Ahiret Yolculuğu

Bu İslâmî akış, şer’î akış, tarikat-hakikat akışı Allah’a doğru gidiyor. Bu öyle bir akış ki bunun geriye dönüşü yok. Gider, menzilinde mekân tutar. Asıl mekân orasıdır. Asıl vatan, ahirettir. Müminlerin asıl yurdu cennettir. İşte bu yürüdüğün yol cennete gidiyor. Bu yol öyle bir yol ki, azıcık ayağın kaydı mı, ufacık da olsa bir nefse uydun mu, ayağın buzda kayması gibi yıkılır düşersin Allah muhafaza. Şeytanın tuzağına düşersin. Nefsin esiri olursun. İşte bu yol seni hem nefsin elinden, hem de şeytanın tuzağından koruyor. İşte bu akışa katıldın, bu gidişe dâhil oldun mu, Cenâb-ı Hakk seni koruması altına almış demektir.

Cenâb-ı Hakk’a giden bu yoldan uzak olanların hallerini görüyorsunuz. Perişan! Ne yediğinde, ne içtiğinde, ne de kazandığında bereket var. Ne gündüzünde, ne gecesinde meymenet var. Yediğinin lezzetini alamıyor. Uykusunun tadını alamıyor. Niçin? Çünkü huzursuz. İman yok, abdest yok, taharet yok, ibadet yok. Allah’a karşı, Resulüllah’a (s.a.v.) karşı sevgi, muhabbet yok. Rahat değil bu insanlar. Çünkü bu kervana karışmamışlar. Gelsinler onlar da dahil olsunlar bu kervana. Onlar da Allah’ı zikretsinler. Gelsinler, onlar da Allah ve Resûlü’nün emirlerine biat etsinler. Onlar da dahil olsunlar bu kervana!

Biz, kime ne yaptık? Kime ne zarar verdik? Câmilerde kavga-gürültü oluyor mu? Kimse bıçaklanıyor, öldürülüyor mu? Zikir meclislerinde, dinî sohbetlerde, Resûlullah’ın (s.a.v.) toplumunda, şeriat meclisinde böyle bir olay hiç vuku bulmuş mu? Hayır. Niçin? Allah için toplanıp bir araya cem olan insanlar, Allah’ın emriyle toplanıyorlar. Onlarda Allah korkusu var. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi ve şefkat var. Huzur ve sükunet var. Binlerce kişinin toplandığı câmiden çıt çıkmıyor. Bunun benzerini görmek mümkün değildir.

 Evet Müminler!

 Ayet-i celilesinde Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

“Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır.”

Ayet-i kerimeler bunu pek açık olarak ifade ediyor. Kıyamet gününde bir takım yüzler parıl parıl parlar ve Cenâb-ı Hakk’ın cemalini seyrederler. İşte bu kervana katılan ehl-i zikir, ehl-i takvâ, ehl-i namazın varacağı yer! Onların varacağı menzil! Bu kervan işte oraya gidiyor. Ebedilik yurduna gidiyorlar.

“İbn-i Ömer (r.a.) anlatıyor:

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Cennetlikler cennette, cehennemlikler de cehennemde oldukları zaman ölüm getirilir. Cennetle cehennemin arasına konup orada kesilir. Sonra bir münâdî nidâ eder: “Ey ehl-i cennet! Artık ebediyet var, ölüm yok! Ey ehl-i nâr! Artık ebediyet var, ölüm yok! Bununla cennetliklerin sürûru daha da artar. Cehennemliklerin de hüznü artar.”

