olduklarını dilleriyle söyleyeceklerdir.

Cenâb-ı Hakk, insanı ahsen-i takvim üzere yaratmış. Ona kulluk vazifesi yüklemiş. Bu görevi yürüttükçe insan olmaya, insan kalmaya devam edersin. Bu görevleri yerine getirmekten kaçınırsan insanlığını bırakmış olursun. Ölümü aklından çıkarma. Ölümü düşünmek, tefekkür-ü mevt yapmak, ibadet sevgini arttırır. Birgün ruhun alınacak, kalbin çalışmaz hale gelecek. Bülbül gibi konuşan dilin lâl olacak. Gören gözlerin görmez olacak, duyan kulakların duymaz olacak. Tutan ellerin tutmayacak, yürüyen ayakların yürümez olacak.

Sen bir insansın, Allah seni insan olarak yaratmış. Cehenneme atılan kâfirler, “Ya Rab! Bizi hayvanlar gibi toprak et!” diyecekler.[4] Allah kabul etmeyecek onların sözlerini. Ben sizi hayvan yaratmadım ki, size akıl verdim. Sizi insan yarattım. Sizi kul yarattım. Size görev ve vazife verdim. Ama siz, peygamberlerimi yalanladınız. Göndermiş olduğum ayetlere inanmadınız.

Sûfi olacaksın, derviş olacaksın, Allah’a kendini adayacaksın. Kul olacaksın. Manevî iple manevî zincirle geceni gündüzünü birleştirmeye çalışacaksın. Yatsı namazını kıldıktan sonra teheccüt namazına hazırlanacaksın. Televizyonu, boş şeylerle meşguliyeti terk edeceksin.

Peki, çok mükemmel ve münevver yaratılan bir insanın gönlü,  hayvan olmayı kabul eder mi?  Şimdi Allah’a ibadet etmeyen o insanlara desen ki sen hayvandan daha aşağısın. Bunu asla kabul etmezler. Ben birkaç fakülte bitirmiş, önemli bir müdürüm. Bana nasıl böyle bir şey söylersin, der ve size belki çok tepki gösterir. Fakat Allah, senin malına, mülküne, sözüne, yüzüne bakmıyor. Gönlündeki îmanına, yaptığın amellerine bakıyor ve buyuruyor ki: “sen hayvandan da aşağısın.”Çünkü sen Rabbinin sözüne, emrine kulaklarını tıkadın, hergün göklere çıkan ezan sesine bir hayvan gibi kayıtsız kaldın. Rabbinin davetine icabet etmedin. Kalbine huşu verecek namazı kılmadın. Allah’ın zikrine karşı katılaşmış kalbini yumuşatacak olan Allah’ın kelamını okumadın. Bir hayvandan ne farkın kaldı. Bakınız Cenab-ı Hakk ne buyuruyor:

“Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarak indirdi. Ondan Rablerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar.”[5]

Yoksa kalbini ateş yumuşatır. İçinde Allah’ın sevgisi olmayan kalbi, zikirle ıslanmayan dili, secdeye varmamış bir başı, Kur’an’a bakmamış bir gözü, Kur’an ve hadis dinlememiş bir kulağı, câmiye yürümemiş bir ayağı, hayır ve hasenat yapmamış bir eli, ateş mutlak yakacaktır.  Çünkü o sayılan azaları Cenâb-ı Hakk insana amaçsız vermemiştir. Seni de boşuna yaratıp yeryüzüne göndermemiştir. Seni medh-u sena etmiş, sana birçok meziyetler vererek dünyaya göndermiştir. Allah’la bir irtibatın yoksa, O’nu hiç hayatına dâhil etmeden bir hayat sürüyorsan, ellerini açıp ona yalvarmamışsan senin ne kıymetin var. Bakın cenab-ı Hakk, ne buyuruyor:

  “De ki: “Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?” Demek ki, yalanladılar! O halde yarın ceza (yakalarına) yapışacak!”