Allah’ım, bizlere yardım et! Bizleri gaflet uykusundan uyandır, ya Rabbi! Gecelerimiz boş, gündüzlerimiz boş geçiyor, hep lakırtıyla geçiyor. Günlerimiz, ömrümüz hep boş şeylerle geçiyor. Bazen dünyada ebedi kalacağımızı zannediyoruz. Hayır! İşte nidâ, işte emir. Neyin hayâline girdin sen? Gönlüne neyin sevgisini koydun? İşte o kıyâmet gününde Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna vardığın zaman Cenâb-ı Hakk orada herkesin kalbindekileri, yaşadığı hayatı, bilgisayara kaydedilmiş gibi bütün mahşer halkına gösterecek. Her saniyen kaydediliyor. Yarın kıyamet gününde televizyon reklâmı gibi Cenâb-ı Hakk, mahşer halkının huzurunda seni gösterecek. İşte o zaman Cenâb-ı Hakk, o kullarına soracak: Kimi sevdiniz? Kimin arkasından gittiniz? Kimin izinden ayrılmadınız? Kimi kalbinde yaşattıysan senin ilahın odur; git ona. Git onun kapısını çal, senin Rabbin o. İslâmiyeti kendi indi fikirlerine göre yaşadın. Hayır! İslâm dini Cenâb-ı Hakk’ın emrine göre yaşanır. Cenâb-ı Hakk size bir görev ve vazife vermişti. Ahirete, cennete, cehenneme, sırat köprüsüne, öldükten sonra dirilmeye, amentünün altı şartına îman etmeni emretmiş. Beş vakit namazı sana farz kılmış, sana orucu, haccı, zekâtı farz kılmıştı. Ya Rabbi! Ben gâfil bulundum, gelen peygamberlerin emirlerini dinlemedim, şeriata geçiş yok dedim. Nefsime uydum. “Rabbim, lütfen beni (dünyaya) geri döndür!” diye feryat edecekler. Cenâb-ı Hakk, onların seslerini bile kabul etmeyecek. Ama bunlar hayalde yaşıyor. Dünya hayali, dünya sevgisi, dünya muhabbeti gönüllerini sarmış. Allah sevgisi yok. Peygamber sevgisi yok ve gönüllerinde îman yok. Böyle bir insan bu kervana katılır mı hiç!?

Allah’ın nizâmı, Allah’ın kuralları insanların bir arada, huzur içinde yaşamaları için gelmiştir. Yeryüzüne peygamberler bunun için gelmiştir. Ama insanların çoğu Allah’ın dinini, onun nizamını kabul etmiyor. Onu eskilerin sözlerini söyleyen biri olarak görüyor ve inkâr ediyorlar. Firavun da inkâr etti, Nemrut da inkâr etti, Ebu Cehil de inkâr etti. Ama sonunda hepsinin tacı tahtı yerlebir oldu. Onların naralarının çınladığı yerlerde, şimdi Müslümanlar tavaf ediyor, “Lebbeyk allahümme lebbeyk” sesleri yükseliyor. Hani Ebu Cehil? Şimdi onun evleri tuvalet olarak kullanılıyor. Görüyor musunuz?

Bizi can kulağıyla dinleyen kardeşlerimiz! Uyanmamız lâzım. Silkinmemiz lâzım. Basiretlerimizi açmaya çalışmamız lâzım. Ne yapıyoruz? Nereye gidiyoruz? Nereye kadar gideceğiz? Varacağımız yer neresi? Bunu düşünmemiz lazım. İnansan da, inanmasan da musalla taşına konulacaksın. Müslümanlar da gelip senin namazını kılacak. Câmide namaz kılan Müslümanlar o kadar saf ki, musalla taşına gelen herkesin cenaze namazını kılıyorlar. Başında sarık, sırtında bir cübbe ile geliyor hoca efendi. Din düşmanlarının bile cenaze namazlarını kılıyorlar. Öylelerinin namazını genelde düzenin hocaları, lâik hocalar kıldırıyor. O cenâze imamlarının birçoğu namaz bile kılmıyor. Biliyorum, çünkü ben diyanet teşkilatında otuz sene görev yaptım. Onların birçoğu namaz bile kılmıyor.

Bir tarihte Ankara Kocatepe Câmiinde, bir cenaze namazı kılınmıştı. Namaza çok sayıda Müslüman katılmıştı. Namazdan sonra, “Kahrolsun Şeriat! Kahrolsun Şeriat!” diye slogan atılmıştı. Hem İslâm’a küfredilmiş, hem de cenaze namazı kılanlara küfredilmişti. Hem cenazeyi kıldırtıyor, hem de namaz kılanlara kahrolsun diyorlar. Çoğunuz işittiniz, gördünüz.

 Peygamberimiz (s.a.v.), her ne kadar günahkâr olsa dahi ehl-i îman sonunda cennete girecek, buyuruyor. Bir başka hadiste ise; Cennette mü’minlerin derece bakımından en aşağı mertebede olanı bahçeler, saraylar, hanımları ve hizmetçileri ile oturarak bin yıllık bir mesafede olan mülke sahip kimsedir. En üstün derecede olan ise her gün sabah akşam Rabbine nazar eden kimsedir.”[5] buyurmuş ve delil olarak da yukarıda zikrettiğimiz Kıyâme Sûresinin ayetlerini okumuştur.

Cennet ehlinin çoğu Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini görecek. Peygamber efendimiz, ayın on dördüncü gecesi, parlayan dolunaya bakıp buyurdu ki: Gökteki şu ayı nasıl net görüyorsanız, [siz müminler Cennette] Rabbinizi, böyle açıkça göreceksiniz ”[6] Ehli cennet Allah’ın cemalini gördükten sonra ne cennetin köşküne, ne huri ve gılmana, ne de başka bir şeye iltifat edecek. Allah’ın nurunu, cemalini gördükten sonra, Cennet neymiş ki… Asıl ikram Rızâullah. Asıl ikram Allah’ın cemalini görme.

Güzel işler yapanlara ahirette verilecek mükâfat hakkında Allah Teâlâ, şöyle buyuruyor:

 “İyi işler (amel-i salih) yapanlara daha güzeli; bir de fazlası var; yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de aşağılık. Onlar cennet ehli, hep orada ebedi kalacaklardır.”

Müfessirler, bu âyet-i kerimede geçen (hüsnâ) kelimesi cennet ve َ(ziyâde) kelimesi ise Allah Teâlâ’yı ru’yet (görmek) olarak tefsir etmişlerdir. Cenâb-ı Hakk, bu amel-i salihleri bizlere de nasip eylesin.

Allah Teâlâ’yı ru’yet, her türlü mukabeleden, mekândan, cihetten, sûretten, misâlden münezzeh bir görmedir. Gören anlar ve lâkin anlatamaz. Hiçbir müfessir, hiçbir müellif anlatamaz, peygamberler dahi bunun mahiyeti hakkında bilgi verememişlerdir.

Ehlullah, ehl-i tasavvuf diyor ki; Allah’ın öyle salih kulları vardır ki; Rabbisini rüyasında görür. Bunun için amel-i salih sahibi olmalıyız. Zira Cenâb-ı Hakk basiretlerimizi ancak bu şekilde açar. Bizim basiretlerimizi engelleyen, manevi gözlerimizin görmesine mani olan nedir? Dünya sevgisi, nefis ve şeytan. Nefsin elinden, dünyanın hırsından, zenginlik hırsından bir türlü kurtulamıyoruz.  Her ne kadar zenginliğin varsa  da, senin nasibin sadece yiyeceğin o lokmadır.

Kıymetli kardeşlerim!

Dünya hayalini bırakın. Çalışın, çoluk-çocuğunuzun rızkını kazanın, zengin olun. Fakat zengin olacağım diye hırsa kapılmayın. Dünyanın hırsına dalmayın. Dünya hırsına kapıldığınız an, derece derece îmanınız zayıflamaya başlar. Dünya sevgisi kalbinde olan kişi, kâmil îman sahibi olamaz. Bu yol, îmanları kemale erdirme yoludur.

Bakınız altı, yedi yıl arkamda namaz kılan, cemaatimizden biri geçen gün vefat etti, dün taziyeye gittik. Şu anlatacağım olay, nasibi olanlar için açık bir ibrettir. Bu kardeşimiz, arkadaşlarıyla beraber uçağa binip Almanya’ya gidiyor. Uçak havalanıp yarım saat uçtuktan sonra, o kardeşimiz ruhunu teslim ediyor. Uçak tekrar geri dönüyor. Getirip hava alanına cenazeyi bırakıp Almanya’ya yeniden uçuyor. Evlatları o kardeşimizin malını da, mülkünü de, köşkünü de cebindeki parasını da aldılar. Cebindeki parasını bile yiyemedi. İşte dünya bu, kardeşim! Yalancı dünya. İnsanı yüz üstü bırakan dünya. İşte bu dünyaya bu derece sevgi besleme. Bugün parayı çok seven kişiye, yarın kıyamet gününde Cenâb-ı Hakk diyecek ki, kimi sevdin ise senin Rabbin O’dur. Allah’tan gayrı kimi çok seviyorsan onunla beraber olacaksın.  Kimi çok seviyorsan, ahirette onunla haşrolacaksın! Bunu bil. Bunu hiç aklından çıkarma! Mustafa Hoca’nın bu sözünü aklından çıkarma!