Bu cezaya müstehakk olmamak için namaza ihtimam göstermek lazımdır. Rahmetli ninem de şöyle bir deyiş söylerdi:

  • Yatsıyı kıla yatasın,
  • Cennette nura batasın.
  • Terk eyleme kıl namazı,
  • Akşam namazı tez geçer,
  • Kılanlara rahmet saçar,
  • Kılmayanlara azap saçar.
  • Terk eyleme kıl namazı..

Değerli müminler!

Her insan günah işleyebilir. Gaflete düşebilir. İbadete karşı bazen gevşek olabilir. Fakat Rabbimize dönmeliyiz. Gözyaşlarımızla Rabbimizden bizleri affetmesini istemeliyiz. Çünkü onun azabı haktır ve çok elimdir. Bakınız Cenab-ı Hakk ne buyuruyor:

“O halde sabret, çünkü Allah’ın va’di haktır; günahının bağışlanmasını dile ve akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbih et!”[7]

Yani Rabbini sabah-akşam zikredeceksin. Verdiği nimetlere şükredecek, ona münacat edeceksin, bağışlaması için boynunu bükeceksin. Yoksa dilinle boş lakırtılar yapmayacaksın, kahve köşelerinde, televizyon başında zamanını tüketmeyeceksin. Orası müminin yeri değildir. Bunlar namaz kılanın yapacağı işler değildir. Boş şeylerle meşgul olursan, günah işlenen yerlerde bulunursan, yüzündeki secde izi, îman nuru gider. Sakın kumar masalarında oturup kumar oynayanlara bakma ey Allah’a secde eden kul!

Herkesin bir işi var. Çoluk-çocuğunun iâşesini meşru yoldan kazanmak, hem bir vazife hem de ibadettir. Nasıl ki kıldığın namaz, tuttuğun orucun sevabı defterine yazılıyorsa, o çalışma da öyle yazılıyor. Fakat rızkını nasıl kazanıyorsun. Allah’ın haram kıldığı şeylerden mi? Yalan söyleyerek, fahiş satışlar yaparak, onu bunu kandırarak mı rızkını kazanıyorsun? Para nereden gelirse gelsin yeter ki gelsin diyorsan, gayri meşru yoldan kazanıyorsan, o ticaret, o kazanç haramdır. Para kazanacağım derken, namazı terk edersen, namazı hep son dakikalara bırakırsan, rızkına haram karıştırıyorsun demektir.

Çoluk-çocuğuna haram yediriyorsan, kendin haram lokma yiyorsan, secdeden başını kaldırmasan dahi bunun hiçbir değeri yok. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Bir lokma haram yiyenin kırk gün duası kabul edilmez.” Bir lokma haram yiyenin kırk gün duası kabul edilmiyorsa, peki ömür boyu faiz yiyen, kahvehane açıp, meyhane açıp, batakhane açıp çoluğuna çocuğuna rızık götüren insanın durumu nasıldır? Damarındaki kan zaten zehirlenmiş.

Değerli kardeşlerim!

İbadetin ve taatin kabul olması helal lokmaya bağlı. Sen daha çok kazanmak için meşru olmayan şeylere başvurma. Bil ki, az da olsa helal olan rızık, haram karışmış olan çok rızıktan daha hayırlıdır, daha bereketlidir. Fakat kul bunun farkında olmuyor. Rabbin senin rızkını, belli bir ölçüde takdir etmişse, onu haram yollarla arttırmaya çalışma. Belki senin için az rızık, çok olanından daha hayırlıdır. Bir de Rabbin senin için ne kadar takdir etmişse, sen ondan fazlasını zaten yiyemezsin.

Dünya ile imtihan olmak zordur.  Bakınız Cenab-ı Hakk ne buyuruyor:

“Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve öyle bir günden ürperti duyun ki, baba, çocuğundan (taraf) birşey ödeyemez; evlat da babasından taraf birşey ödeyecek değildir. Muhakkak Allah’ın va’di gerçektir. O halde sakın
dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur (şeytan) sizi Allah(‘ın affın)a güvendirerek aldatıp cehenneme sürüklemesin!”