Peygamberimiz’e (s.a.v.) birisi gelmiş;

Ya Resulallah, bana öyle bir amel öğret ki cenneti kazanayım!

  • – Namazını dosdoğru kıl.
  • – Namazımı kılıyorum, Ya Resulallah.
  • – Ramazan orucunu tut!
  • – Orucumu tutuyorum Ya Resulallah.
  • – Beyti tavaf et.
  • – Beyti de tavaf ediyorum Ya Resulallah.
  • – Zekâtını ver.
  • – Zekâtımı veriyorum Ya Resulallah. Bunların hepsini yapıyorum. Bunların dışında fazla ibadetim yok, ama Allah ve Resulünü çok seviyorum.

Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Kişi sevdiği ile birlikte olacak.” Kimi çok seviyorsan onunla beraber haşr olacaksın. O sahabi bu müjdeyi alıp gidiyor.

Peygamberimiz başka bir hadisinde de buyuruyor ki ;

“Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde herkes kiminle arkadaşlık yaptığına baksın.”

Öyleyse arkadaşına dikkat edeceksin. Arkadaşın içki mi içiyor, zamanını kahvehanelerde, meyhanede mi geçiyor. Yoksa câmide, sohbette, zikir meclislerinde mi geçiyor? Arkadaşına dikkat et.

Değerli Müminler!

Biz neyimize güveniyoruz? Bu kadar rahatlık, bu kadar rehavet ve gevşekliğin sebebi nedir? Gücümüz kuvvetimiz ne? Azrail (a.s.) başımızın ucuna dikildiği zaman, canımız ayak parmaklarımızın ucundan çekilmeye başladığı zaman ne yapacağız? O zaman başlayacağız kıvranmaya, sağımıza, solumuza bakınmaya, çocuk-çocuğumuzdan medet dilenmeye. “Aman! Acele bir doktor çağırın!” diye feryat edeceksin. Güvendiğin o zenginliğinin, malının bir hayrı olmayacak. Sadece sağına soluna bakınmakla iktifa edeceksin ve sonunda da can hulkumdan çıkıp gidecek. Ellerini, kollarını yanına salıverecek, Mevla’ya teslim olacaksın.

Cenâb-ı Hakk bir kuds-i hadiste buyuruyor ki:

“Bütün yarattıklarım bir araya toplansalar bana hiçbir zarar veremezler. Bütün yarattıklarım bir araya toplansalar bana bir fayda veremezler.”

Bütün güç kuvvet, irade-i külliye, her şey Cenâb-ı Hakk’ın elindedir. Niçin teslim olamıyoruz Allah’a? Cenâb-ı Hakk’a niçin boyun bükemiyoruz. Neden tam manasıyla teslim olamıyoruz? Nefis, dünya sevgisi bırakmıyor bizleri.

Bakınız! Bizi bir araya toplayan nedir? Zikrullah, Kelime-i Tevhid’dir. Kelime-i Tevhid, Allah’ın ipidir. Cenâb-ı Hakk;

“Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve fırkalara ayrılmayın.” diyor.

Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın. Biz de gücümüzün yettiği kadar sarıldık, amma çok gönüllü değiliz. Bazen samimiyet ve ihlâsımız artıyor, can-ı gönülden sımsıkı sarılıyorsun. Bir müddet sonra hemen gevşiyorsun, inancın zayıflıyor, ihlâsın zayıflıyor. Derece derece îmanın zayıflıyor. Nasıl ki ateşli bir hastanın ateşi derece derece yükselmeye başlayınca, 38–40 dereceye çıkınca, doktor hemen müdahale ediyorsa, hasta hayatî tehlikeye düşüyorsa, îmanı, ihlası ve samimiyeti azalanlara da bir gönül doktorunun müdahale etmesi lazımdır. Cenâb-ı Hakk’a karşı, aşkın, feyzin, muhabbetin azalıyor, dünya gönlünü kendine çeviriveriyor, bir anda nefis seni yoldan çıkarıveriyor. Bakıyorsun adam namazını bırakmış, almış olduğu tarikat dersini bırakmış. Artık tasavvuf, mürşid, hiçbir şey tanımıyor. Namazı niyazı terkediyor. Cenâb-ı Hakk sana bu yolda, gücünün yettiği kadar, ibadet, taat yüklemiştir. Cenâb-ı Hakk sana gücünün dışında hiç bir şey yüklememiştir. Herşey gücünün yettiği kadar.

Mesela; günlük ders (vird) alıp mürit olan, zikrullah dersini alıp Allah’a, Resulullah’a, pîr-i meşayıha söz veren bir kul ne yapmalıdır? Farz ibadet ve taatlerinin dışında nafile ibadetler de yapmalıdır. Bu, ihlâslı ve muttaki olmak için gereklidir. Duha (kuşluk) namazı, işrak namazı, evvâbîn namazı, teheccüd namazı kılacaksın. Kur’an’dan kendine vird edinecek, hergün okuyacaksın.

Kur’an-ı Kerîm’i bıraktınız. Kur’an okuyan kardeşlerimiz sadece Ramazan-ı şerif ayında Kur’an’ı ellerine alıyorlar. Onun dışında on bir ay boş geçiyor. Kur’an evinde hapis.  Hapishanede olan insanlar nasıl ki, ne zaman çıkacakları günü bekliyorsa, Kur’an da okunacağı günü bekliyor. Yarın kıyamet gününde o Kur’an seni Allah’a şikâyet edecek! Allah’a şikâyet edecek seni! Çünkü onu, hapsettin. Bu saydığım nafile ibadetlere gücün yetmiyor mu? Gücün yetmiyorsa yavaş yavaş beş vakit namazına devam et, almış olduğun derslere devam et! Bir gün gelir ki – inşallah- o kalbin genişler, o ufacık kalbin engin deryalara dönüşür. Yer ile gök arası kadar geniş olur. Zikrullah orayı genişletir, inşallah. Kelime-i tevhidin nuruyla nurlanır, tenvir olur, şereflenir, ma’mur olur. Kelime-i tevhid Allah’ın nurudur. Lafza-i celal Allah’ın nurudur. Hû esması Allah’ın nurudur. Hakk esması, Hayesması, Kayyûm esması, Allah’ın bütün isimleri, Allah’ın nurlarıdır. O nurları sen zikir olarak çekiyorsun. Eğer biz dediklerimizin arkasında durursak, yapmış olduğumuz ibadet ve taatlerimizi şuurlu bir şekilde, huşû ile yaparsak, Rabbimizin huzuruna ihlâsla oturursak, yapmış olduğumuz ibadet ve taatlerimizin, zikirlerimizin, namazlarımızın feyzini, bereketini alırız. Öyle insanlar var ki ömür boyu namaz kılıyor, yine batıl düşüncelerin, sapık ideolojilerin peşine düşüyor. Sen bırak bu batıl düşünceleri! Gel, Allah’ın yoluna gel! Şeriata gel! Kur’an’a gel! Muhammed Mustafa’ya gel! Gel, Mürşid-i Kâmil’e gel! Dizinin dibine otur, ders al.  Zikrullah ile gönlünü hoş et! Zikrullah ile feyizlen! Cumartesi günleri zikrullah var! O genç kardeşlerimiz “Allah” dediği zaman kalplerinden, yüzlerinden, ağızlarından nurlar saçıyorlar. Gel! Sen de katıl! Niçin kaçıyorsun? Niçin uzak duruyorsun? Neden korkuyorsun? Nereye gidiyorsun? Neyi arzuluyorsun?