Dünyayı sevmeden, dünyaya kalbini açmadan, hırsla para-pul peşinde koşmadan bir hayat yaşamak çok zordur. Fakat cenneti, Cemâlullah’ı kazanmak böyle yaşamaya bağlıdır. Hatta güzel bir ölüm bile buna bağlıdır. Dünyaya hırsla bağlanmadan, ibadet ve taatle dolu bir ömür sürenlerin ölümleri çok güzel olur. Bakınız size, ehl-i namazın, ehl-i zikrin ölümünden bahsedeceğim. Bu kişi benim ağabeyim. İster ağabeyim olsun ister bir başka Müslüman kardeşim olsun, farketmez. Önemli olan Allah’a salih bir kul olması.

Bir buçuk senedir, Cenâb-ı Hakk ağabeyimi bir şey yemeden yaşatıyordu. Günde sadece iki bardak süt içiyordu. Vefatına on gün kala o iki bardak sütü de içemez oldu. Bazen telefon açıp; “Abi nasılsın? Ağrın, acın var mı? diye sorardım. O da; “Ağrım, acım çok, kasıp kavuruyor ama kimseye şikâyet etmiyorum. Rabbim bu hastalık sebebiyle vereceği sevabı keser diye korkuyorum.” derdi. Allah’a böyle bağlı bir insandı. Ömrü boyunca her namazını câmide kılan ağabeyim, gittiği son Cuma namazının birinci rekatini ayakta kılıyor ikinci rekatine kalkamıyor ve oturduğu yerde namazını tamamlıyor. Namazdan çıktıktan sonra eve gelip yatıyor ve “-Hoca kardeşimi çağırın, gelsin!” diyor. Telefonla bizi çağırdılar ve biz de Kars’a gitmek için uçağa bindik. Ağabeyim duvardaki saate bakıp bakıp, uçak gelmedi mi diye soruyor. Dikkat buyurun! Hem bizim gelmemizi bekliyor, hem dakika dakika ölümünü izliyor. Onun derdi, hoca kardeşim bana yetişecek mi yetişmeyecek mi? Ne de olsa o ağabey, biz de kardeşiyiz; basit bir şey değil.

Ve vardık, selam verdik. Gözünü açtı, “-geldin mi?” dedi. “-Geldim ağabey.” “-Seni gördüm ya ölsem de ah demem.” Biz bir hafta kaldık yanında elhamdülillah. Son yarım saat sekerât-ı mevte geçti. Biz de beş-altı kişi başucunda kelime-i tevhid getirmeye başladık. Kelime-i tevhidi sesli söylüyoruz. Bakınız o can göğsüne gelen o ehl-i salât, ehl-i namaz, biz “Lâ ilâhe illallah” dedikçe elleriyle tempoya uymuş, bizimle birlikte “Lâ ilâhe illallah” diyor. Son dakikalarda artık eli kolu kalkmaz oldu. Sadece derinden nefes alıp veriyordu. Ben de yanımdaki cemaate, “-Yakına gelin ölmek üzere olan bu insana bir bakın! dedim. Bu ölüm sarhoşluğu içindeki, canı hulkumda olan bu insanın nefesi ne diyor?” Yarım saat Allah diye diye ruhunu teslim etti. Çünkü bu insan amel-i salih sahibi idi, ehl-i zikir idi. İşte ehl-i namazın, ehl-i zikrin, ehl-i takvânın son nefesi böyle oluyor.