Kıymetli kardeşlerim, bu yolun dışında her yol batıldır. İslâm dininin dışındaki tüm yollar batıldır.  Kur’an nizamının dışındaki her nizam batıldır, her kanun batıldır. Kur’an-ı Kerîm’e aykırı bir anayasa batıldır. Onun için sizleri uyarıyoruz. Allah rızası için sizi uyarıyoruz. Gelin Hakk’a gidelim! Bu kervana katılalım! Hep beraber elele, gönül gönüle Hakk’a gidelim! Rabbimize gidelim! Yani bu yolda topal olmayalım. Âmâ olmayalım! Bu yolda sağır olmayalım. Bu yolda uyanık olalım. Kalplerimizi açalım. Gözlerimizi açalım. Yürüyelim! Mevlaya doğru gidelim! Allah’a doğru gidelim! Yürüyelim! Geriye dönmeyelim! Sözümüzden caymayalım! Allah’a tâ ezelde söz verdik, Cenâb-ı Hakka söz verdik. Cenâb-ı Hâkk ruhlara ”Elestü bi rabbiküm” buyurdu. Biz ne dedik? “belâ” yani evet demedik mi?

Ya Rabbi!

Sen bizim Rabbimiz, Hâlıkımızsın, senin varlığını birliğini kabul ettik. Seni “Rab” olarak kabul ettik! Bunu ikrar ettik, ilan ettik. Allah’a söz verdik. Niçin cayıyoruz? Ya Rabbi! Bizleri bu yoldan caydırma! Bizleri tarîk-i müstakimde daim eyle! Ya Rabbi! Bizleri bu kervandan ayırma. Bizi tarikatımızdan, şeriatimizden ayırma, Ya Rabbi! Ümmet-i Muhammed’e birlik-beraberlik ver! Birlik-beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat verme! Onlara da hidayet eyle! Sen istersen kâfiri dahi müslüman edersin, sen hidayet buyurdun mu, bir Alman, bir İngiliz gelip, Kelime-i şahâdet getirerek İslâm’la müşerref olur.  Ya Rabbi! Onlara da îman nasip et! İhlâs nasip et! Şu memleketimizde yaşayan müslümanlara, ehl-i tarikata, ehl-i şeriata göz dikenlere fırsat verme! Onların gözlerini kör eyle! Basiretlerini kapat, ya Rabbi!

Bakınız şeyhimin bir menkibesini size anlatacağım. Ondan sonra fatiha diyeceğim.

Bir arkadaşım anlatıyor: Hayri Baba Rahmetullah Hazretleriyle Galatasaray köprüsünün üzerinden geçiyoruz.

“Evladım“ dedi, “Şurada bir oturalım, bir dinlenelim.” Kalbi var idi. Oturduk. -Hikmet-i ilâhi- oturur oturmaz Kelime-i Tevhid’e başlattı bizi. Halkın, o su gibi akan insanların arasında ”Lâ ilâhe illallah” diye zikre başlattı. Biz başladık zikre… Yanımızdan geçen bir kişi, “Can can kurban! Allah dostları da çarşı-pazarda Allah diyor.” dedi. Biz daha sonra Fatiha dedik, kalktık, yolumuza devam ettik. O arkadaş diyor ki, Hayri Baba hazretlerine yanaştım ve kulağına şöyle dedim. “Efendim, o geçen insanlardan Kelime-i Tevhid sesini sadece bir kişi mi duydu? Diğer insanlar bize dönüp bakmadılar bile?“ Hayri Baba hazretleri, sadece tebessüm etti, bir şey söylemedi.” Akın akın giden insanlardan, o Lâ ilâhe illallah sesini sadece bir tek kişi duyabilmiş. Peygamberimiz de (s.a.v.) muharebelerde ashabı ile zikir ediyordu. İslâm bu, din bu, Allah’ın emri bu!

Ya Rabbi! Sohbetimizi kabul eyle! Bizi birlik beraberlikten ayırma! Bu cemaate merhamet eyle! Ehl-i îmana rahmet eyle! Pirimize, meşayıhlarımıza, hocalarımıza, üstadlarımıza, anne ve babalarımıza rahmet eyle! Ümmet-i Muhammed’in ölmüşlerine rahmet eyle! Hasta kullarına şifa, dertli kullarına deva, borçlu kullarına da ödemeyi nasip eyle, Ya Rabbi!

Eşşeyh Hacı Hafız Mustafa ÖZGÜR (K.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

 

Scroll To Top