Biz de böyle bir ölümü haketmek için çalışıyoruz, böyle güzel bir ölümü haketmeleri için şu ümmeti zikrullaha davet ediyoruz. Gelin zikrullahtan mahrum kalmayın! Bir gün son nefes gelecek, hayatın son bulacak, Azrail (a.s.) başucuna dikilecek ve ruhunu alacak. Sen de gel bu meclislere! Bu meclislerden, câmilerden, dergâhlardan uzak durma! Yoksa ölümün çok çetin olur. Müslümanca yaşamazsan nasıl müslümanca öleceksin?! Şu hadisi duymayanınız yoktur: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz.”

Değerli ve kıymetli kardeşlerim!

Bir gün gelecek dükkânlarınız, evleriniz kapalı kalacak. Köşklerinizde saraylarınızda başkaları oturacak. Bunu bilin, unutmayın ve ahirete hazırlık yapın. Kalbinizdeki küfrü, nifakı, fıskı atın. Kalbinizdeki putu kırın. Nefis putunu kırın. O nefsin sözüne bakmayın. Nefis insanın düşmanıdır. Şeytan insanın düşmanıdır. İnsanı kötülüğe götürür ve sonunda cehenneme sürükler.

Allah neslimizi, evlatlarımızı amel-i salihlerden eylesin! Onlara ibadet ve taat nasip eylesin! Gönüllerine aşkını feyzini muhabbetini ihsan eylesin! Eğer bir babanın evladı namaz kılmıyorsa babadan sorulacak. Bir annenin kızı namaz kılmıyorsa anadan sorulacak. Bir ana-baba kızını bir dinsize verdiyse, namaz kılmayanla evlendirdiyse, Allah-peygamber tanımayana verdiyse Cenâb-ı Hakk o ana-babayı cennete koymayacak. İsterse o ananın babanın ibadet ve taatleri yeri ve göğü doldursun. Eğer bir ana-baba evladına dinini öğretmediyse, namazı öğretmediyse o ana-babanın cennete girmesi çok zordur.

Allah İslâm dinini, insanlar ona uysun diye yeryüzüne göndermiş, yoksa insanlar onu kendilerine uydursun diye değil.  İman ettim diyen kul, dine uyacak, Allah’ın emirlerine uyacak, dinin emirlerine uyacak, Allah’ın şeriatine uyacak. Cenâb-ı Hakk, dinine uymayı, emirlerine boyun bükmeyi bu camaate nasip etmiş. İbadet ve taati, zikrullahı, şeraitı yaşamayı, tarikatı yaşamayı bizlere nasip eylemiş. Gece ve gündüz başlarımızı secdeden kaldırmadan Cenâb-ı Hakk’a hamd etsek, yine de tam anlamıyla şükrümüzü yerine getiremeyiz.

Oğluna, kızına beş yaşına gelince dinini öğretmeye başlat. Yedi yaşına gelince namazı öğret, on iki yaşında namazı emret. Çocuğuna namazı öğretmeyen, namaz kılma yaşına gelince örtünmeyi emretmeyen ana-baba cennetin kokusunu bile alamayacak. Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki:

“Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür; ebedi kalacak iyi işler ise, Rabbinin katında sevapça da hayırlıdır, ümitçe de hayırlıdır.

Allah (Azimüşşan) soracak; “-Sana dünyada verdiğim malları nasıl kazandın, nereye harcadın? Sana bahşettiğim evlatları İslâm üzere yetiştirdin mi? Onlara namazı, tesettürü emrettin mi?

Ezan-ı Muhammedî okundu. Allah hepinizden razı olsun, ölmüşlerinize gani gani rahmet eylesin! Cenâb-ı Hakk bizleri ahirete hazırlık yapan kullarından eylesin! Cenâb-ı Hakk gönüllerimizi zatından ayırmasın! Bizlere hakiki namazı kılmayı nasıl eylesin. Namazın hakikatini göstersin. Bizi bize bırakmasın, ona sığınıyor, ondan istiyoruz. Dualarımızı büyüklerin dualarına dâhil eylesin!  Sohbetimizin te’sirini ihsan eylesin ve bütün cemaatimizden Allah razı olsun! Âmin!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top